SAFFAT

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Saffat 37/1)
وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ
Saf saf duranlara /omuz omuza verenlere,


(Saffat 37/2)
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ
Yanlışları engelleyenlere,


(Saffat 37/3)
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ
ve doğru bilginin peşinde olanlara yemin olsun ki[*]

[*] Tefsir bilginlerinin çoğu, ilk üç ayetteki özelliklerin meleklere ait olduğunu söylemişlerdir. Allah’ın yaptığı yeminler, bir şeyin önemini ortaya koymak içindir. Bu yeminlerin önemini herkesin kavrayabilmesi için bunların, kadın erkek her şahsı içine alan (النفوس) en-nüfus yani nefisler sözünün sıfatı olması gerekir (Al-i İmran 3/104, Kehf 18/27, Ankebut 29/45).


(Saffat 37/4)
اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ
hiç şüphesiz ilahınız tektir[*].

[*] Bakara 2/163, Nahl 16/22, Taha 20/98.


(Saffat 37/5)
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ
O, göklerin, yerin ve ikisinin arasında olanların Rabbi /Sahibidir. Güneşin doğuş noktalarının[*] da sahibidir.

[*] Güneş, yılın her altı ayı boyunca farklı noktalardan doğar ve batar. Şöyle ki 21 Aralık’tan 21 Haziran’a kadar doğuş noktaları sürekli kuzeye kayar; 21 Haziran’da geri döner ve 21 Aralık’a kadar sürekli güneye kayar. Bu yüzden 21 Haziran ve 21 Aralık tarihlerine gündönümü denir. 20 Aralık’ta kuzey yarımkürede en kısa gün ve en uzun gece yaşanırken güney yarımkürede en uzun gün ve en kısa gece yaşanır. 20 Haziran tam tersidir. 20 Mart ve 22 Eylül günlerinde Güneş tam doğu noktasına geldiği için bu günlerde bütün dünyada gece gündüz eşit olur (Şuara 26/28, Rahman 55/17, Mearic 70/40, Müzzemmil 73/9)

 


(Saffat 37/6)
اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ
Biz en yakın göğü (birinci kat semayı) bir süsle; gezegenlerle süsledik[*].

[*] Gökler yedi kattır (Bakara 2/29, Fussilet 41/12, Talak 65/12, Mülk 67/3). Güneş sistemi ve Ay, dünya ile yıldızlar arasında yer alır (Nuh 71/15-16). Güneşin ve Ay’ın dolaştığı yörüngeler farklıdır (Yasin 36/38-40). Güneşin çekim alanında olan gök cisimlerine yıldız /necm değil, gezegen /kevkeb denir. Bunlar Kur’an’a göre 11 tanedir (Yusuf 12/4). Bu ayete göre gezegenler, birinci kat semanın süsleridir (Hicr 15/16-18, Furkan 25/61-62, Fussilet 42/12, Kaf 50/6, Mülk 67/5).

 

 


(Saffat 37/7)
وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ
Onu her hayırsız şeytandan koruduk[*].

[*] Hicr 15/16-17, Cin 72/8.


(Saffat 37/8)
لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ
Onlar Mele-i A’lâ’yı[*] dinleyemezler; her taraftan onlara (ışınlar) atılır.

[*] Mele-i A’lâ, büyük meleklerin toplanma yeridir (Sad 38/69). Şeytanlar oraya yaklaştırılmazlar (Hicr 15/17, Şuara 26/210-212, Mülk 67/5).


(Saffat 37/9)
دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ
Bu, kovulmaları içindir. Onlara orada daimi bir azap vardır.


(Saffat 37/10)
اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
Her kim bir söz kapacak olsa onu da hemen delici bir ışın takip eder.


(Saffat 37/11)
فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ
Onlara görüşlerini sor; onların yarattıkları mı daha güçlüdür[1*] yoksa bizim yarattığımız mı? Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık[2*].

