YUNUS

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Yunus 10/1)
الٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِ
ELİF! LÂM! RÂ![*] Bunlar, doğru hükümler içeren Kitab’ın ayetleridir.

[*] Bu harflere huruf-u mukattaa /bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebî’mize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebî’mizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, anadili Arapça olmayanların Müslüman olmaları ile başlamıştır.
Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.


(Yunus 10/2)
اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَبًا اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُب۪ينٌ
İçlerinden bir kişiye: “İnsanları uyar, inananlara da Rableri katında doğruluklarına karşılık bir mertebenin olduğu müjdesini ver!” diye vahyetmemiz insanlara tuhaf mı geldi? Kâfirler, “Bu, tam bir büyücüdür!” dediler.


(Yunus 10/3)
اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَف۪يعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه۪ۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Sizin Rabbiniz /Sahibiniz gökleri ve yeri altı günde[1*] yaratan, sonra arşa /yönetimin başına[2*] geçen Allah’tır. İşleri o çekip çevirir. Şefaat[3*] edecek olan, ancak onun izninden sonra edebilir. Rabbiniz olan Allah işte budur. Siz ona kulluk edin. Akıllarınızdaki bilgileri kullanmayacak mısınız?

[1*] Bakınız Araf 7/54

[2*] Kur’an, halkın diliyle inmiştir (İbrahim 14/4). Halk dilinde arş, “saltanat koltuğu”dur. Arşa istiva ise “yönetimin başına geçme” anlamındadır. Türkçede de bu anlamda, “padişah tahta oturdu”, “falan kişi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu” gibi ifadeler kullanılır. “Allah arşa istiva etti.” sözü de aynıdır. Kâinatın yönetiminin Allah’ın elinde olduğunu ifade eder (Taha 20/5, Hakka 69/17).

[3*] Şefaat, birinin eşlik etmesini istemek, eşlik etmek veya arka çıkmaktır. (El-Ayn, Müfredât). Mahşer günü kimseye şefaat edilmeyecektir (Bakara 2/48). Dünyada insanlar birbirlerine destek verebilirler (Nisa 4/85). Cennete gitmiş biri, şirk günahı ile değil de diğer günahlarından dolayı cehennemde olan bir yakınını yanına isteyebilir (A’raf 7/46-49, Meryem 19/86-87, Tur 52/21). İster dünyada ister cehenneme gitmiş biri için olsun, şefaat ancak Allah’ın onayıyla olabilir (Bakara 2/255, Ta Ha 20/109, Sebe 34/23).


(Yunus 10/4)
اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعًاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَم۪يمٍ وَعَذَابٌ اَل۪يمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ
Hepinizin döndürüleceği yer onun huzurudur. Bu, Allah’ın verdiği gerçek sözdür. O başlangıçta yaratmayı yapar. Sonra onu tekrarlar ki inanıp güvenen ve iyi işler yapanlara çalışmalarının karşılığını hakka uygun şekilde versin. Kâfirlik edenlere ise kâfirlik etmelerine karşılık kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır.


(Yunus 10/5)
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّۜ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Güneşi ziyâ[1*], Ay’ı nûr[2*] yapan odur. Yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye onu menzil menzil[3*] ölçülendirmiştir. Allah bütün bunları, gerçeği gösterir şekilde yaratmıştır. Ayetlerini, bilen bir topluluk için ayrıntılı olarak açıklamaktadır.

[1*]  Işık kaynağı

[2*] Işık kaynağının sebep olduğu aydınlık

[3*] İki ayette aya nur denmiştir (Yunus 10/5, Nuh 71/16). Nur’a ışık ve ışığı yansıtan anlamları verilebilir. Furkan 25/61’deki ışık yansıtan ay (قَمَرًا مُّنِيرًا) ifadesi o iki ayetteki nur kelimelerinin de bu anlamda olduğunu gösterir. Güneş “ısı ve ışık yayan bir kandil” (Nebe 78/13) olduğu için ay, ışığını ondan alır. Furkan 25/61, ayın gözlenen ışığıyla anladığımız evreleri (menâzil) olduğunu ve bu sayede  yılların sayısının ve hesabın bilineceğini ifade eder. Kamerî ay, güneşin batmasının ardından batan hilal ile başlar. Ayın her gün şekil değiştirmesi onu gökyüzündeki takvim gibi yapar. Öyleyse ayetlerdeki iniş yerleri (menâzil), ışığın aya iniş yerleri olur. Yoksa ay, her zaman aynı aydır. Onu bize farklı gösteren ona inen bu ışıklardır.

 


(Yunus 10/6)
اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ
Gece ile gündüzün art arda yer değiştirmesinde[*], Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı her şeyde yanlışlardan sakınan bir topluluk için göstergeler (ayetler) vardır.

[*] Enbiya 21/33, Ya Sin 36/40.


(Yunus 10/7)
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ
Bizimle karşılaşmayı beklemeyen, dünya hayatından hoşlanan ve onunla tatmin olanlar, bir de ayetlerimizi umursamayanlar var ya…


(Yunus 10/8)
اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Yaptıklarına karşılık onların varıp kalacakları yer ateştir.


(Yunus 10/9)
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanları, inanıp güvenmelerinden / imanlarından ötürü, Rableri doğruya yöneltecektir. Nimet dolu cennetler içinde etraflarından ırmaklar akacaktır.


(Yunus 10/10)
دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟
Orada Allah’a seslenişleri şöyle olur: “Biz sana içten boyun eğeriz Allah’ım!”. Birbirlerine iyilik dilekleri de “Selam!” sözü iledir. Seslenişleri şöyle biter: “Her şeyi mükemmel yapmak[1*] Allah’a özgüdür. O bütün varlıkların Rabbi[2*]/Sahibidir.

