FATİHA

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Fatiha 1/1 TEFSİR)
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Her şeyi güzel yapan yalnız Allah’tır[1*] ; bütün varlıkların Sahibidir.[2*]

[1*] Üç tip övgü vardır. Birincisi, kişiyi kendi katkısı olmayan bir şeyden dolayı övmektir. Boyu uzun, zeki, iyi bir aileye mensup sözleri böyledir; ona  medih denir. İkincisi, iyi bir şey yaptığı için övmektir. Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir gibi sözler buna girer. Övgünün bu türüne hamd denir. Üçüncüsü, bize yapılan bir iyilikten dolayı övmektir. Bana güzel bir yemek ikram etti demek gibi. Buna da şükür denir. El-hamdu’nun başındaki el takısı cins içindir, kelimeye, yaptığı her şeyi güzel yapma anlamı kazandırır. Bunu da Allah’tan başkası yapamaz.

[2*] رَبّ الْعَالَمِينَ = rabbi’l-âlemîn ifadesi, رَبُّ العالمين = rabbü’l-âlemîn şeklinde de okunur (Kurtubî). Bu durumda anlam, “O varlıkların sahibidir” şeklinde olur. Yukarıdaki meal, her iki anlamı da içerecek şekildedir. “Rab” Türkçe karşılığı “sahip”tir. Evin sahibine rabb’ud-dâr = evin rabbi (Müfredât), sermaye sahibine de rabb’ül-mal = sermayenin rabbi denir. Yusuf aleyhisselam, kralın gönderdiği köleye şöyle demişti: “Rabbine dön de sor bakalım, ellerini kesen kadınların derdi neymiş? Benim Rabbim onların oyunlarını bilir.” (Yusuf 12/50) Bu âyette rab kelimesi hem Allah hem de kölenin sahibi olan kral için kullanılmıştır.  
 

 


(Fatiha 1/2 TEFSİR)
الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı boldur.


(Fatiha 1/3 TEFSİR)
مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Hesap verme [*] gününde yetki O’nundur.

[*] Din, deyn= دين kökünden adet, durum; ceza, karşılık görme ve itaat anlamlarına gelir(es-Sıhah). Bunlardan boyun eğme ve karşılık görme anlamları öne çıkar. Dinde boyun eğilen Allah’tır. Onun emirlerine uyulur ve onun vereceği karşılık beklenir. Hesap günü de dünyada yapılanların karşılıklarının alıncağı gündür.

 

(Fatiha 1/4 TEFSİR)
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
(Allah'ım) Kulluğu yalnız Sana yapar, yardımı yalnız Senden isteriz.


(Fatiha 1/5 TEFSİR)
اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
Bizi doğru yoluna kabul et;


(Fatiha 1/6 TEFSİR)
صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ
Mutluluk verdiğin kimselerin [*] yoluna.

[*] Kim Allah'a ve Elçisine boyun eğerse onlar, Allah'ın mutluluk (nimet) verdiği nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerle beraber olacaklardır. Onlar ne iyi arkadaştırlar!” (Bkz:Nisa 4/69)

 

(Fatiha 1/7 TEFSİR)
غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ
Gazaba uğramamış ve sapıtmamış olanların yoluna. (Amin) [*]

[*] Âmîn (= آمين), duanın arkasından söylenen “Allahım kabul et” anlamında bir sözdür. (Lisan’ul-Arab) Kelime  Kur’an’da geçmez. Nebîmiz’in, namaz kıldırırken Fâtiha’yı bitirmesinin ardından âmîn dediği, cemaatin de âmîn demesini istediği rivayet edilmiştir. (Buhârî, “Tefsîr”, 2; Müslim, “Salât”, 62, 87)