[1*] Naziat 79/27. İnsanlar birçok icatlar yaparlar. Ama bunlar, Allah’ın yarattıklarıyla kıyaslanamazlar. Bu sebeple Allah kendisini ”yaratanlar içinde en güzel yaratan” (Müminun 23/14) diye nitelemiştir.

[2*] En’am 6/2, Mü’minun 23/12, Secde 32/7.


(Saffat 37/12)
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ
Sen bu soruya hayret ettin; ama onlar alay ediyorlar.


(Saffat 37/13)
وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ
Kendilerine doğru bilgi verildiğinde de o bilgiyi kabul etmiyorlar[*].

[*] Enfal 8/31, Lokman 31/7, Casiye 45/25.


(Saffat 37/14)
وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ
Bir ayet gördüklerinde onunla alay etmeye kalkıyorlar[*].

[*] Casiye 45/8-9. Kamer 54/2.


(Saffat 37/15)
وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ
Şöyle diyorlar: “Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir[*].

[*] Sebe 34/43, Ahkaf 46/7.


(Saffat 37/16)
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ
Ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra, gerçekten tekrar diriltilecek miyiz?


(Saffat 37/17)
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ

(Saffat 37/18)
قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ
De ki: “Evet! Hem de boyun bükmüş olarak[*]”

[*] Neml 27/87.


(Saffat 37/19)
فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ
Diriltme işi tek bir komuta bakar. Onlar hemen etraflarına bakınırlar[*].

[*] Yasin 36/51-53, Zümer 39/68.


(Saffat 37/20)
وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ
“Vay halimize! Bu, yapılan her şeyin karşılığını bulacağı gündür[*].” derler.

[*] Din, “âdet, durum; ceza, karşılık görme ve itaat / boyun eğme” anlamlarına gelir (es-Sıhâh). Bunlardan “boyun eğme” ve “karşılık görme” anlamları öne çıkar. Doğru dinde boyun eğilen sadece Allah’tır. Onun emirlerine uyulur ve karşılığı ondan beklenir. “Din günü” de dünyada yapılanların karşılığının alınacağı gündür (Nûr 24/25, Zâriyât 51/6 12-13, Vakıa 56/56, Mearic 70/26).


(Saffat 37/21)
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟
İşte bu, hakkında yalan söylediğiniz, iyiyi kötüden ayırma günüdür[*].

[*] Duhan 44/40-42, Mürselat 77/13-15, 35-38, Nebe 78/17-20.


(Saffat 37/22)
اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ
Bu yanlışı yapanları, onlara eşlik edenleri[*] ve kulluk ettiklerini bir araya toplayın!

[*] Bu ayetteki “ezvâc أَزْوَاجَ” kelimesi “eşler” değil, “eşlik edenler” anlamındadır. Vakıa suresinde birbirine eşlik edenler “ezvâc أَزْوَاجَ” üçe ayrılmıştır: Önde gidenler, defteri sağdan verilenler ve soldan verilenler (Vakıa 56/7-10).


(Saffat 37/23)
مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ
Allah ile aralarına koyarak kulluk ettiklerini…[*] Onları yakıcı ateşin (cehennemin) yoluna yönlendirin!

[*] Allah ile aralarına koyduklarının büyük bir kısmı onların kendilerine kulluk ettiklerini kabul etmeyeceklerdir (Bakara 2/165 -167).


(Saffat 37/24)
وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ
Onları (cehennemin yolunda) durdurun! Çünkü onlara şu sorulacak:


(Saffat 37/25)
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
“Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?[*]”

[*] Şuara 26/91-94, İnfitar 82/19.


(Saffat 37/26)
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Aslında o gün onlar teslim olmuş durumdadırlar[*].

[*] Nahl 16/87, Şuara 26/96-102.


(Saffat 37/27)
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
Birbirlerine dönüp sorarlar:


(Saffat 37/28)
قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ
“Siz bize hep sağdan yaklaşırdınız[*] (değil mi?)” derler.

[*] Sağdan yaklaşmak, tıpkı Şeytan’ın yaptığı gibi, suret-i haktan görünmek yani doğru gibi görünüp yanlışa sevketmek demektir (A’raf 7/16-17, Ankebut 29/12).