[1*] Hamd, birini kendi yaptığı şeyden dolayı övmektir. “Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir.” gibi sözler buna girer. “Her şeyi mükemmel yapmak Allah’a özgüdür” demek, en üstün övgüdür. Övgünün bir diğer çeşidi olan “şükür” ise kendine iyilik yapanı övmek veya yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır. Allah’ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için ‘güzel’ yerine ‘mükemmel’ kelimesini kullandık.

[2*] (رَبّ الْعَالَمِينَ) rabbi’l-âlemîn) ifadesi, (رَبُّ العالمين) rabbü’l-âlemîn) şeklinde de okunur (Kurtubî). Bu durumda anlam, “O varlıkların sahibidir” şeklinde olur. Yukarıdaki meal buna göre verilmiştir.


(Yunus 10/11)
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْۜ فَنَذَرُ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Allah, insanlara iyiliklerinin karşılığını verdiği çabuklukta kötülüklerinin karşılığını verseydi ömürleri bitirilirdi. Ama o[1*], kendisiyle karşılaşma konusuna ilgi duymayanları taşkınlıkları içinde bırakır da bocalar dururlar[2*].

[1*] Sözlükte eğmek/bükmek/çevirmek anlamındaki left  (لفت) kökünden türeyen iltifât, bir şeyi yöneldiği taraftan başka bir tarafa çevirmek anlamına gelir. Terim olarak iltifat, üslupla ilgili edebî bir sanattır. Kullanıldığı yerlerde ifadeye tehdit ve korkutma, tenbih, kınama, silkeleme, uyarma ve hatırlatma, sebep gösterme, talebin önemini ifade etme gibi anlamlar katar. Dinleyicinin ilgi ve dikkatini canlı tutmayı sağlar. İltifat; kişide, tekillik-çoğullukta ve zamanda yapılabilir. Türkçede de benzer amaçlarla, konuşurken kişi değiştirme, tekil kişiyi çoğul zamirle ifade etme ve kipte değişiklik yapma vardır: ancak her dilin dinamikleri kendine özgü olduğu için bir dilden başka bir dile çeviri yapılırken aynı anlam inceliklerini yansıtmak her zaman mümkün olmaz. Bu yüzden mealimizde Kur’an’da geçen iltifat sanatlı söyleyişler, Türkçede daha iyi anlaşılması amacıyla yer yer lafzen değil, manen aktarılmıştır.

[2*] En’âm 6/110, Araf 7/186, Hicr 15/72, Müminun 23/75, Neml 27/4.


(Yunus 10/12)
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِه۪ٓ اَوْ قَاعِدًا اَوْ قَٓائِمًاۚ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَٓا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُۜ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِف۪ينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
İnsana bir zarar dokunduğunda yanı üstündeyken, otururken veya ayaktayken bize yalvarıp yakarır. Ne zaman ki sıkıntısını gideririz, sanki kendisine dokunan sıkıntıdan dolayı bize hiç yalvarmamış gibi davranır. Aşırı gidenlerin yaptıkları kendilerine bu şekilde hoş gösterilir.


(Yunus 10/13)
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواۙ وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُواۜ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِم۪ينَ
Sizden önceki nesilleri de ne zaman yanlış yola girmişlerse helak etmişizdir. Elçilerimiz[1*], onlara apaçık belgelerle geldi ama onlar inanmaya yanaşmadılar[2*]. Suçlular topluluğunu işte böyle cezalandırırız.

[1*] İltifat, bkz. Yunus 10/11. ayetin dipnotu

[2*] En’âm 6/131, İsra 17/16.


(Yunus 10/14)
ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
Sonra onların ardından o topraklara sizi yerleştirdik ki nasıl davranacağınızı görelim.


(Yunus 10/15)
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُۜ قُلْ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْس۪يۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ
Ayetlerimiz, birbirini açıklayacak şekilde bağlantılarıyla[1*] okununca, bizimle karşılaşma konusuna ilgi duymayanlar derler ki: “Bize başka bir kur’ân (âyetler kümesi[2*]) getir ya da bunu değiştir. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmeye yetkim yoktur. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Eğer Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.”

[1*] Tilavet sözcüğünün kökü olan t-l-v (تلو) "birden çok şeyin, aralarına kendi cinslerinden olmayan bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması” anlamındadır (Müfredât). Buna göre tilavet, birbiriyle bağlantılı ayetleri birlikte okumaktır.

[2*] “Kur’an” kelimesi “küme” anlamına gelir. Bir konuyu anlatan muhkem bir ayet ile onu açıklayan müteşabih (muhkem ayetle benzeşen) ayetler, o konuya ait ayetler kümesini yani kur’an’ı oluşturur.  Kur’an kelimesine bu manayı vermemizin delillerinden biri İsra 17/78’de geçen (وَقُرْآنَ الْفَجْرِ) kur'ân el fecr ifadesidir. Sabah kızıllığının kümeleşmesi anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’in bu metodunu ayrıntılı olarak öğrenmek için Hud 11/1-2Al-i İmran 3/7Fussilet 41/3 ve ilgili dipnotlara bakınız.


(Yunus 10/16)
قُلْ لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَدْرٰيكُمْ بِه۪ۘ فَقَدْ لَبِثْتُ ف۪يكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِه۪ۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
De ki “Allah, farklı tercihte bulunsaydı[*] onu size okumazdım, Allah size onu bildirmezdi. Bunun (Kur’an’ın) öncesinde aranızda bir ömür geçirdim. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?”

[*] Şâe (شاء) fiili, “bir şey yapmak” anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz:

http://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html


(Yunus 10/17)
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ
Bir yalanı Allah’a mâl eden veya onun ayetleri karşısında yalana sarılandan daha büyük yanlışı yapan kişi kimdir? Şu bir gerçek ki bu suçu işleyenler umduklarına kavuşamazlar.


