Bakara Suresi 114. Ayetin Tefsiri

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَىٰ فِي خَرَابِهَا ۚ أُولَٰئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ ۚ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

"Allah'a secde edilen yerlerde, Allah'ın adının anılmasını engelleyen ve oraları harabeye çevirmeye çalışan kişinin yaptığından daha büyük yanlışı kim yapabilir? Onlar, korkuya kapılmadan oralara giremezler. Onların hakkı, bu dünyada aşağılanma, Ahirette ise büyük bir azaptır." (Bakara 2/114)

Mescit kelimesi secde edilen yer anlamına gelmektedir. Secde etmekte yüce Allah'a ibadet etmek ve boyun eğmektir.  Mescitlerde yani ibadet yerlerinde Cenab-ı Hakk'ın adının anılması, Allah'ın verdiği emirlerin ve yasakların konuşulması, o emir ve yasakları içeren Kuran-ı Kerim'in okunması, anlaşılması, o emir ve yasaklara uygun davranışların yapılmasıdır. Allah-u Teala tüm yeryüzünü bize mescit kılmıştır. Yüce Allah'ın anılmasını, Kuran-ı Kerim'in okunmasını, anlaşılmasını, O'na ibadet edilmesini her nerede, her kim engellerse bu kişi bu ayete muhatap olacak ve son derece yanlış bir işi yapmış zalimlerden olacaktır.

Bakara 114. ayette "oraları harabeye çevirmeye çalışan" ifadesinde geçen "harabe" kelimesi kullanıldığı için akla hemen bir mescit binasının yıkılması gelmektedir. Fakat işin aslı sadece bundan ibaret değildir. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: " De ki: “Rabbim insaflı olmayı emretmiştir. Her secde yerinde yüzünüzü doğrudan ona çevirin , yalnız Allah’a boyun eğerek ona dua edin. Sizi nasıl başlattıysa dönüşünüz de öyle olacaktır.” Allah insanların bir kısmını yoluna kabul eder. Bir kısmı da sapık sayılmayı hak eder. Çünkü onlar Allah’tan önce şeytanların emrine girer  bir de kendilerini doğru yolda görürler."(Araf 7/29-30) ayetten dini yalnız Allah'a boyun eğmek ve her secde  yerinde yalnız ona yüz çevirmek istenmekte ve bu durumun tam tersi nasıl olur tarif edilmektedir. Demek ki Allah ile araya başka bir şey-kişi koyanlar yüzünü Allah'a çevirmiş olamazlar. Ayette geçen "Evliyâ" kelimesi velinin çoğuludur. Veli sözlükte, bir şeyin hemen arkasından gelen şeydir; öyleki arada başka hiçbir şey olmaz (Müfredat). Allah Teala bize şah damarımızdan yakın olduğu için velimiz odur. Bir başkasını birinci sıraya koyan, bu bağı koparmış ve yoldan çıkmış olur. Veli'nin terim anlamı da başkasını bağlayıcı söz söyleme yetkisine sahip olmaktır. Allah'ın emri dururken, gönüllü olarak başkasının emrini öne geçiren ve onu, kendini bağlayıcı söz söyleme yetkisine sahip gören de Allah'ı ikinci sıraya koymuş ve sapıklığı hak etmiş olur. Bu insanlar, kendilerini doğru yolda gördükleri için araya koydukları evliyalarına elbette şeytan demez, onları kutsal kişiler sayarlar. Hıristiyanlar bu makama Hz. İsa'yı koymuşlardır. Hz. İsa ömür boyu bu inançla mücadele ettiği için onların İsa dediği gerçek İsa olamaz, onlar kendi şeytanlarına İsa adını vermiş olurlar.   Hz. İsa'yı Allah ile aralarına aracı koyanlar, kendi mescitlerini tahrip etmiş olmaktadırlar.

Allah-u Teala bize kendi içimizden peygamberler göndererek onları bize örnek vermiştir. Mescitler de buna göre düzenlenmelidir. "Ey Ademoğulları! Her secde yerine vardığınızda süslerinizi (size yakışan giysiyi) giyinin. Yiyin, için ama israf etmeyin.  Allah israf edenleri sevmez."(Araf 7/31) ayette mescitleri şenlendirmek, oralara giderken güzel ve temiz elbiselerle süslenecek olmamızı da içermektedir. Her mescitte ve nerede ibadet edersek edelim ,bu böyledir. Ayrıca bugün mescitlerde Peygamberimizin ve sahabenin isimlerinin Cenab'ı Hakkın isminin yanına dizilmesinin bir delili yoktur, peygamberimizin örnekliğinde böyle bir durum asla yoktur. Onlardan bir şey istenilmediği taktirde Allah'tan başkasına kulluk edilmiş olmaz ama bu durum zamanla ister istemez insanlarda kutsallık oluşturacak ve sınırından dışarı taşacaktır. Eğer konulacaksa Allah-u Tealanın ismi ve ayetleri konulabilir. Mescitlerin sade olması esastır.

"Onlar, korkuya kapılmadan oralara giremezler." ifadesi gerçeği gizleyenlerin görünüşte mümin göründükleri fakat içlerindeki küfre kendileri şahit oldukları için mescitlere rahatsız bir şekilde girdiğini açıklamaktadır. Nitekim yüce Allah'ı ikinci sıraya atan kişiler, birinci sıraya koyduklarını memnun etmeyi düşündüklerinden rahatsızlık hissedecekler korkuya kapılacaklardır. Kendi kendini bilmek ve bu yanlışına şahit olmak bu kişiler için bir rezilliktir. Dışarıdan mümin görünen ve içlerinde küfrü gizleyen bu kişiler tevbe etmedikleri takdirde azabı hak edecekler.

Kendilerinin yanlış hareketlerde bulunduğunu bilen ve bile bile gerçeği gizleyenlerin mescit imar edemeyeceği de Kuran-ı Kerim'de "Müşrikler, kendi kâfirliklerini bilip dururken Allah’ın mescitlerine hizmete yetkili değillerdir. Onların çalışmaları boşunadır. Onlar hep ateş içinde kalacaklardır. Allah’ın mescitlerine hizmeti sadece, Allah’a ve ahret gününe inanan; namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayanlar yapabilirler.  Bunların doğru yolda olmaları umulur."(Tevbe 9/17-18) ayetlerde açıklanmıştır. Demek ki bir mescidi imar etmek sadece bir bina inşa etmekten, bir mescidi harap etmek de sadece bu binayı yıkmaktan ibaret değildir. Kulluğu yüce Allah'a has kılanlardan başkasına mescit yapma yetkisi verilmemiştir, mescitleri yapıp içinde O'ndan başkalarını veli edinenler bu mescitleri gözle görülmeyen harabeye çevirmişlerdir.