(Saffat 37/29)
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ
Diğerleri şöyle cevap verir: “Siz zaten inanıp güvenen kimseler değildiniz ki![*]

[*] Sebe 34/32.


(Saffat 37/30)
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ
Bizim size boyun eğdirecek bir gücümüz de yoktu. Siz zaten taşkınlık eden bir topluluktunuz[*].

[*] İnsan ve cin şeytanları hiç kimseye boyun eğdirecek güçte değildir. Onlar, sadece kendisine uyanları etki altına alabilirler. Bu da şeytanların gücünden değil, ona uyanların kendi tercihinden kaynaklanır (İbrahim 14/22, Hicr 15/39-42, Nahl 16/99-100, İsra 17/61-65, Sebe 34/21)

 


(Saffat 37/31)
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ
Artık Rabbimizin hakkımızdaki azap sözü kesinleşti[*]. O azabı mutlaka tadacağız.

[*] Hac 22/18, Zümer 39/19, Fussilet 41/25, Ahkaf 46/18.


(Saffat 37/32)
فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ
Sizi boş hayallere daldırıp yoldan çıkardık; çünkü biz de o hayallere dalıp yoldan çıkmıştık[*].”

[*] Kasas 28/63.


(Saffat 37/33)
فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
O gün o azapta müşterektirler[*].

[*] A’raf 7/38, İbrahim 14/21, Mü’min 40/47-48, Zuhruf 43/39.


(Saffat 37/34)
اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ
Biz suçlulara işte böyle davranırız[*].

[*] Al-i İmran 3/56, A’raf 7/40-41, Fatır 35/36.


(Saffat 37/35)
اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ
Onlara: “Allah’tan başka ilah yoktur.” denilince büyüklenirlerdi[*].

[*] Zümer 39/59, Casiye 45/31.


(Saffat 37/36)
وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ
Şöyle derlerdi: “Biz, cinlerin etkisindeki bir şair için ilahlarımızı bırakır mıyız?[*]”.

[*] Hicr 15/6, Tur 32/29, Kalem 68/51.


(Saffat 37/37)
بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ
Aslında o, gerçeği getirmiş[1*] ve bütün elçileri tasdik etmişti[2*].

[1*] İsra 17/105, Mü’minun 23/90, Kasas 28/85.

[2*] Bakara 2/101.


(Saffat 37/38)
اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ
Siz, o acı veren azabı elbette tadacaksınız.


(Saffat 37/39)
وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ
Size sadece yaptıklarınızın cezası verilecektir[*].

[*] En’am 6/160, Yunus 10/52, Neml 27/90, Yasin 36/54, Tur 52/16, Tahrim 66/7.


(Saffat 37/40)
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
Ancak, Allah’ın samimiyeti onaylanmış kulları farklıdır[*].

[*] “Samimiyeti onaylanmış” anlamı verdiğimiz ‘muhlas’ kelimesinin mastarı ihlastır. İhlas sözlükte bir şeyi kirlilikten, bulanıklıktan temizleyip arındırmak, saflaştırmak, katıksız, arı, duru hale getirmektir. Bu kelime Kur’an’da, dini Allah’a has kılan yani Allah’ın dinine bir şey katmayıp kulluğu sadece ona yapan, riyadan ve şirkten uzak olan samimi insanların ortak vasfını ifade etmek için kullanılır. Bu vasfa sahip olana “muhlis”, bu vasfı Allah tarafından onaylanmış olana da “muhlas” denir. İblis, bu özelliğe sahip olanları yoldan çıkaramaz. (Hicr 15/39-40; Sad 38/82-83).


(Saffat 37/41)
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ
Onlar için bilinen bir rızık[*] vardır:

[*] Cennette ikram edilecek her şey, bildikleri ve sevdikleri şeylerden olmakla birlikte her biri farklı lezzette olacağından onları her defasında daha çok seveceklerdir (Bakara 2/25, Enfal 8/4, Hac 22/50, Sebe 34/4).