(Yunus 10/18)
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِۜ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Kendilerine zararı olmayacak ve bir fayda da sağlamayacak olan varlıkları Allah ile aralarına koyarak onlara kulluk eder ve şöyle derler: “Onlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” De ki: “Göklerde ve yerde bilmediği bir şey var da Allah’a onu mu haber veriyorsunuz!” Allah, onların ortak saydıklarından uzak ve yücedir.


(Yunus 10/19)
وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّٓا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُواۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ ف۪يمَا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ
İnsanlar tek bir toplumdu, daha sonra ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinin daha önce söylediği söz[*] olmasaydı, onların ayrılığa düştükleri konularda aralarında hüküm, (dünyada iken) verilirdi.

[*] İbrahim 14/42, Duhan 44/40, Vakıa 56/49-50, Mürselat 77/11-15, Nebe 78/17.

 


(Yunus 10/20)
وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ۟
Diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir mucize (ayet) indirilseydi ya!” De ki: “Bütün gizli bilgiler sadece Allah’tadır. Öyleyse bekleyin; sizinle birlikte ben de bekliyorum.”


(Yunus 10/21)
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ ف۪ٓي اٰيَاتِنَاۜ قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْرًاۜ اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ
İnsanlara, uğradıkları sıkıntıdan sonra ikramda bulunsak ayetlerimiz hakkında hemen plan kurarlar. De ki: “Allah, daha hızlı plan kurar. Elçilerimiz /meleklerimiz de onların kurdukları planı yazarlar.”


(Yunus 10/22)
هُوَ الَّذ۪ي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِر۪يحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا ر۪يحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُح۪يطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِه۪ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِر۪ينَ
Sizleri karada ve denizde gezdirip dolaştıran odur. Gemilerde olsanız, gemiler, güzel bir rüzgârla yolcularıyla birlikte akıp gitseler, yolcular bunun zevkine vardıkları bir anda birden bir kasırga çıksa, dalgalar her taraftan üzerlerine gelse, iyice kuşatıldıklarını anladıkları anda Allah’ın dinine bir şey katmadan hemen ona şöyle yalvarıp yakarırlar: “Bizi bundan kurtarırsan kesinlikle görevini yerine getirenlerden olacağız.”


(Yunus 10/23)
فَلَمَّٓا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْۙ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Onları kurtarınca yeryüzünde haksız yere üstünlük kurma peşinde koşarlar. Ey insanlar! Dünya hayatının menfaati için yaptığınız taşkınlık sadece kendi aleyhinizedir. Sonunda dönüşünüz bize olur. Yapmış olduğunuz şeyleri, size bir bir haber veririz.


(Yunus 10/24)
اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَص۪يدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Dünya hayatının örneği tıpkı şunun gibidir: Gökten bir su indiririz. İnsanların ve en’amın[1*] (koyun, keçi, sığır, ve devenin) yediği yeryüzü bitkileri (onların tohumları) o su ile karışır. Derken toprak donanıp süslendiği ve sahipleri oranın kendi kontrolleri altında olduğunu düşündükleri bir sırada gece veya gündüz bir emir veririz, orayı hasat edilmiş gibi yaparız. Sanki bir gün önce orada herhangi bir ürün yokmuş gibi olur. İşte biz, düşünen bir topluluğa ayetlerimizi böyle ayrıntılı olarak açıklarız[2*].

[2*] Kehf 18/45, Kalem 68/16-33.


(Yunus 10/25)
وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِۜ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
Allah esenlik ve güvenlik yurduna (cennete) çağırır ve gereğini yapanı[*] doğru yola yöneltir.

[*] Şâe (شاء) fiili ile ilgili detaylı bilgi için bkz Yunus 10/16. ayetin dipnotu.


(Yunus 10/26)
لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌۜ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Güzel davrananlara daha güzeli ve fazlası vardır. Yüzlerine kara, kendilerine aşağılanma bulaşmaz. İşte bunlar cennet ahalisidir, onlar orada ölümsüz olarak kalacaklardır.


(Yunus 10/27)
وَالَّذ۪ينَ كَسَبُوا السَّيِّـَٔاتِ جَزَٓاءُ سَيِّئَةٍ بِمِثْلِهَاۙ وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ مَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ كَاَنَّمَٓا اُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِنَ الَّيْلِ مُظْلِمًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Kötü işler yapanların cezası ise yaptıkları kötülüğün mislidir[1*]. Aşağılanmışlık onların her yanlarını sarar. Onları Allah’tan koruyacak kimseleri de olmaz. Yüzleri sanki gecenin karanlık parçaları ile örtülmüş gibi olur[2*]. İşte bunlar o ateşin ahalisidir; onlar da orada ölümsüz olacaklardır.

[1*] Yaptıklarının karşılığını aldıktan sonra bir katı kadar daha ceza alacaklardır (A’raf 7/38).

[2*] Al-i İmran 3/106.


(Yunus 10/28)
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ
Hepsini bir araya topladığımız gün şirke girmiş olanlara: “Siz ve bana ortak saydıklarınız, yerlerinize!” der ve sonra aralarını ayırırız. Ortak saydıkları, şöyle derler: “Siz bize kulluk etmiyordunuz ki!


(Yunus 10/29)
فَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِل۪ينَ
Aramızda şahit olarak Allah yeter. Bize kulluk ettiğinizden hiç haberimiz olmadı[*].”

[*] Mâide 5/116-118, Furkan 25/17-19, Sebe 34/40-42, Ahkaf 46/4-6.


(Yunus 10/30)
هُنَالِكَ تَبْلُوا كُلُّ نَفْسٍ مَٓا اَسْلَفَتْ وَرُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟
Orada onların hepsi önceden yaptıklarını gözden geçirecektir. Kendilerine gerçek anlamda yakın olan Allah’ın huzuruna getirilmiş olurlar ve uydurdukları şeyler de onlardan uzaklaşıp kayıplara karışmıştır.


