FELAK

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Felak 113/1)
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
De ki: “Sığınırım, bölerek yaratma işinin[*] sahibine!

[*] Felak; bölme veya bölünen şey anlamındadır. Bölme, Allah’ın yaratma kuralıdır. Biyolojide buna, mitoz ve mayoz bölünme denir. Bir âyet şöyledir: “Daneleri ve çekirdekleri bölen Allah'tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. İşte Allah budur. Buna rağmen yanlışa nereden sürükleniyorsunuz?”(En’âm 6/95)


(Felak 113/2)
مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ
Yarattıklarının şerrinden.


(Felak 113/3)
وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ
Bastırdığı zaman gecenin[*] şerrinden.

[*] غَاسِقٍ Ğasiq, üşüten anlamındadır.(Lisan’ul-arab) Gecenin en soğuk ve en uzun bölümünü ifade eder. Bu vakitte Güneş ışınlarının etkisi kalmamış, yatsı vakti çıkmış (İsrâ 17/78) ve canlılar için dinlenme zamanı gelmiş olur. “Bastırdığı zaman” ifadesi, vaktin başını gösterir. Bu vakitten sonra kimsenin yanına izinsiz girilemez. İlgili âyet şöyledir: “Müminler! Ellerinizin altında olan esirler ile henüz ergenlik çağına girmemiş çocuklarınız üç vakitte; sabah namazından önce, öğle vaktinde soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza girecekleri zaman izin istesinler. Bunlar, açık olabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitler dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta size de onlara da bir günah yoktur. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Allah bilir, doğru karar verir.” (Nûr 24/58)

Bu ayetlerin gereği olarak Nebîmiz, yatsıdan önce uyumaktan ve yatsıdan sonra konuşmaktan hoşlanmazdı. (Buhari, Ezan, el-Kıraetu fî’l-fecr 104; Müslim, el-Mesâcid ve mevâdi’us-salah, 235 – (647)


(Felak 113/4)
وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ
ilişkilere[1*] fesat karıştıranların[2*] şerrinden.

[1*]İlişkiler diye meal verdiğimiz kelime ukde (العقدة)nin çoğulu ukad (الْعُقَدِ) dır, sağlam kurulan her türlü ilişkiyi ifade eder. Tarafları bağlayan nikah bağına “ukdet’un-nikah, satış sözleşmesine ukdet’ul-bey, karlı iş ilişkisine de el-ukde denir. (el-Ayn)

[2*] en-Neffâsât = النَّفَّاثَاتِ’a, en-nüfus’un neffâsât= النفوس النَّفَّاثَاتِ anlamı verilmiştir. Nefs = نفث bir şeyin ağızdan çıkmasıdır. (Mekâyîs) İnsanlar arası ilişkiler, bir takım sözlerle bozulur. Bunu yapanlar, genellikle yalan söylerler. Onları tanımak zor olduğu için şerlerinden Allah’a sığınmak gerekir. Konu ile ilgili âyetlerden bir kısmı şöyledir: “Yalancıları dikkate alma! Çok isterler ki sen onlara yağcılık edesin, onlar da sana yağcılık etsinler. Yemin edip duran alçakların hiçbirini dikkate alma! Arkadan çekiştirenleri, söz getirip götürenleri, iyiliği engelleyen, saldırgan, günaha düşkün, saygısız, daha da ötesi şımarık olanları önemseme!” (Kalem 68/8-13)

İlişkilere fesat karıştıranların en tehlikelileri, doğru şeyi, yanlış yerde kullanıp farklı bir algı oluşturmaya çalışanlardır. Buna Türkçe’de büyüleme, Arapça’da sihir denir. Sihir, bir şeyi olduğundan farklı gösterme, aldatma, oyalama ve hiledir. (Lisânü’l-Arab). Musa aleyhisselama karşı yapılan ve Allah Teâlâ’nın “büyük bir sihir” diye tanımladığı şey de böyle bir kurguydu. İlgili âyetler şöyledir:  