(Saffat 37/42)
فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ

(Saffat 37/43)
ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ
nimetlerle dolu cennetlerde[*].

[*] Yunus 10/9, Hac 22/56, Vakıa 56/10-12, Kalem 68/34, Mearic 70/32-35.


(Saffat 37/44)
عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ
Sedirler üzerinde karşılıklı otururlar[*].

[*] Hicr 15/47, Tur 52/20, Vakıa 56/15-16.


(Saffat 37/45)
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ
Çevrelerinde, kaynağından doldurulmuş kadehler dolaştırılır[*];

[*] Zuhruf 43/71, Vakıa 56/17-18.


(Saffat 37/46)
بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ
bembeyaz, içenler için lezzetli içkiler[*]...

[*] Sad 38/51, Muhammed 47/15.


(Saffat 37/47)
لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
Ne o içkilerde sersemletici bir şey bulunur ne de içenler ondan dolayı sarhoş olur[*].

[*] Tur 52/23, Vakıa 56/19, İnsan 76/15-18.


(Saffat 37/48)
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ
Yanlarında, gözlerini onların üzerinden ayırmayan iri gözlü hizmetçi kızlar /huriler olur[*].

[*] Cennette hem kadın hem de erkek müminlerin emrine verilecek olan hizmetçiler, hurilerdir (Sad 38/52, Duhan 44/54; Tur 52/20; Rahman 55/56,72; Vakıa 56/22; Nebe 78/33).


(Saffat 37/49)
كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
Onlar, sanki hiç gün ışığı değmemiş yumurtalar gibi (beyaz tenli)dirler[*].

[*] Vakıa 56/23.


(Saffat 37/50)
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ
(Cennettekiler) birbirlerine dönüp sorarlar.


(Saffat 37/51)
قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ
Onlardan biri şöyle der: “Sürekli birlikte olduğum biri vardı.”


(Saffat 37/52)
يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ
Derdi ki: “Sen gerçekten (yeniden dirilişin olacağını) doğru sayanlardansın; öyle mi?


(Saffat 37/53)
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ
Ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra, biz gerçekten hesaba mı çekileceğiz[*]?

[*] Saffat 37/16.


(Saffat 37/54)
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
Onunla ilgili bir bilgiye ulaştınız mı (Onu göreniniz oldu mu)?” der.


(Saffat 37/55)
فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ
Onunla ilgili bilgiye ulaşır, daha sonra onu yakıcı ateşin ortasında görür[*].

[*] A’raf 7/44-50.


(Saffat 37/56)
قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ
Ona şöyle der: “Allah’a yemin olsun ki az daha beni de (senin durumuna) düşürecektin.


(Saffat 37/57)
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ
Rabbimin nimeti olmasaydı kesinlikle ben de oraya getirilenlerden olurdum!”


(Saffat 37/58)
اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ
(Cennetteki arkadaşlarıyla konuşmasına şöyle devam eder:) “Artık bize ölüm yok, değil mi,


(Saffat 37/59)
اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ
ilk ölüm çeşidimiz (uykumuz) hariç[*]? Bize azap da edilmeyecek.

[*] Duhan 44/56. Mevte (الموتة) çeşit bildiren mastar olduğu için “ölüm çeşidi” anlamına gelir. Dünyada iki çeşit  ölüm vardır, bir uyku, diğeri bilinen ölümdür (Mümin 40/11-12). Ayrıntılı bilgi için bkz (Zümer 39/42)


(Saffat 37/60)
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
İşte bu gerçekten büyük bir başarıdır![*]”

[*] Nisa 4/13, Maide 5/119, En’am 6/16, Tevbe 9/72, 100, Mü’min 40/9, Hadid 57/12, Saf 61/10-13.


(Saffat 37/61)
لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
Çalışanlar böyle bir şeyi elde etmek için çalışsınlar[*].

[*] Al-i İmran 3/133, Hadid 57/21.