(Yunus 10/31)
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ
Bunlara bir sor: “Gökten ve yerden size rızık veren kim? Dinleme ve görme (basiret) yetenekleri üzerinde hakim olan kim? Ya ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkaran kim? Bütün işleri çekip çeviren kim?” Hepsi de “Allah’tır!” diyecekler. Öyleyse de ki “Ona karşı yanlış yapmaktan sakınmaz mısınız?”


(Yunus 10/32)
فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ
İşte (bütün bunları yapan) Allah, sizin gerçek Rabbinizdir. Peki gerçeğin ötesi sapıklık değildir de nedir? Nasıl oluyor da başka tarafa döndürülüyorsunuz?


(Yunus 10/33)
كَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ فَسَقُٓوا اَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Rabbinin yoldan çıkanlar hakkında söylediği “Onlar inanıp güvenmezler!” sözü işte bu şekilde gerçekleşir.


(Yunus 10/34)
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
De ki: “Ortak saydıklarınız arasında başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayacak olan biri var mı?” De ki: “Başlangıçta yaratmayı yapan ve sonra onu tekrarlayacak olan Allah’tır. Öyleyse nasıl yalana sürükleniyorsunuz?”


(Yunus 10/35)
قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّۜ قُلِ اللّٰهُ يَهْد۪ي لِلْحَقِّۜ اَفَمَنْ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّ۪ٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ فَمَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
De ki: “Ortak saydıklarınız arasında gerçeğe yöneltecek biri var mı?” De ki: “Gerçeğe yönelten Allah’tır. Öyleyse, gerçeğe yönelten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine gösterilmedikçe gerçeği bulamayacak olan mı? Size ne oluyor? Ne biçim karar veriyorsunuz?”


(Yunus 10/36)
وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّاۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
Onların çoğu zanlarının peşinden giderler. Oysa zan, gerçeğin yerini hiçbir şekilde tutmaz. Allah, onların yaptıklarını bilir.


(Yunus 10/37)
وَمَا كَانَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ اَنْ يُفْتَرٰى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ تَصْد۪يقَ الَّذ۪ي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْص۪يلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۠
Bu Kur’an, başkası tarafından uydurulup Allah’a mal edilmiş değildir. Aksine kendinden öncekileri tasdik eden[*], o Kitapları ayrıntılı olarak açıklayan, içinde şüpheye yer olmayan ve bütün varlıkların Sahibi tarafından indirilmiş olan kitaptır.

[*] Bakara 2/136, 213Al-i İmran 3/81, 84 ve En’âm 6/90. ayetlere göre bütün nebîlere kitap verilmiştir. Bunlardan her biri diğerlerini tasdikle görevlidir. Kur’an son kitap olduğu için o da önceki kitapların hepsini tasdik etmektedir.

 

 


(Yunus 10/38)
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِه۪ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Yoksa onu “O (Muhammed) uydurdu.” mu diyorlar? De ki: “İddianızda haklıysanız Allah’ın dışında çağırabileceğiniz herkesi çağırın da onun dengi bir sure getirin[*].”

[*] Bakara 2/23, Hud 11/13, İsra 17/88, Kasas 28/49, Tur 52/34


(Yunus 10/39)
بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُح۪يطُوا بِعِلْمِه۪ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْو۪يلُهُۜ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِم۪ينَ
Aslında onlar, tam kavramadıkları şey karşısında yalana sarıldılar[1*]. Halbuki onun sonucu henüz ortaya çıkmış değildir. Onlardan öncekiler de aynı şekilde yalana sarılmışlardı. Yanlış yapanların sonunun nasıl olduğuna bir bak[2*].

[1*] ‘Ayetlerimizi anlamak için gerekli çalışmayı yapmadan yalana sarıldılar.

[2*] Nebilere inanmak istemeyenlerin tamamı, onların getirdikleri ayetler karşısında yalana sarılmış ve kaybetmişlerdir (A’raf 7/59-171).


(Yunus 10/40)
وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِد۪ينَ۟
İçlerinden kimi Kur’an’a inanır kimi de inanmaz. Bozguncuları en iyi Rabbin /Sahibin bilir.


(Yunus 10/41)
وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ ل۪ي عَمَل۪ي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْۚ اَنْتُمْ بَر۪ٓيؤُ۫نَ مِمَّٓا اَعْمَلُ وَاَنَا۬ بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ
Seni yalanlarlarsa de ki: “Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız da size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız ben de sizin yaptığınızdan uzağım.”


(Yunus 10/42)
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَۜ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ
İçlerinden seni duyanlar da vardır. Ama sen sağırlara (sağırlık edenlere) dinletebilir misin? Hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa!


(Yunus 10/43)
وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ اِلَيْكَۜ اَفَاَنْتَ تَهْدِي الْعُمْيَ وَلَوْ كَانُوا لَا يُبْصِرُونَ
İçlerinden sana bakanlar da vardır. Ama sen (bakar) körlere yol gösterebilir misin? Hele bir de basiretsizlik[*] ediyorlarsa!

[*] Ayetten anlaşılacağı üzere görme duyusu olmayan insanlar bile basiretli olabilirler. Basiret arka planını görme, akıl gözü ve vizyon olarak Türkçeye çevrilebilir.


(Yunus 10/44)
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْـًٔا وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Allah insanlara tek bir yanlış bile yapmaz. Ama insanlar yanlışı kendilerine yaparlar.


(Yunus 10/45)
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْۜ قَدْ خَسِرَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ
Onları bir araya toplayacağı gün sanki dünyada sadece, gündüz vakti tanışmayla geçen kısa bir süre kadar kalmış gibi olurlar. Allah’ın huzuruna çıkmayı yalan sayanlar kaybetmişlerdir. Onlar yola gelmiş değillerdir.