“Onlardan (o elçilerden) sonra Musa’yı âyetlerimizle Firavun’a ve onun itibarlı kişilerine elçi gönderdik. Ancak onlar âyetler karşısında yanlış yaptılar. Şimdi bak bakalım, o bozguncuların sonu nasıl olmuş? Musa şöyle dedi: “Ey Firavun! Ben, varlıkların Sahibi tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Benim görevim, Allah hakkında sadece gerçeği söylemektir. Rabbinizden (Sahibinizden) size bir belge de getirdim. Artık İsrailoğullarının benimle birlikte gelmelerine izin ver.”

Firavun dedi ki: “Bir belge getirdiysen göster; tabii doğru sözlü biri isen.” Musa değneğini yere attı; anında açıkça bir yılan oluverdi. Elini çıkardı, bakanlar için bembeyaz oluverdi. Firavun’un halkından itibarlı kişiler dediler ki “Bu gerçekten işini bilen bir sihirbaz!” (Firavun etrafındakilere dedi ki:) “Sizi ülkenizden çıkarmak istiyor; ne emredersiniz?”

Dediler ki “Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere adamlar gönder, işini bilen sihirbazların hepsini alıp sana getirsinler.” Büyücüler Firavun’a geldiler, dediler ki “Galip gelen biz olursak elbette bir ödülümüz olacak değil mi?” “Evet” dedi, “Üstelik benim yakın çevremde olacaksınız.”

Dediler ki “Musa! Sen mi atarsın, yoksa önce biz mi atalım?” Musa: “Siz atın!” dedi. Atınca insanların gözlerini boyadılar. Onları dehşete düşürdüler. Büyük bir sihir meydana getirdiler. Musa’ya: “Sen de değneğini at” diye vahyettik, o da (insanları) kandırmak için yaptıkları şeyleri ustaca yutuverdi. Böylece gerçek ortaya çıktı ve yaptıklarının gerçek dışı olduğu belli oldu.” (Araf 7/103-120)

Bu âyetlerde ve daha bir çok âyette sihrin gerçek dışı bir algı yönetimi olduğu açıkça anlatıldığı halde Aişe validemize dayandırılan bir rivayette bir Yahudi’nin Nebîmize sihir yaptığı, onun da yapmadığı bir şeyi yaptığını sanacak hale geldiği iddia edilir. (Buharî, Tıbb 47,49,50, Cizye 14, Edeb 56; Müslim, Selam 43-2189).  Zeyd b. Erkam’a dayandırılan rivayette ise sihir yüzünden günlerce hasta olduğu, Cebrail’in gelerek: "Düğümü falanca yahudi kuyuya attı" dediği, Nebîmiz’in de Ali’yi (ra) oraya gönderdiği, düğümü kuyudan çıkarıp çözünce Nebîmizin bağdan kurtulmuş gibi rahatladığı iddia edilir. (Nesâi, Tahrim 20, (7,112-113)

Bu rivayetlerin doğru olma ihtimali yoktur. Çünkü Allah Teala şöyle buyurur: “Seni dinledikleri sırada neye kulak verdiklerini iyi biliriz. Aralarında fısıldaştıkları sırada da yanlışlar içindeki bu kimselerin: “Peşinden gittiğiniz sihirlenmiş bir adamdan başkası değildir” dediklerini de iyi biliriz. Baksana seni nelere benzettiler de sapıttılar. Artık bunlar bir çıkış yolu bulamazlar.” (İsra 17/47-48)

Tefsir ve meallerin çoğunda Felak suresi 4. âyete, “Düğümlere üfleyip tüküren büyücü kadınların şerrinden” şeklinde meal verilerek sihrin gerçekliğinin olduğu iddia edilir. Bu gibi şeyler müslümanların, Kur’an’a ters düşerek nasıl savrulduklarının göstergelerindendir.

 

(Felak 113/5)
وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
Bir de çekememezlik ettiğinde çekemeyenin şerrinden (Allah’a sığınırım)!”