(Saffat 37/62)
اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
Ağırlanma için bu mu (bu nimetler mi) daha iyi[1*], yoksa zakkum ağacı[2*] mı?

[1*] Furkan 25/11-16, Muhammed 47/15.

[2*] İsra 17/60, Duhan 44/43-46, Vakıa 56/51-52.


(Saffat 37/63)
اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ
Onu (zakkumu), yanlış davrananlar için bir fitne /azap sebebi[*] yaptık.

[*] “Fitne”, altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Kur’an’da bu kelime imtihan (A’râf 7/155), aldatma (A’râf 7/27), cehennem azabı (Zariyât 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/216) anlamlarında kullanılmıştır.


(Saffat 37/64)
اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ
O, yakıcı ateşin en dibinde biten bir ağaçtır.


(Saffat 37/65)
طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ
Her bir salkımı sanki şeytanların başları gibidir.


(Saffat 37/66)
فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ
Cehennemdekiler, kesinlikle ondan yiyip karınlarını onunla dolduracaklardır.


(Saffat 37/67)
ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ
Sonra onun üstüne mutlaka kaynar su karışımlı içecekleri de olacaktır[*].

[*] Vakıa 56/53-55, Gaşiye 88/5.


(Saffat 37/68)
ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ
Sonra dönüp gidecekleri yer, hiç kuşkusuz yine o yakıcı ateştir.


(Saffat 37/69)
اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ
Bunlar babalarını yoldan sapmış olarak bulmuşlardı.


(Saffat 37/70)
فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
Kendileri de onların peşinden körü körüne koşuyorlardı[*].

[*] Bakara 2/170, Maide 5/104, A’raf 7/28, Zuhruf 43/22-24.


(Saffat 37/71)
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ
Zaten bunlardan önce eskilerin çoğu da yoldan sapmıştı.


(Saffat 37/72)
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ
Üstelik onlara uyarıcı kişiler göndermiştik[*].

[*] Şuara 26/208, Fatır 35/24.


(Saffat 37/73)
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ
Bak bakalım; uyarılanların sonu nasıl olmuş![*]

[*] Yunus 10/73, Şuara 26/173, Neml 27/58, Saffat 37/177.


(Saffat 37/74)
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟
Samimiyeti Allah tarafından onaylanmış olan kulların[*] hali ise başkadır.

[*] “Samimiyeti Allah tarafından onaylanmış olan kullar” olarak tercüme edilen “muhlas” tabiri için bkz: Saffat 37/40.


(Saffat 37/75)
وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ
Nuh bize yalvarıp yakarmıştı. Biz ne güzel karşılık veririz![*]

[*] Enbiya 21/76, Şuara 26/117-118, Kamer 54/10, Nuh 71/26-28.


(Saffat 37/76)
وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ
Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık[*].

[*] A'raf 7/64, Yunus 10/73, Enbiya 21/76, Şuara 26/119.


(Saffat 37/77)
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ
Nuh’un soyunu kalıcı kıldık[*].

[*] Bunlar, Nuh aleyhisselam ve onunla birlikte gemiye binenlerdir (İsra 17/3). Kendisinden sonra gelen tüm nebiler Nuh aleyhisselamın soyundan gelmiştir (En’am 6/84, Hadid 57/26).

 


(Saffat 37/78)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ
Namını da sonradan gelenler içinde sürdürdük.


(Saffat 37/79)
سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ
Âlemler içinde Nuh’a selam olsun!


(Saffat 37/80)
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Saffat 37/81)
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
O, bize inanıp güvenen kullarımızdandı.


(Saffat 37/82)
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ
Sonra diğerlerinin hepsini boğduk[*].

[*] A’raf 7/64, Yunus 10/73, Enbiya 21/77, Furkan 25/37, Şuara 26/120.


(Saffat 37/83)
وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ
Nuh’un yolunu izleyenlerden biri gerçekten İbrahim idi.


(Saffat 37/84)
اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ
O, selim /tertemiz bir kalple Rabbine geldi[*].

[*] Nahl 16/120.