(Yunus 10/46)
وَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذ۪ي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللّٰهُ شَه۪يدٌ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ
Onları tehdit ettiğimiz şeyin bir kısmını sana göstersek de seni vefat[*] ettirsek de dönüp gelecekleri yer huzurumuzdur. Zaten yaptıkları her şeyin şahidi Allah’tır.

[*] Zümer 39/42’ye göre vefat, işi biten ruhun bedenden ayrılmasıdır. Allah ruhu iki şekilde vefat ettirir, biri uykuya daldığında, diğeri de öldüğünde olur. Ruh, bilgisayarın işletim sistemi gibi bütün bilgileri korur. Onun için Allah, hem uyuyan hem de ölen bedenin ruhunu koruma altına alır. Uyuyan insanın ruhu uyandığında, ölen kişinin ruhu da vücut yeniden yaratıldığında geri döner (Müminûn 23/100, Tekvîr 81/7).


(Yunus 10/47)
وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Her toplumun bir elçisi vardır. Elçileri geldiği zaman, aralarında hakka uygun şekilde hükmedilir. Onlara haksızlık yapılmaz[*].

[*] En’âm 6/130, A’raf 7/35-37, 43, 53, İbrahim 14/4.


(Yunus 10/48)
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Derler ki: “Eğer söylediğiniz doğruysa, o tehdit ne zaman?”


(Yunus 10/49)
قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي ضَرًّا وَلَا نَفْعًا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌۜ اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
De ki: “Allah’ın onayladıkları dışında kendime herhangi bir fayda sağlamaya da kendime gelecek bir zararı gidermeye de gücüm yetmez[1*]. Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri gelmişse ne bir an erteleyebilirler[2*] ne de öne alabilirler[3*].”

[1*] İnsan 76/30, Tekvir 81/27-29

[2*] Biz bir şeyi irade etsek bile, Allah, onu ayrı bir varlık olarak yaratmadan hiçbir şey yapamayız (A’raf 7/54, Tevbe 9/51, Hadid 57/22, Tekvir 81/29).

[3*] A’raf 7/34, Hicr 15/5, Nahl 16/61, Müminun 23/43.


(Yunus 10/50)
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتًا اَوْ نَهَارًا مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ
De ki: “Düşündünüz mü, Allah’ın azabı size gece yatarken veya gündüzün gelse[*] (elinize ne geçecek?)” Bu suçlular onun nesini bir an önce istiyorlar?

[*] A’raf 7/101-104.


(Yunus 10/51)
اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِه۪ۜ آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ
(Onlara şöyle denir:) Gerçekleştikten sonra mı o azaba inandınız? Şimdi mi? Hani bir an önce olsun istiyordunuz!”


(Yunus 10/52)
ثُمَّ ق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِۚ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
Yanlışlar içindeki o kimselere daha sonra şöyle denecektir: “Kalıcı azabı tadın bakalım. Kazandığınızın karşılığından başka bir şey mi görecektiniz!”


(Yunus 10/53)
وَيَسْتَنْبِؤُ۫نَكَ اَحَقٌّ هُوَۜ قُلْ ا۪ي وَرَبّ۪ٓي اِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِز۪ينَ۟
Senden “O azap gerçek mi?” diye bilgi almak istiyorlar. De ki: “Evet! Rabbime yemin ederim ki o gerçektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz.”


(Yunus 10/54)
وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِي الْاَرْضِ لَافْتَدَتْ بِه۪ۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Yanlış yapmış her kişi[*], azabı görüp içten içe pişman olunca yeryüzünün bütün mallarına sahip olsa kendini kurtarmak için onu tereddüt etmeden verir. Aralarında hakka uygun hüküm verilir ve kimseye haksızlık edilmez.

[*] Nisa 4/31, A’raf 7/6-9, Necm 53/31-32.


(Yunus 10/55)
اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
İyi bilin ki, göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Şunu da bilin ki Allah’ın verdiği söz gerçektir. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmiyor.


(Yunus 10/56)
هُوَ يُحْي۪ وَيُم۪يتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Hayat veren de öldüren de odur. Onun huzuruna çıkarılacaksınız.


(Yunus 10/57)
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerinizde olana şifa[1*], inanıp güvenenler için bir rehber ve ikram[2*] (olan kitap) gelmiştir.

[1*] Ra’d 13/28, Fussilet 41/44, İsra 17/82.

[2*] Rahmet...


(Yunus 10/58)
قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
De ki: (Kur’an’ın gelişi) Allah’ın lütfu, iyilik ve ikramıyladır. Bununla sevinsinler. Bu, onların bütün birikimlerinden daha hayırlıdır.


(Yunus 10/59)
قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًاۜ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ
De ki: "Allah’ın size rızık olarak neler indirdiğini hiç düşündünüz mü? Tutup onlardan bir kısmını haram, bir kısmını helal saydınız.” De ki: “Size bu izni Allah mı verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”


(Yunus 10/60)
وَمَا ظَنُّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟
Kendi yalanlarını Allah’a mâl edenler, kıyamet /mezardan kalkış[*] gününü ne sanıyorlar? Allah’ın insanlara olan lütfu elbette boldur ama onların çoğu görevlerini yerine getirmiyor.

[*] Kıyamet ayağa kalkma ve kalkış demektir. Kıyamet günü, insanların yeniden dirilip kabirlerinden kalktığı gündür.


(Yunus 10/61)
وَمَا تَكُونُ ف۪ي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ
Ne durumda olursan ol, durumunla ilgili bir ayet kümesinin peşinde de olsan, bir iş yapıyor da olsanız ona dalıp gittiğinizde mutlaka size şahit oluruz. Yerde ve gökte zerre ağırlığında bir şey bile Rabbine gizli kalmaz. (Yaptığınız şey) bundan küçük de olsa büyük de olsa onları açıkça ortaya koyacak bir deftere mutlaka kaydedilir[*].

[*] Kaf 50/17-18.


