RÛM

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla...[*]

[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için  bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.


(Rûm 30/1)
الٓمٓ۠
Elif-Lâm-Mîm![*]

[*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır. Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur. 

 

(Rûm 30/2)
غُلِبَتِ الرُّومُۙ
Rumlar yenilgiye uğradılar,


(Rûm 30/3)
ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ
yeryüzünün en düşük rakımlı yerinde.[*] Onlar, yenilgilerinin ardından yakında galip gelecekler,

[*] Perslerin Romalıları yendiği yer, yeryüzünün deniz seviyesine göre en alçak bölgesi olan Lut Gölü civarıdır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Rûm 30/5 ve dipnotları.

 

(Rûm 30/4)
ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ
birkaç yıl içerisinde.[*] Öncesinde de sonrasında da her iş Allah’ın elindedir. İşte o gün müminler sevinecekler,

[*] Bıd’ (بضع) kelimesi üçten dokuza kadar olan sayıları ifade etmek için kullanılır. Beşten çok, ondan az rakamları ifade için de kullanıldığı söylenir (Müfredat).  

 

(Rûm 30/5)
بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ
Allah’ın yardımıyla[1*]. O, uygun gördüğüne[2*] yardım eder[3*]. O daima üstündür, ikramı boldur.

[1*] Mekke’de inen Rum 30/1-6. ayetlerde Romalıların (Perslere) yenildiği ama üç ilâ dokuz yıl içinde galip gelecekleri ve o gün Allah’ın müminleri, bir yardımla sevindireceği bildirilmişti. Medine’ye hicrete zorlanan Muhammed aleyhisselama Allah, müminleri savaşa hazırlama emri verdi ve kendilerinin on katı düşmanla savaşma görevi yükledi (Enfâl 8/65). Perslerle Romalıların tekrar savaşacağı haberi yayıldığında Mekke’nin ticaret kervanı Şam’da idi. Kervanı yönetenler, onu Müslümanlara kaptırmamak için hemen yola çıktılar ve en önemli konak yerlerinden olan Bedir’e vardılar. Mekkeliler kervanlarını korumak için, bir orduyla Bedir’e geldi. Müslümanlar da Allah kervanı bize verecek diye Bedir’e doğru yola çıktılar ve Bedir’de kendilerini, Mekke ordusu ile kervanın ortasında buldular (Enfâl 8/42). Böylece Rum Suresinde bildirilen şartlar oluştu. Ama Müslümanların bir kesimi, göz göre göre ölüme sürükleniyormuş gibi tam bir hoşnutsuzluk içinde, Muhammed aleyhisselam ile çekişiyordu (Enfâl 8/5-6). Diğer kesim de savaşmayı değil, kervanı istiyordu. Ama Allah, Muhammed aleyhisselamın, Mekke’den çıkarılmasına karşılık Müslümanların onlarla savaşıp Mekke’yi almasını istiyordu (Enfâl 8/7-8, 30; İsra 17/76-77). Allah, Müslümanlardaki zayıflığı görünce savaşmaları gereken düşman sayısını on kattan iki kata düşürdü (Enfâl 8/66). Mekke ordusu onların iki katından fazla olduğu için, bir anlaşmazlık çıkmasın ve ordu dağılmasın diye Allah nebîmize, rüyasında onları az gösterdi (Enfâl 8/43). İki ordu karşılaşınca Mekke ordusunu, Müslümanlara kendilerinin iki katı gösterdi (Âl-i İmran 3/13). Müslümanları da Mekkelilere az gösterdi ki karara bağladığı Mekke’nin fethi, Bedir’de gerçekleşsin (Enfâl 8/44). Ama öyle olmadı; çünkü Muhammed aleyhisselam, savaşı yönettiği Bedir’de iki önemli hata yaptı. Birincisi düşmanı tamamen dağıtmak için saldırıya devam etmesi gerekirken bunu yapmaması (Enfâl 8/57), ikincisi de düşmanı etkisiz hale getirmeden esir almasıydı (Enfâl 8/67, Muhammed 47/4). Allah, yine de Rum suresinde verdiği sözü tuttu ve onları galip getirdi. Bu iki günahı affetmesi için yıllar sonra Mekke’nin fethinin önünü açtı (Fetih 48/1-3) ve Muhammed aleyhisselama, fetihten sonra tevbe ve istiğfar etmesi emrini verdi (Nasr 110/1-3).

[2*] Şâe (شاء) fiili, “bir şey yapmak” anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz: http://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html

[3*] Rum 30/47, Mü'min 40/51.


(Rûm 30/6)
وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Bunu Allah vaad etmiştir.[*] Allah vaadinden dönmez. Ancak insanların çoğu bunu bilmez.

[*] Enfal 8/5-8, 42, 68.


(Rûm 30/7)
يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ
Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilir (imtihan edildiklerini düşünmezler).[1*] Ahireti umursamayanlar işte onlardır.[2*]

[1*] Dünya hayatının görünmeyen yüzü ise onun ahiret için bir imtihan süreci olmasıdır.

[2*] Yunus 10/7, Mü’minun 23/63.

 

(Rûm 30/8)
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ
Allah’ın, gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları, sadece o gerçek için (sizleri imtihan için)[1*] ve belli bir ecel /süre için yarattığını kendi içlerinde hiç düşünmediler mi?[2*] İnsanların çoğu Rablerinin huzuruna varmayı kesinlikle göz ardı eder.[3*]

[1*] Allah, gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları, insanları ve cinleri zorlu bir imtihandan geçirmek için yaratmıştır. Bunu Hud Suresinin 7. ayetinde açıklamış, diğer ayetlerde de “(بِالْحَقِّ) o gerçek amaçla” ifadesiyle buna işarette bulunmuştur (En'am 6/73, Hud 11/7, İbrahim 14/19, Hicr 15/85, Nahl 16/3, Ankebut 29/44, Zümer 39/5, Duhan 44/39, Casiye 45/22, Ahkaf 46/3, Tegabun 64/3).

[2*] Ra’d 13/2, Zümer 39/5, Ahkaf 46/3.

[3*] Secde 32/10.


(Rûm 30/9)
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ
Yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar![1*] Öncekiler bunlardan çok daha güçlüydü. Toprağı işlemiş ve orayı, bunların imar ettiğinden daha fazla imar etmişlerdi. Elçileri de onlara açık belgeler getirmişti. Allah onlara asla yanlış yapmadı; yanlışı onlar kendilerine yapıyorlardı.[2*]

[1*] Yusuf 12/109, Hac 22/46, Ankebut 29/40, Fatır 35/44, Mü'min 40/21, 82, Muhammed 47/10.

[2*] Âl-i İmran 3/182, Mü’min 40/31, Fussilet 41/46.


(Rûm 30/10)
ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
Sonra, kötülük yapanların sonu çok kötü oldu; çünkü Allah’ın ayetleri karşısında yalana sarılmışlar ve onları hafife almışlardı.[*]

[*] En'am 6/10-11, Nahl 16/33-34.


(Rûm 30/11)
اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Allah, yaratılışı başlatır, sonra onu (ahirette) tekrarlar.[*] Sonra da O’nun huzuruna çıkarılırsınız.

[*] Yunus 10/4, 34, Neml 27/64, Rum 30/27.


(Rûm 30/12)
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ
O saatin[1*] geldiği gün, suçlular umutlarını tamamen kaybederler.[2*]

[1*] Bu saat, yeniden diriliş saatidir (Tâhâ 20/15).

[2*] Zuhruf 43/74-75, Casiye 45/27.

 

(Rûm 30/13)
وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ
Allah’a ortak saydıklarından hiçbiri onlara şefaatçi olmayacaktır.[1*] Halbuki onlar, o ortakları yüzünden kafir olmuşlardı.[2*]

[1*] En’am 6/94, Mü’min 40/18.

[2*] İbrahim 14/21, Furkan 25/27-29, Şuara 26/95-102.


(Rûm 30/14)
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ
O saatin geldiği gün, işte o gün bunlar birbirlerinden ayrılacaklardır.[*]

[*] Ankebut 29/25, Rum 30/43, Yasin 3659, Vakıa 56/7.

 

(Rûm 30/15)
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara gelince, onlar (cennette) güzel bir bahçede, sevindirileceklerdir.[*]

[*] Şura 42/22.


(Rûm 30/16)
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
Kâfirlik eden, ayetlerimiz ve ahirete varma hakkında yalana sarılanlar ise azap içinde tutulacaklardır.[*]

[*] Bakara 2/39, Maide 5/10, 86, A’raf 7/147, Hac 22/57, Teğabun 64/10.

 

(Rûm 30/17)
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ
(Ey müminler!) Akşam vakti içinde iken ve sabah vakti içinde iken[*] Allah’a ibadet edin.

[*] “Akşam vakti, güneşin batışından gecenin karanlığına kadar süren akşam ve yatsı namazı vaktidir. Sabah vakti de seher vaktinin bitip fecr-i sadığın başlamasından güneşin doğuşuna kadar sürer. Kur’an’da güneş kelimesi, sadece öğlen vakti için kullanılmıştır (İsra 17/78). Bu da dünyanın her yerinde kolayca gözlemlenir. Kutup bölgelerinde, güneşin vaktinde doğup batmadığı yerlerde akşam namazı vakti, havanın sakinleşmesi (Duha 93/2) ve kuşların yuvalarına dönmeye başlamasıyla anlaşılır. Sabah namazı vaktinin bitişinde de hafif bir rüzgar eser ve kuşlar yuvalarından çıkmış olur. Yatsı vakti ise havanın soğumasıyla biter.

 

(Rûm 30/18)
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ
Göklerde ve yerde her şeyi mükemmel yapmak[1*] Allah’a özgüdür. İkindi vaktinde ve öğlen vaktinde iken (O’na ibadet edin).[2*]

[1*] “Hamd”, birini kendi yaptığı şeyden dolayı övmektir. “Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir.” gibi sözler buna girer. “Şükür” ise kendine iyilik yapanı övmek veya yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır. Allah’ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için “güzel” yerine “mükemmel” kelimesini kullandık (Fatiha 1/2).

[2*] Kur’an’da farz namazların vakitlerini gösteren iki ayet “Namazı kıl! (أَقِمِ الصَّلاَةَ)” emriyle başlar (Hud 11/114, İsra 17/78). Buradaki iki ayetle birlikte toplam sekiz ayette ise belli vakitlerde Allah’ın tesbih edilmesinden söz edilir (Tâhâ 20/130, Kaf 50/39-40Tur 52/49, İnsan 76/25-26). Bu vakitlerde Allah’ı tesbih, O’nunla ilgili doğru bilgileri dil ile ifade etmek yani O’nu zikretmektir. Allah Teala zikir için namaz kılmayı emrettiğinden (Nisa 4/103, Tâhâ 20/14) burada emredilen tesbih, farz veya nafile namazlarla yerine getirilir.

 

(Rûm 30/19)
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟
O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü canlandırır.[1*] Siz de (topraktan) aynı şekilde çıkarılacaksınız.[2*]

[1*] Âl-i İmran 3/27, En’am 6/95, Yunus 10/31.

[2*] A’raf 7/57, Taha 20/55, Fatır 35/9, Fussilet 41/39, Zuhruf 43/11, Kaf 50/9-11.


(Rûm 30/20)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ
Sizi topraktan yaratması Allah’ın ayetlerindendir /göstergelerindendir.[1*] Daha sonra siz, yeryüzüne dağılan bir beşer olursunuz.[2*]

[1*] Allah’ın ayetleri ikiye ayrılır: İlki yaratılmış ayetlerdir, bunlar kainattaki tüm varlıklardır (Casiye 45/3-6). İkincisi indirilmiş ayetlerdir ki onlar ilahi kitaplardadır (Fussilet 41/39, Şûra 42/13-14). Yaratılmış ayetler, indirilmiş ayetlerin doğruluğunun göstergesidir; çünkü hem kainatı yaratan hem de onunla ilgili en doğru bilgileri veren Allah’tır. İndirilmiş ve yaratılmış ayetler arasında çelişki olmaz, aksine kopmaz bir bağ vardır. Bilimin uğraş alanı Allah’ın yarattığı ayetlerdir. Bu sahada Allah’ın indirdiği ayetlerden de yararlanılırsa bilimde, hayallerin ötesinde bir gelişme yaşanacaktır.

[2*] Furkan 25/54, Fatır 35/11, Casiye 45/4.


(Rûm 30/21)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Onlarla huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhamet koyması da[*] O’nun ayetlerindendir /göstergelerindendir. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir topluluk için ayetler vardır.

[*] A’raf 7/189, Nahl 16/72, Şûrâ 42/11.


(Rûm 30/22)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ
Göklerin ve yerin yaratılışı,[1*] dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da[2*] O’nun ayetlerindendir /göstergelerindendir. Şüphesiz ki bunda, bilenler için ayetler vardır.

[1*] Mü’min 40/57, Şûrâ 42/29.

[2*] Hucurat 49/13.


(Rûm 30/23)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
Geceleyin ve gündüzün uyumanız ve lütfunu aramanız da[*] O’nun ayetlerindendir /göstergelerindendir. Şüphesiz ki bunda, dinleyen bir topluluk için ayetler vardır.

[*] Furkan 25/47, Nebe 78/9.


(Rûm 30/24)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Korku ve umut veren şimşeği size göstermesi,[1*] gökten bir su indirip ölümünden sonra onunla yeryüzünü canlandırması da[2*] O’nun ayetlerindendir /göstergelerindendir. Şüphesiz ki bunda, aklını kullanan/ gerçeklerle doğru bağlantı kuran bir topluluk için ayetler vardır.

[1*] Ra'd 13/12-13.

[2*] Nahl 16/65, Ankebut 29/63, Fatır 35/9, Zuhruf 43/11, Casiye 45/5.


(Rûm 30/25)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ
Göklerin ve yerin, koyduğu kanuna göre ayakta kalması da[1*] O’nun ayetlerindendir /göstergelerindendir. Sonra sizi yerden (kabirlerinizden çıkmanız için)[2*] çağırdığında hemen çıkarsınız.[3*]

[1*] Ra’d 13/2, Hac 22/65, Fatır 35/41, Lokman 31/10.

[3*] A’raf 7/25, Tâhâ 20/55, Nuh 71/17-18.

 


(Rûm 30/26)
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ
Göklerde ve yerde ne varsa[1*] O’nundur. Hepsi O’na içtenlikle boyun eğer.[2*]

[1*] Âl-i İmran 3/83.

[2*] Bakara 2/116, Enbiya 21/19.


(Rûm 30/27)
وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟
O, yaratılışı başlatan, sonra onu (ahirette) tekrarlayacak olandır. Bu, O’nun için çok kolaydır.[1*] Göklerde ve yerde en üstün örnekler O’na aittir.[2*] O, daima üstün ve bütün kararları doğru olandır.

[1*] Yunus 10/4, 34, Neml 27/64, Rum 30/ 11.

[2*] Nahl 16/60.


(Rûm 30/28)
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Allah, size kendinizden örnek veriyor: Hakimiyetiniz altında olanları, size verdiğimiz rızıklarda kendine eşit oranda ortak sayanınız var mı?[*] Onlar için duyduğunuz kaygı, kendiniz için duyduğunuz kaygı gibi mi? Ayetlerimizi, aklını kullanan /doğru bağlantılar kuran bir topluluk için işte böyle ayrıntılı olarak açıklarız.

[*] Nahl 16/75.


(Rûm 30/29)
بَلِ اتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْد۪ي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ
Aslında yanlışlara dalmış olanlar bilgisizce arzularına uyarlar.[1*] Allah’ın sapkın kabul ettiğini kim doğru yolda sayabilir?[2*] Onların hiçbir yardımcısı olmayacaktır.

[1*] Şûrâ 42/44, Casiye 45/23, Muhammed 47/17.

[2*] Bir kişi yola gelmeden Allah onu yola gelmiş saymaz. Doğru yola gelmeleri için kalpten inanmaları gerekir. Onu da en iyi Allah bilir (A’raf 7/186, Nahl 16/37, Kasas 28/56).

 

 


(Rûm 30/30)
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفًاۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ
Öyleyse sen yüzünü doğrudan bu dine,[1*] Allah’ın, insanları da ona göre var ettiği fıtratına[2*] /varlıklarda geçerli kanununa çevir. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. Dosdoğru din budur,[3*] ama insanların çoğu bunu bilmez.

[1*] En’am 6/161, Yunus 10/104-105, Rum 30/43.

[2*] “Bölme” anlamındaki “fatr (فطر)” kökünden gelen fıtrat kavramı (Lisan’ul-arab) Kur’an’da, tabiatta ve insan vücudunda geçerli oluşum, gelişim, değişim, dönüşüm kanun ve kuralları anlamında kullanılır. Allah, bütün varlıkları bölünme kanununa göre yaratmıştır. Göklerin, yerin, insanların, hayvanların, bitkilerin yani her şeyin yapısı ve işleyişi fıtrata göredir (Âl-i İmran 3/83, İsra 17/51, Hac 22/18, Nûr 24/41, Fatır 35/1, Şûrâ 42/11). Allah’ın dini bu kanunlara bire bir uygundur. Çünkü bu dinin sahibi, o kanunları koyan Allah’tır. İslam dinine uyan, fıtrata uymuş, kendi doğal yapısı varlıklar âlemiyle tam bir uyum içine girmiş olur. Artık üzerinde ne bir korku kalır ne de bir üzüntü (Bakara 2/38). Bu uyumu bozan, toplumu ve çevreyi de bozar (Rum 30/41). 

[3*] Beyyine 98/5.


(Rûm 30/31)
مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ
O’na yönelen kişiler olun.[1*] O’na karşı yanlış yapmaktan sakının. Namazı düzgün ve sürekli kılın.[2*] Müşriklerden de olmayın;[3*]

[1*] Zümer 39/54.  

[2*] Bakara 2/238, Hud 11/114, İsra 17/78.

[3*] En’am 6/14, Kasas 28/87.


(Rûm 30/32)
مِنَ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
dinlerini bölüp parçalayan ve gruplar haline gelenlerden (olmayın). Her kesim kendinde olanla mutludur.[*]

[*] Âl-i İmran 3/103, 105, En’am 6/159, Enbiya 21/92-93, Mu’minun 23/53.

 


(Rûm 30/33)
وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَٓا اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَر۪يقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ
İnsanlara bir zarar dokunduğunda Rablerine yönelerek yalvarıp yakarırlar. Sonra (Rableri) onlara kendinden bir ikram tattırdığı zaman bir de bakarsın ki bir kısmı Rablerine ortak koşuyorlar.[*]

[*] Yunus 10/12, 21, Hud 11/9-10, Zümer 39/8, Fussilet 41/50-51.


(Rûm 30/34)
لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Bunu, onlara verdiklerimizi görmezden gelmek /nankörlük etmek için yapıyorlar. Keyfini sürün bakalım; ileride öğrenirsiniz.[*]

[*] Nahl 16/53-55, Ankebut 29/65-66.

 


(Rûm 30/35)
اَمْ اَنْزَلْنَا عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُوا بِه۪ يُشْرِكُونَ
Yoksa biz onlara güçlü bir delil indirdik de müşrik olmalarını o delil mi söylüyor?


(Rûm 30/36)
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً فَرِحُوا بِهَاۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْ اِذَا هُمْ يَقْنَطُونَ
İnsanlara bir ikram tattırdığımızda onunla mutlu olurlar. Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelecek olsa o zaman da umutsuzluğa kapılırlar.[*]

[*] Yunus 10/21, Hud 11/9-10, Rum 30/33, Şûra 42/48.

 

(Rûm 30/37)
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Onlar, Allah’ın, tercih ettiği kişi için[1*] rızkı genişlettiğini de daralttığını da görmediler mi?[2*] İnanıp güvenen bir topluluk için bunda kesin ayetler /göstergeler vardır.

[1*] Şâe (شاء) fiili için bkz. Rum 30/5. ayetin dipnotu.

 


(Rûm 30/38)
فَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لِلَّذ۪ينَ يُر۪يدُونَ وَجْهَ اللّٰهِۘ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Öyleyse sen akrabaya hakkını ver; çaresizlere ve yolculara da.[1*] Allah’ın rızasını kazanmak isteyenler için iyi olan budur.[2*] İşte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.

[1*] Nisa 4/36, Nahl 16/90, İsra 17/26, Mearic 70/24.

[2*] Bakara 2/272, İnsan 76/9, Leyl 92/18-20.


(Rûm 30/39)
وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ۬ا ف۪ٓي اَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُوا عِنْدَ اللّٰهِۚ وَمَٓا اٰتَيْتُمْ مِنْ زَكٰوةٍ تُر۪يدُونَ وَجْهَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ
İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faizli borç, Allah katında (Allah’ın koyduğu ekonomik sistemde) artmaz.[1*] Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât ise (öyle değildir).[2*] İşte zekât verenler, mallarını kat kat artıracak olanlardır.[3*]

[1*] Bakara 2/276Âl-i İmran 3/130, Nisa 4/29.

[2*] Faizli borç veren, verdiğinden fazlasını alır, zekat veren ise malını elinden çıkarır. Ayet sonucun tam tersi olacağını söylüyor. Zekât toplumun bütün kesimlerinde olumlu etkiler yapar. Bundan en çok zekât verenler faydalanır. Faiz, piyasada daralmaya sebep olur. Bu, piyasanın doğal yapısını olumsuz olarak etkilediği gibi faiz alanların doğal yapısını da etkiler.


(Rûm 30/40)
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْۜ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَفْعَلُ مِنْ ذٰلِكُمْ مِنْ شَيْءٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟
Allah; sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek olan, daha sonra size yeniden hayat verecek olandır.[1*] Peki, Allah’a ortak koştuklarınız içinden, bu şeylerin herhangi birini yapabilecek olan var mı?[2*] O, onların şirk koştuklarından uzak ve yücedir.

[1*] Bakara 2/28, Hac 22/66, Casiye 45/26.

 

(Rûm 30/41)
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ اَيْدِي النَّاسِ لِيُذ۪يقَهُمْ بَعْضَ الَّذ۪ي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulmalar ortaya çıktı. Bu bozulmalar yapıp ettiklerinin bir kısmının cezasını Allah’ın onlara tattırması içindir; belki (yanlışlarından) dönerler.[*]

[*] Nisa 4/79, Şûra 42/30.


(Rûm 30/42)
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ينَ
De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da öncekilerin sonu nasıl olmuş bir bakın![*] Onların çoğu şirk koşan kimselerdi.”

[*] Âl-i İmran 3/137, En’am 6/11, Nahl 16/36, Neml 27/69.


(Rûm 30/43)
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ
O halde sen, Allah tarafından geri dönüşe hiçbir şekilde izin verilmeyecek bir gün gelmeden önce yüzünü bu dosdoğru dine çevir.[*] O gün (insanlar) birbirlerinden ayrılacaklardır.

[*] En’am 6/161, Yunus 10/104-105, Rum 30/30Şûra 42/47.

 

 

(Rûm 30/44)
مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ
Kim kâfirlik ederse kafirliği kendi aleyhinedir. Kim de iyi iş yaparsa onlar kendileri için (cennette) yer hazırlamış olur.[*]

[*] Kehf 18/29, Zümer 39/7, Fatır 35/39, Fussilet 41/46, Casiye 45/15.


(Rûm 30/45)
لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ
Bu, Allah’ın inanan ve iyi işler yapanları kendi lütfundan ödüllendirmesi içindir.[*] O, kâfirleri sevmez.

[*] Yunus 10/4, Nur 24/38, Necm 53/31.


(Rûm 30/46)
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Rüzgarları müjdeciler olarak göndermesi de O’nun ayetlerindendir /göstergelerindendir.[1*] Bunu; size ikramından tattırsın, gemiler koyduğu kanuna göre akıp gitsin, siz de O’nun lütfunu arayasınız ve belki şükredersiniz / görevlerinizi yerine getirirsiniz diye yapar.[2*]

[1*] A’raf 7/57, Furkan 25/48, Neml 27/63.

[2*] Nahl 16/14, İsra 17/66, Lokman 31/31, Fatır 35/12.


(Rûm 30/47)
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ
Senden önce de nice elçileri kendi halklarına gönderdik; onlara açık belgeler getirdiler. Sonra suç işleyenlere hak ettikleri cezayı verdik.[1*] İnanıp güvenenlere yardım etmek, boynumuza borçtur.[2*]

[1*] Tevbe 9/70, Yunus 10/13, Rum 30/9-10, Fatır 35/25-26, Mü’min 40/21-22.

[2*] Yunus 10/103, Hac 22/40, Mü’min 40/51.


(Rûm 30/48)
اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar bulutu harekete geçirir, Allah da onu gökte tercih ettiği şekilde[1*] yayar ve parça parça yapar. Sonra yağmuru bulutun arasından çıkarken görürsün. Onu, tercih ettiği kullarına ulaştırdığında hemen sevinirler.[2*]

[1*] Şâe (شاء) fiili için bkz. Rum 30/5. ayetin dipnotu.

[2*] Hicr 15/22, Nur 24/43, Fatır 35/9, Şûra 42/28.


(Rûm 30/49)
وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمُبْلِس۪ينَ
Oysa daha önce, üzerlerine yağmur yağdırılmadan önce, tam bir umutsuzluk içinde idiler.[*]

[*] Fussilet 41/49.

 

(Rûm 30/50)
فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Allah’ın ikramının sonuçlarına bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl canlandırıyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de canlandırır.[*] O, her şeye bir ölçü koyar.

[*] Rum 30/19, Fussilet 41/39, Ahkaf 46/33, Kıyamet 75/37-40.


(Rûm 30/51)
وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا ر۪يحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِه۪ يَكْفُرُونَ
Eğer (başka) bir rüzgar göndersek de bitkisini sararmış görseler bu kez de kesinlikle nankörlük etmeye başlarlar.[*]

[*] En’am 6/36, Yunus 10/42, Hud 11/9, Enbiya 21/45, Rum 30/48-49.

 

 

 

 

(Rûm 30/52)
فَاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَٓاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِر۪ينَ
Zaten sen ölülere bir şey işittiremezsin. Sırtlarını döndükleri zaman sağırlara da çağrını işittiremezsin.[*]

[*] Neml 27/80, Fatır 35/22.


(Rûm 30/53)
وَمَٓا اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْۜ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ۟
Sen, körleri girdikleri yanlış yoldan çevirip onlara doğru yolu gösteremezsin.[1*] Sen (çağrını) ancak, ayetlerimize inanıp da teslim olanlara işittirebilirsin.[2*]

[1*] Yunus 10/43, Hac 22/46, Zuhruf 43/40.

[2*] Neml 27/81, Fatır 35/18, Yasin 36/11.


(Rûm 30/54)
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةًۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْعَل۪يمُ الْقَد۪يرُ
Allah sizi güçsüz olarak yaratan, güçsüzlüğün ardından güçlü hale getiren, güçlülükten sonra da tekrar güçsüz ve ak saçlı hale getirendir. O tercih ettiği şeyi yaratır. Daima bilen ve ölçüyü koyan odur.[*]

[*] Hac 22/5, Mu’minun 23/12-16, Yasin 36/68, Mü’min 40/67.


(Rûm 30/55)
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَۙ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍۜ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ
Kıyamet /mezardan kalkış saati geldiği gün suçlular, (dünyada) sadece kısa bir süre kaldıklarına dair yemin ederler.[1*] Onlar (daha önce de) bu şekilde yalana sürüklenirlerdi.[2*]

[1*] Yunus 10/45, İsra 17/52, Tâhâ 20/103-104, Mü’minun 23/112-114, Ahkaf 46/35, Naziat 79/46.

[2*] Nahl 16/38.


(Rûm 30/56)
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَالْا۪يمَانَ لَقَدْ لَبِثْتُمْ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ اِلٰى يَوْمِ الْبَعْثِۘ فَهٰذَا يَوْمُ الْبَعْثِ وَلٰكِنَّكُمْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Kendilerine ilim ve iman verilenler derler ki: “Allah’ın kitabındaki hükme göre siz, kesinlikle diriliş gününe kadar (dünyada) kaldınız.[1*] İşte bu, diriliş günüdür; ama siz (öldükten sonra olup biteni) bilmez bir haldeydiniz.”[2*]

[1*] Melekler, ölen kişinin ruhunu göklere çıkarır, bedeni ise yerde kalır. Kıyamet günü vücut yeniden yaratılınca ruh bedene döner ve kişi kendini uykudan uyanmış zanneder (Bakara 2/28, A’raf 7/29, Mearic 70/4, Yasin 36/52, Tekvir 81/7).

[2*] Ölüm ile yeniden diriliş arasında geçen süre, ölen kişi için gözü açıp kapama, hatta daha kısa bir süre gibidir (Nahl 16/77, Kamer 54/50). Bu sözü,  ilgili ayetleri bilen ve onlara inananlar söyleyebilir. Kendilerine ilim ve iman verildiği bildirilenler onlardır.

 

(Rûm 30/57)
فَيَوْمَئِذٍ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَعْذِرَتُهُمْ وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
Artık o gün, yanlışlara dalmış olanlara mazeretleri fayda vermeyecek, onlardan özür dilemeleri de istenmeyecektir.[*]

[*] Nahl 16/84, Mü’min 40/52, Casiye 45/35, Tahrim 66/7, Mürselat 77/35-36.


(Rûm 30/58)
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۜ وَلَئِنْ جِئْتَهُمْ بِاٰيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُبْطِلُونَ
Bu Kur’an’da insanlar için her türlü örneği verdik.[1*] Sen onlara bir mucize getirsen bile kâfirlik edenler kesinlikle: “Siz, bâtıla dalan kimselersiniz!” diyeceklerdir.[2*]

[1*] İsra 17/89, Kehf 18/54, Zümer 39/27.

 

(Rûm 30/59)
كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ
Allah, (gerçekleri) bilmeyenlerin kalpleri üzerinde işte böyle bir yapı oluşturur.[*]

[*] Nahl 16/108, Mü’min 40/35, Muhammed 47/16.


(Rûm 30/60)
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذ۪ينَ لَا يُوقِنُونَ
Öyleyse sen sabret /duruşunu bozma![*] Allah’ın vaadi gerçektir. Buna inancı tam olmayanlar sakın seni gevşekliğe sevketmesin!

[*] Yunus 10/109, Hud 11/115, Nahl 16/127, Mü’min 40/55, Ahkaf 46/35, Tur 52/48, Mearic 70/5, Müddessir 74/7.