MÜRSELAT

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Mürselat 77/1)
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا
İyiliği yaymak için görev üstlenenler[*],

[*] Her müslüman, böyle bir görevle görevlendirilmiştir ama hepsi bunu yapmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hoşgörülü ol, iyiliği emret; kendini bilmezlerden de yüz çevir.” (A’raf 7/199)


(Mürselat 77/2)
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا
işleri sürükleyip götürenler[*]

[*] Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Rabbiniz tarafından bağışlanma hakkını ve genişliği göklerle yerin arası kadar olan Cenneti elde etmek için yarışın. Cennet, Allah’tan çekinerek kendini koruyanlar için hazırlanmıştır.” (Al-i İmran 3/133)


(Mürselat 77/3)
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا
iyiliği her tarafa yayanlar,


(Mürselat 77/4)
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا
iyi ile kötüyü birbirinden ayıranlar[*],

[*]Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Müminler! Allah’tan çekinerek kendinizi korursanız size doğruyu yanlıştan ayırma gücü (furkan) verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Allah’ın ikramı büyüktür.” (Enfal 8/29)


(Mürselat 77/5)
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا
ve arkalarında doğru bir bilgi bırakanlar[*]; işte bütün bu kişiler önemlidir.

[*] İlk ayetlerindeki kelimeleri, tefsir bilginleri meleklerin veya rüzgarın özelliği saymışlardır. Allah’ın yaptığı yeminler, bir şeyin önemini ortaya koymak içindir. Ayetler böyle tefsir edilince yeminlerin bir anlamı kalmaz. Kur’an, insanlara indiğinden o kelimeler, bazı kişilerin önemini göstermeli ki herkes dersini alsın. Bize göre onlar, kadın erkek her insanı içine alan النفوس =en-nüfus yani kişiler sözünün sıfatıdır; başkası uygun düşmez..


(Mürselat 77/6)
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
O bilgi, özür için de uyarı için[*] de olabilir.

[*] Buna şu olay örnek verilebilir: Yahudilerde cumartesi günü av yasağı vardır. Davûd (a.s.) zamanında sahil kenti Eyle'de Yahudiler yaşardı. Yılın bir ayında oraya ba­lıklar akın eder, neredeyse su görün­mez olurdu. Sadece cumartesi günleri balık gelirdi. Deniz kena­rında ha­vuzlar kazıp arklar açtılar. Cumartesi balıklar havuz­lara doldu, pazar günü avladılar. Cezalanacakla­rından korka korka balıklardan ya­rarlandılar. Zamanla evlatlar ba­balarının yo­lundan gitti, mal mülk edindiler. Bu işi hoş karşılamayan bazı gruplar, onları uyardı ama vazgeçmediler, "Ne zamandır biz bu işi yapıyoruz, bunun için Allah'tan hiçbir ceza gelmedi." dediler. Onlara: "Aldanmayın, belki size bir azap gelir, yok olursu­nuz." dendi. Bir sabah alçak maymunlar gibi oldular. Üç gün böyle yaşadılar, sonra yok olup gittiler. [Fahrüddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr].

Bir bölük onlarla müca­dele ederken, "İçlerinden bir topluluk şöyle demişti: “Allah’ın yok edeceği ya da şiddetli azap vereceği bir kavme niye öğüt veriyorsunuz?” Dediler ki: “Rabbinize karşı özrümüz olsun diye, belki de çekinirler”(Araf 7/164)
 


(Mürselat 77/7)
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
Tehdit edildiğiniz şey kesinlikle başınıza gelecektir.


(Mürselat 77/8)
فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
Yıldızlar söndürülünce,


(Mürselat 77/9)
وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ
gök açılınca,


(Mürselat 77/10)
وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
dağlar parçalanıp savrulunca[*],

[*] “Sana dağları soruyorlar. De ki “Rabbim (Sahibim) onları kül gibi savuracaktır, Yerlerini de aynı seviyede dümdüz bırakacaktır.” (Taha 20/105-106)


(Mürselat 77/11)
وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
kendilerine elçi gönderilenler[1*] için belirlenen gün gelince[2*] (tehdit edildiğiniz şey başınıza gelir.)

[1*] Resul, hem elçi gönderilen kişiyi hem de kendilerine elçi gönderilenleri içine alır. Bir gün gelip hesap verileceğini ancak bu bilgiyi getiren elçiler ve bu haberi duyan veya okuyanlar bilebilir. İşte bu büyük bir haberdir. Bkz.  (Nebe 78/2). “Biz elçi göndermeden azap etmeyiz” (İsra 17/15) Hesap gününün varlığını ancak onlar bilebilirler..