(Saffat 37/85)
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ
Bir gün babasına ve halkına şöyle dedi: “Kulluk ettikleriniz nedir?[*]

[*] Meryem 19/41-42, Enbiya 21/52, Şuara 26/69-70.


(Saffat 37/86)
اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ
Bir yalana kapılarak Allah’tan başka ilahlar mı istiyorsunuz?[*]

[*] Ankebut 29/17.


(Saffat 37/87)
فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Peki, varlıkların Rabbi /sahibi hakkındaki düşünceniz nedir![*]”

[*] En’am 6/75-81.


(Saffat 37/88)
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ
Sonra yıldızlara şöyle bir baktı.


(Saffat 37/89)
فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ
Ardından “Ben hastayım!” dedi.


(Saffat 37/90)
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ
Sonra halkı arkasını dönüp gitti[*].

[*] Enbiya 21/57.


(Saffat 37/91)
فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ
Sonra İbrahim onların ilahlarına sokulup şöyle dedi: “(Size sunulanları) yemiyor musunuz?


(Saffat 37/92)
مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ
Neyiniz var ki konuşmuyorsunuz?”


(Saffat 37/93)
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ
Arkasından üzerlerine yürüyüp tüm gücüyle vurdu[*].

[*] Enbiya 21/58.


(Saffat 37/94)
فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ
Halkı (putların kırıldığını gördüğünde) koşarak İbrahim'e yöneldi[*].

[*] Enbiya 21/59-62.


(Saffat 37/95)
قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ
İbrahim şöyle dedi: “Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?[*]

[*] Enbiya 21/66-67.


(Saffat 37/96)
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Oysa sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Allah’tır.”


(Saffat 37/97)
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ
Dediler ki: “Ona bir yer yapın da onu yakıcı ateşin içine atın[*].”

[*] Enbiya 21/68.


(Saffat 37/98)
فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ
Onlar İbrahim’e bir plan kurmak istediler; biz de onları en aşağılık hale düşürdük[*].

[*] Enbiya 21/69-70.


(Saffat 37/99)
وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ
İbrahim şöyle dedi: “Ben Rabbime /onun emrettiği yere gidiyorum; o bana yol gösterecektir[*].

[*] Enbiya 21/71, Ankebut 29/26, Zuhruf 43/27. Bu emir, Tevrat’ın Yaratılış 12:1-3 pasajlarında da anlatılır.


(Saffat 37/100)
رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ
Rabbim /Sahibim, bana iyilerden olacak birini (bir çocuk) bağışla!”


(Saffat 37/101)
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ
Biz de ona, pek yumuşak huylu bir erkek çocuğu müjdesi verdik.


(Saffat 37/102)
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ
(Oğlu) kendisiyle birlikte iş yapacak çağa gelince[1*] İbrahim ona şöyle dedi: “Yavrucuğum, uykularımda seni gerçekten kurban olarak kestiğimi görüyorum. Bak bakalım, ne düşünüyorsun?” Dedi ki: “Babacığım, sana ne emrediliyorsa sen onu yap. İnşaallah benim sabırlı davrananlardan /duruşunu bozmayanlardan olduğumu göreceksin[2*].

[1*] İbrahim Aleyhisselamın birlikte iş yaptığı bildirilen oğlu, İsmail Aleyhisselamdır. O iş Kabe’nin yeniden inşasıdır (Bakara 2/127). Onun İshak Aleyhisselamla birlikte iş yaptığından bahseden bir ayet yoktur.

[2*] Meryem 19/54.


(Saffat 37/103)
فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ
İkisi de tam teslim olduklarında (İbrahim) onun şakağını tümseğe koydu;


(Saffat 37/104)
وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ
Ona “Ey İbrahim!” diye seslendik:


(Saffat 37/105)
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
“Tamam, rüyanın gereğini yaptın, (artık oğlunu kurban etmene gerek yok) biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.”

 

 

(Saffat 37/106)
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ
Gerçekten bu, apaçık yıpratıcı bir imtihandır[*].

[*] Bakara 2/124.

 


(Saffat 37/107)
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ
