FATİHA

(Fatiha 1/1 TEFSİR)
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla[*].

[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabilir. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. âyette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.

 


(Fatiha 1/2 TEFSİR)
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ
Her şeyi mükemmel yapmak Allah’a özgüdür[1*]. O bütün varlıkların Rabbi[2*]/Sahibidir.

[1*] Hamd, birini kendi yaptığı şeyden dolayı övmektir. “Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir” gibi sözler buna girer. “Her şeyi mükemmel yapmak Allah’a özgüdür” demek, en üstün övgüdür. Övgünün bir diğer çeşidi olan “şükür” ise kendine iyilik yapanı övmek veya yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır. Allah’ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için ‘güzel’ yerine ‘mükemmel’ kelimesini kullandık.

[2*] Rab kelimesinin Türkçe karşılığı “sahip”tir. Evin sahibine rabb’ud-dâr = evin rabbi (Müfredât), sermaye sahibine de rabb’ül-mal = sermayenin rabbi denir. Yusuf aleyhisselam, kralın gönderdiği köleye şöyle demişti: “Rabbine dön de sor bakalım, ellerini kesen kadınların derdi neymiş? Benim Rabbim onların oyunlarını bilir.” (Yusuf 12/50). Rab kelimesi bu ayette önce “kölenin sahibi olan kral” anlamında, daha sonra da “Allah” anlamında kullanılmıştır.  
 

(Fatiha 1/3 TEFSİR)
اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ
İyiliği sonsuz, ikramı boldur.


(Fatiha 1/4 TEFSİR)
مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ
Yapılan her şeyin karşılığını bulacağı[1*] günün tek yetki sahibidir[2*].

[1*]   Din, “âdet, durum; ceza, karşılık görme ve itaat” anlamlarına gelir (es-Sıhâh). Bunlardan “boyun eğme” ve “karşılık görme” anlamları öne çıkar. Dinde boyun eğilen Allah’tır. Onun emirlerine uyulur ve karşılığı ondan beklenir. “Din günü” de dünyada yapılanların karşılığının alınacağı gündür  (Nûr 24/25, Zâriyât 51/6).

 

(Fatiha 1/5 TEFSİR)
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ
(Allah’ım!) Kulluğu[1*] doğrudan sana yapar, yardımı doğrudan senden isteriz[2*].

[1*] Kulluk etmek /ibadet, ‘samimi niyetle, saygıyla, isteyerek ve kayıtsız şartsız boyun eğmek’tir.

[2*] Çok sayıda âyette insanların birbirlerine yardımcı olmaları, iyilik ve ikramda bulunmaları emredilmiştir (Mâide 5/2, Bakara 2/177, Zâriyât 51/19, Meâric 70/24-25). Bu âyet, Allah’tan istenenlerle ilgilidir. Her şeyin Allah’ın elinde olduğunu herkes bilir. Ama bazıları, kutsal bildikleri kişileri araya koyarak yardımı, onun aracılığı ile isterler. Bu, onları Allah’ın seviyesine çıkarmak olduğu için şirktir. Kendisine sinir uçlarından daha yakın olan Allah ile arasına aracı koyan herkes, dinden çıkar ve müşrik olur.  Allah Teâlâ insanların iyilik ve takva konusunda birbirleri ile yardımlaşmasını emretmiştir (Mâide 5/2).  Kehf 18/95. ayette de Zülkarneyn’in insanlardan yardım istediği açık bir şekilde görülmektedir. Sadece Allah’tan istenecek olan yardım, ondan başkasının yapamayacağı yardımdır. Duaların kabulü, olağanüstü yardım, her şeyi görmesini, işitmesini, bilmesini istemek gibi. Bunları Allah’tan başkası yapamayacağı için bir başkasından bunları beklemek şirk olur. Nitekim bunlarla ilgili olarak birçok ayet vardır. Bu âyetteki “Doğrudan senden yardım isteriz.” cümlesinin anlamı “ Senden bir şey isterken araya bir şeyi /kimseyi sokmayız.” demek olur.

(Fatiha 1/6 TEFSİR)
اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ
Bizi doğru yoluna[*] kabul et;

[*] Sırat-ı müstakim, “doğru yol” demektir. Bu yolda olmak, yalnızca Allah’a kulluk etmekle olur. Bkz. Âl-i İmrân 3/51Yâsîn 36/60-61.  Yalnızca Allah’a kulluk ise, onun kitabına sarılmakla mümkündür. En’âm 6/151-153, Bkz. Zuhruf 43/43

 

 


(Fatiha 1/7 TEFSİR)
صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ
Mutluluk verdiğin kimselerin[1*] yoluna, öfkeni hak etmemiş[2*] ve sapıtmamış[3*] olanların yoluna! (Amin.)[4*]

[1*]  Allah’ın mutluluk verdiği kimseler; nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerdir. (Nisâ, 4/69)

[2*]  Öfke, Arapçadaki gazabın karşılığıdır. Öfkeyi hak etmiş olanlar, ilgili ayetler ışığında şunlardır: Yahudiler (Bakara 2/61, Bakara 2/90; Âli-İmrân 3/112; Mâide 5/60; A´râf 7/152); bir mümini kasten öldürenler (Nisâ 4/93); hakikate karşı direnenler (A´râf 7/71); savaş meydanından kaçanlar (Enfâl 8/16); dinden dönenler (Nahl 16/106); taşkınlık yapanlar (Tâhâ 20/81); Allah hakkında haksız tartışmaya girenler (Şûrâ 42/16); iffetsiz olduğu halde kendini temize çıkarmak için kocasına iftira atan kadınlar (Nûr 24/9); münafık erkek ve münafık kadınlar ile müşrik erkek ve müşrik kadınlar (Fetih 48/6). 

[3*] Sapıtanlar, ilgili ayetler ışığında şunlardır: Allah'ın ayetlerini yalanlayanlar (Mü'minun 23/105-106); inandıktan sonra kafir olanlar (Maide 5/12); Allah´ın yolundan engelleyenler (Nisa 4/167); din konusunda haddi aşanlar (Maide 5/77); zanna tabi olanlar (Enam 6/116); dünya hayatını ahiret hayatına tercih edenler (İbrahim 14/3); Allah’a ortak koşanlar (Nisa 4/116); fasıklar (Maide 5/108; En'am 6/77); Allah´tan başkasına dua edenler (Ahkaf 46/5; Hac 22/12); Allah´ı bırakıp şeytanları veli edinenler (A´raf 7/30); zalimler (Meryem 19/38); Allah’a ve Resulüne isyan edenler (Ahzab 33/36); Allah´ın zikrine/ kitabına karşı katı tutum sergileyenler (Zümer 39/22); Allah´ın davetçilerinin çağrısını kabul etmeyenler (Ahkaf 46/32); kıyameti inkar edenler (Şura 42/18); münafıklar (Bakara 2/8-16); Allah´ın indirdiği kitapları gizleyenler (Bakara 2/174-175); kafirler (Nisa 4/136); müşrikler (Nisa 4/116; İbrahim 14/30); dünya malı ve ziynetlerine aldanıp haktan uzaklaşanlar (Yunus 10/88); nefsinin arzularına uyanlar (Yusuf 12/30); Allah´ın kitabından uzaklaşanlar (Taha 20/52; Lokman 31/6); Allah´ın kitabından delil getirmeden Allah hakkında konuşanlara uyanlar (Hac 22/8-9); kötüleri dost edinenler (Furkan 25/28-29); hakikati yalanlayanlar (Kalem 68/7-8).

[4*] Âmîn, duanın arkasından söylenen “Allahım kabul et!” anlamında bir sözdür. (Lisanu’l-Arab) Kelime Kur’an’da geçmez. Nebîmizin, namaz kıldırırken Fâtiha’yı bitirmesinin ardından âmîn dediği, cemaatin de âmîn demesini istediği rivayet edilmiştir. (Buhârî, “Tefsîr”, 2; Müslim, “Salât”, 62, 87).