(Yunus 10/62)
اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ
Bilesiniz ki Allah’ın evliyası /dostları[*] üstünde bir korku olmaz. Onlar üzülmezler de.

[*] Evliya, veli kelimesinin çoğuludur. Veli, aralarında kendileri dışında bir şey olmayan iki veya daha çok şeye denir (Müfredat). Allah ile arasına başka birini koymayan herkes Allah’ın velisi yani dostudur. Araya başkasını koyan ise Allah ile bağını koparmış olur (Bakara 2/21-22, Ra’d 13/21-25).


(Yunus 10/63)
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ
Onlar inanıp güvenen ve kendilerini yanlışlardan koruyan kimselerdir.


(Yunus 10/64)
لَهُمُ الْبُشْرٰى فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۜ لَا تَبْد۪يلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۜ
Dünya hayatı ve ahiret konusundaki sevindirici haberler onlar içindir. Allah’ın sözlerinde değişme olmaz. Büyük başarı işte budur!


(Yunus 10/65)
وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۜ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
(Müşriklerin) sözleri seni üzmesin[1*]; çünkü üstünlük tümüyle Allah’tadır[2*]. O dinler ve bilir.

[1*] En’am 6/33-35.

[2*] Ali İmran 3/26, Fatır 35/10, Münafikun 63/8.


(Yunus 10/66)
اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ
Bakın! Göklerde kim varsa, yerde kim varsa Allah’a aittir. Allah ile aralarına birilerini koyup onlardan yardım isteyenler aslında ortak koştukları o kimselere uymazlar. Onlar sadece varsayımlara uyarlar. Onlar sadece delilsiz konuşurlar.


(Yunus 10/67)
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
Dinlenesiniz diye geceyi sizin için oluşturan odur. Gündüzü de aydınlatıcı yapmıştır[*]. Dinleyen bir topluluk için bunda ayetler (göstergeler) vardır.

[*] Güneş ışınlarını ışığa çevirerek aydınlığı oluşturan gündüzdür (İsra 17/12).


(Yunus 10/68)
قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُۜ هُوَ الْغَنِيُّۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهٰذَاۜ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
“Allah çocuk edindi” dediler. Bu ona yakıştırılamaz! Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ne varsa yerde ne varsa zaten Allah’ındır. İddia ettiğiniz konuda bir deliliniz yoktur. Allah hakkında bilemeyeceğiniz şeyler mi söylüyorsunuz[*]?

[*] Bakara 2/116, En’am 6/100-104.


(Yunus 10/69)
قُلْ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَۜ
De ki: “Kendi yalanlarını Allah’a mâl edenler, umduklarına kavuşamayacaklardır.”


(Yunus 10/70)
مَتَاعٌ فِي الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذ۪يقُهُمُ الْعَذَابَ الشَّد۪يدَ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ۟
Bu sayede dünyevi bir kazançları olur. Sonunda dönüp dolaşıp gelecekleri yer huzurumuzdur. Kafirlik etmelerine karşılık, çetin[*] azabı onlara o zaman tattıracağız.

[*] Çetin, ayetteki (شديد) şedîd’in karşılığıdır. Şedîd, ‘güçlü bağla bağlı’ anlamındadır. Allah, vereceği cezayı, kulunun suçuna bağlamıştır (En'âm 6/160).


(Yunus 10/71)
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ
Onlara Nuh’la ilgili şu haberi anlat! O, halkına şöyle demişti: “Ey Halkım! Benim duruşum ve Allah’ın ayetleriyle bilgilendirmem size ağır geliyorsa (bilin ki) ben sadece Allah’a güvenip dayandım. Öyleyse siz ve ortaklarınız ne yapacağınıza birlikte karar verin, işiniz gizli saklı da olmasın. Sonra işimi bitirin, hiç göz açtırmayın.


(Yunus 10/72)
فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۙ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
Yok eğer sırt çevirirseniz ben zaten sizden bir karşılık istemedim! Yaptığımın karşılığını verecek olan sadece Allah’tır. Bana, tam teslim olanlardan olmam emredildi.”


(Yunus 10/73)
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَٓائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَ
Yine de onu yalancı saydılar. Sonra onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık ve hakimiyeti onlara verdik. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanları suda boğduk. Uyarılan o kimselerin sonunun ne olduğuna bir bak!


(Yunus 10/74)
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِه۪ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِه۪ مِنْ قَبْلُۜ كَذٰلِكَ نَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِ الْمُعْتَد۪ينَ
Sonra Nuh’un ardından birçok elçiyi kendi halkına gönderdik[*]. Onlara açık belgeler getirdiler. Ama önceden yalan saydıklarına inanmaya yanaşmadılar. Sınırları aşanların kalpleri üzerinde işte böyle bir yapı oluştururuz.

[*] Saffat 37/83, 112. Hadid 57/26.


(Yunus 10/75)
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى وَهٰرُونَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ بِاٰيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِم۪ينَ
Sonra onların ardından Musa’yı ve Harun’u, ayetlerimizle birlikte Firavun’a ve önde gelen adamlarına gönderdik. Onlar da büyüklendiler ve suçlular topluluğu haline geldiler[*].

[*] Araf 7/103-126, Taha 20/56-73.


(Yunus 10/76)
فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُٓوا اِنَّ هٰذَا لَسِحْرٌ مُب۪ينٌ
Katımızdan onlara gerçekler gelince “Bu apaçık bir sihirdir!” dediler.


(Yunus 10/77)
قَالَ مُوسٰٓى اَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَكُمْۜ اَسِحْرٌ هٰذَاۜ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ
Musa şöyle dedi: “Size gerçekler geldiğinde, onlar için bunu mu söylüyorsunuz? Bu bir sihir mi? Sihir yapanlar umduklarına kavuşamazlar ki!”


(Yunus 10/78)
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِۜ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِن۪ينَ
Dediler ki: “Atalarımızı üzerinde gördüğümüz yoldan bizi çeviresin ve bu topraklarda üstünlük size geçsin diye mi geldin? Biz sizin ikinize de inanacak değiliz.”


(Yunus 10/79)
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُون۪ي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَل۪يمٍ
Firavun dedi ki: “Usta sihirbazların hepsini bana getirin!”


(Yunus 10/80)
فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ
Sihirbazlar gelince Musa onlara “Haydi atın atacağınızı!” dedi.


(Yunus 10/81)
فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُۜ اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِد۪ينَ
Onlar (ellerindeki ipleri ve değnekleri) atınca Musa (Firavun ve hanedanına) dedi ki: “Asıl sihir /göz boyama sizin getirdiğinizdir. Allah onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez.


(Yunus 10/82)
وَيُحِقُّ اللّٰهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ۟
Suçlular hoşlanmasa da Allah sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır[*].”

[*] Taha 20/66-70.


(Yunus 10/83)
فَمَٓا اٰمَنَ لِمُوسٰٓى اِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِه۪ عَلٰى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْۜ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْاَرْضِۚ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِف۪ينَ
Firavun’un ve kendi önderlerinin sıkıntı vermesinden[1*] korkmalarına rağmen inanan bir grup genç dışında, toplumundan Musa’ya inanan olmadı. Çünkü Firavun o topraklarda tam hakimiyet kurmuştu ve gerçek anlamda aşırı gidenlerdendi[2*].

[1*] “Fitne”, altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Kur’an’da bu kelime imtihan (A’râf  7/155), aldatma (A’râf  7/27), cehennem azabı (Zariyât 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/216) anlamlarında kullanılmıştır.

[2*] Kasas 28/38, Naziat 79/24.


(Yunus 10/84)
وَقَالَ مُوسٰى يَا قَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِم۪ينَ
Musa dedi ki: “Ey Halkım! Allah’a inanmış ve ona teslim olmuş kimselerseniz yalnız ona dayanın.”


(Yunus 10/85)
فَقَالُوا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۚ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَۙ
Bunun üzerine dediler ki: “Biz Allah’a dayandık. Rabbimiz! Bizi (onların eline düşürüp de) yanlışlar içindeki bu topluluk için bir imtihan vesilesi[*] yapma.

[*] Fitne için bkz. Yunus 10/83. ayetin dipnotu.


(Yunus 10/86)
وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
Merhametinle bizi bu kâfirler topluluğundan kurtar.”


(Yunus 10/87)
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخ۪يهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتًا وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ
Biz de Musa ile kardeşine şunu vahyettik: “Siz ikiniz Mısır’da halkınız için evler hazırlayın. Evlerinizi, kıbleye yönelik yapın; namazınızı düzgün ve sürekli kılın. (Musa) inanıp güvenenlere (bu sıkıntıların geçeceğine dair) müjde ver.”


(Yunus 10/88)
وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَٓا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ ز۪ينَةً وَاَمْوَالًا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِكَۚ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ
Musa dedi ki: “Rabbimiz! Sen Firavun’a ve önde gelenlerine dünya hayatında süs ve mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını mahvet, kalplerini baskı altında tut da acıklı azabı görünceye dek inanmasınlar.”


(Yunus 10/89)
قَالَ قَدْ اُج۪يبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَق۪يمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَب۪يلَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ
Allah (Musa ve Harun’a) dedi ki: “Duanız kabul edildi. Siz ikiniz dosdoğru olun ve değer bilmeyenlerin yoluna uymayın.”


(Yunus 10/90)
وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي إِسْرَٓاء۪يلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًاۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓاء۪يلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
İsrailoğullarını denizden karşıya geçirdik. Firavun ve orduları onları yakalamak ve ezmek için arkalarından yetişti. Firavun, boğulması kaçınılmaz olduğunda dedi ki: “İsrailoğullarının inanıp güvendiğinden başka ilah olmadığına inandım. Ben de ona teslim olanlardanım.”


(Yunus 10/91)
آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ
(Allah şöyle dedi:) “Şimdi mi? Halbuki az öncesine kadar isyan içindeydin, bozguncunun biri idin[*].”

[*] Nisa 4/18.


(Yunus 10/92)
فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟
Bugün senin ölü bedenini (kıyıya atıp) kurtaracağız ki arkandakiler için bir ayet /bir belge olasın. Doğrusu insanların çoğu ayetlerimiz karşısında umursamazdırlar.”


(Yunus 10/93)
وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ
İsrailoğullarını güvenli bir yurda yerleştirmiş, kendilerine temiz rızıklar vermiştik. Onlara o bilgi (Allah’ın kitabı) gelinceye kadar ayrılığa düşmediler[1*]. Senin Rabbin, ayrılığa düştükleri konularda kıyamet /mezardan kalkış[2*] günü aralarında hüküm verecektir.

[1*] Bakara 2/213, Yunus 10/19.

[2*] Kıyamet ayağa kalkma ve kalkış demektir. Kıyamet günü, insanların yeniden dirilip kabirlerinden kalktığı gündür.


(Yunus 10/94)
فَاِنْ كُنْتَ ف۪ي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذ۪ينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ
Sana indirdiklerimiz konusunda ikilemde kaldıysan senden önceki kitapları[*] okuyanlara sor. Rabbinden sana da aynı gerçek gelmiştir. Sakın tartışmaya girenlerden olma.

[*] Burada el-kitab kelimesine cins yani “indirilmiş bütün kitaplar” anlamı verilmiştir. 

 


(Yunus 10/95)
وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Allah’ın ayetleri karşısında yalana sarılanlardan da olma. Yoksa kaybedenlere karışırsın.


(Yunus 10/96)
اِنَّ الَّذ۪ينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ
Rabbinden aleyhlerinde karar çıkmasını hak edenler, ona inanıp güvenmezler.