[2*] Kendilerine elçi gönderilenlere elbette soracağız. Elbette elçilere de soracağız. (Araf 7/6)
 


(Mürselat 77/12)
لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
Buluşma hangi güne bırakıldı?


(Mürselat 77/13)
لِيَوْمِ الْفَصْلِ
Tabii ki ayırma gününe.


(Mürselat 77/14)
وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
Ayırma günü nedir, sen nereden bileceksin?


(Mürselat 77/15)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/16)
أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
Sizden öncekileri etkisizleştirmedik mi?


(Mürselat 77/17)
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
Sonrakileri de onlara katacağız.


(Mürselat 77/18)
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
Bunu, bütün suçlulara yapacağız.


(Mürselat 77/19)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/20)
أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ
Sizi dayanıksız bir sudan yarattık[*], değil mi?

[*] Kanalda döllenmiş yumurta olarak yaratılır, arkasından ana rahmine yerleştirilir.


(Mürselat 77/21)
فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ
Sonra onu sağlam bir yere (ana rahmine)[*] yerleştirdik.

[*] Karar-ı mekîn (قَرَارٍ مَكٖينٍ): sağlam bir yer (ana rahmi) anlamı verdiğimiz tamlama için Bkz. Müminun 23/13 ve dipnotu


(Mürselat 77/22)
إِلَىٰ قَدَرٍ مَعْلُومٍ
Belli bir süreye kadar orada kaldı.


(Mürselat 77/23)
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
Ölçülerinizi orada belirledik[*]. Güzel ölçüler koyan biziz!

[*] İnsanın ölçülerinin ve şeklinin belirlenmesi ana rahminde olur (Bkz. Al-i İmran 3/6)


(Mürselat 77/24)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/25)
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا
Yeryüzünü toplanma ve kalma yeri yapmadık mı?


(Mürselat 77/26)
أَحْيَاءً وَأَمْوَاتًا
Diriler ve ölüler için...


(Mürselat 77/27)
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا
Orada yüksek dağlar oluşturduk. Size tatlı sular içirdik, değil mi?


(Mürselat 77/28)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/29)
انْطَلِقُوا إِلَىٰ مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
Yalan saydığınız yere gidin şimdi!


(Mürselat 77/30)
انْطَلِقُوا إِلَىٰ ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
Gidin de üç bölümlü gölgeye varın.


(Mürselat 77/31)
لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
Gölgelendirmeyen, alevden de korumayan yere.


(Mürselat 77/32)
إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
Orası kalaslar gibi[*] kıvılcımlar saçar.

[*] Bkz. Zemahşerî, el-Keşşâf


(Mürselat 77/33)
كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
Her biri sarı renkli gemi halatına[*] benzer.

[*] Cümelât = جمالات şeklinde okunursa köprü halatı ve gemi halatı anlamına gelir. Bkz. Zemahşerî, el-Keşşâf

 

(Mürselat 77/34)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/35)
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ
Bu, onların konuşamayacakları gündür.


(Mürselat 77/36)
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Özürlerini ortaya koymalarına dahi izin verilmez.


(Mürselat 77/37)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/38)
هَٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ
İşte ayırma günü budur. O gün sizi de sizden öncekileri de bir araya toplayacağız.


(Mürselat 77/39)
فَإِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
Bir oyununuz varsa (o günü beklemeyin) şimdiden oynayın.


(Mürselat 77/40)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/41)
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
Kendini koruyanlar[*] gölgeliklere, pınar başlarına gidecekler.

[*] Takva sahibi olanlar, kendini koruyanlar, doğal yapıyı bozmayanlar, Allah’tan çekinerek korunanlar. Bkz. Bakara 2/2 ve dipnotu


(Mürselat 77/42)
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Orada canlarının istediği meyveler olur.


(Mürselat 77/43)
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
“Yaptıklarınıza karşılık, gönül rahatlığıyla yiyip için.” (denir)


(Mürselat 77/44)
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Mürselat 77/45)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/46)
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ
“Ey yalancılar! Biraz daha yiyip için, keyfinize bakın. Sizler suçlusunuz.”


(Mürselat 77/47)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/48)
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
Onlara, “Allah’a boyun eğin!” denince boyun eğmiyorlar.


(Mürselat 77/49)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
O gün yalancılar çok çekecekler.


(Mürselat 77/50)
فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
Bunlar artık hangi söze inanırlar!