(Yunus 10/97)
وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَ
Bütün ayetler önlerine gelse de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar[*].

[*] En’am 6/27-30, A’raf 7/53.


(Yunus 10/98)
فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ اٰمَنَتْ فَنَفَعَهَٓا ا۪يمَانُهَٓا اِلَّا قَوْمَ يُونُسَۜ لَمَّٓا اٰمَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍ
Keşke (azap gelip çatmadan) iman edip imanının faydasını gören bir kent olsaydı[1*]! Bunun tek istisnası Yunus’un halkıdır. İman ettiklerinde rezil edici azabı dünya hayatında üzerlerinden kaldırdık ve onları belli bir süreye kadar nimetlerden yararlandırdık[2*].

[1*] Elçi gönderilmeyen kavimlere azap edilmez (İsra 17/15

[2*] Saffat 37/147-148.


(Yunus 10/99)
وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَاٰمَنَ مَنْ فِي الْاَرْضِ كُلُّهُمْ جَم۪يعًاۜ اَفَاَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتّٰى يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ
Tercihi (size bırakmayıp da) Rabbin yapsaydı[1*] yeryüzünde olanların tamamı, kesinlikle inanırdı. Durum böyleyken, mümin olsunlar diye bu insanları sen mi zorlayacaksın[2*]?

[1*] Bkz. Yunus 10/16. ayetin dipnotu.


(Yunus 10/100)
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ
Allah’ın onayı olmadan kimse inanıp güvenmiş (mümin) sayılmaz[1*]. Allah, aklını kullanmayanların üzerinde pislikler oluşturur[2*].

[1*] İman kalpte olduğu için kişinin inancının doğru olup olmadığı ile ilgili onayı Allah’tan başkası veremez (İbrahim 14/4, Nahl 16/93, Kasas 28/56).

[2*] En’am 6/125, A’raf 7/101, 70-71, Tevbe 9/125.


(Yunus 10/101)
قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
Onlara de ki: “Göklerde ve yerde neler olduğuna bir bakın. Ama bütün ayetler ve uyarılar, inanmayan bir topluluğa fayda sağlamaz.”


(Yunus 10/102)
فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْۜ قُلْ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ
Kendilerinden önce gelip geçenlerin (felaketle dolu) günlerinin bir benzerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: “Bekleyin bakalım, sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim.”


(Yunus 10/103)
ثُمَّ نُنَجّ۪ي رُسُلَنَا وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَۚ حَقًّا عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِن۪ينَ۟
O sırada[1*] elçilerimizi ve inanıp güvenenleri ayırıp kurtarırız[2*]. Bu böyledir, boynumuza borçtur, biz müminleri kurtarırız.

[1*] (Sümme = ثمَ) edatı sonra anlamına geldiği gibi “birlikte, aynı zamanda, o sırada” anlamlarına da gelir. (Hud 11/1,3; Beled 90/17)

[2*] Kurtarmak anlamına gelen (نجو) ‘ncv’ kelimesi ayette hem if’âl hem de tef’il bâbında geçmektedir. Kelimenin tef’îl bâbındaki kullanımında, “ayırarak kurtarma” şeklinde, kurtarmanın keyfiyetine işaret eden bir anlam bulunduğu için bu durum meale yansıtılmıştır. Çünkü Yunus 10/98. ayete göre insanlık tarihinde topyekün iman eden tek toplum Yunus Aleyhisselamın halkıdır. Bu sebeple onların üzerinden azabın kaldırıldığı bildirilmektedir. Bunun dışındaki toplumlara azap geldiğinde elçileriyle birlikte iman edenlerin inanmayanlardan ayrılarak kurtarıldığı bu ayette ortaya konmaktadır. Nitekim Lut Aleyhisselam ve ailesi ile Nuh Aleyhisselam ve gemiye binen müminler bu durumun örneklerinden ikisidir.


(Yunus 10/104)
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ د۪ين۪ي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْۚ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۙ
De ki: “Ey insanlar! Benim dinim hakkında ikilem içindeyseniz bilin ki ben sizin Allah ile aranıza koyup kulluk ettiklerinize kulluk etmem ama sizi vefat ettirecek olan[*] Allah’a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emredildi.”

[*] Ruhun bedenden alınması vefat, canlılığın son bulması ölüm (mevt)’tir.


(Yunus 10/105)
وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفًاۚ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
Sen yüzünü dosdoğru bu dine çevir. Sakın müşriklerden /Allah’ı ikinci sıraya koyanlardan olma.


(Yunus 10/106)
وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۚ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذًا مِنَ الظَّالِم۪ينَ
Allah ile arana koyarak, sana faydası olamayacak zarar da veremeyecek olana yalvarma. Eğer öyle yaparsan kesinlikle yanlış yapanlardan olursun.


(Yunus 10/107)
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ
Allah, sana bir sıkıntı verirse onu ondan başka giderebilecek olan yoktur. Sana iyilik etmek isterse onun lutfunu engelleyebilecek olan da yoktur. Allah, lutfunu kullarından tercih ettiğine ulaştırır. O, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır[*].

[*] Zümer 39/38.


(Yunus 10/108)
قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَك۪يلٍۜ
De ki: “Ey insanlar! Size Rabbinizden bu gerçek (Kur’an) geldi[1*]. Artık kim doğru yola girerse sadece kendisi için girer, kim de yoldan saparsa sapması sadece kendi aleyhine olur. Ben sizin vekiliniz /savunucunuz[2*] değilim.”

[1*] İsrâ 17/105, Kehf 18/29, Zümer 39/41.

[2*] Nebiler dahil hiç kimse, kimseyi Allah’a karşı savunamaz.


(Yunus 10/109)
وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِم۪ينَ
Sen sana vahyedilene uy. Allah, kararını verinceye kadar sabırlı davran /duruşunu bozma. O, karar verenlerin en iyisidir.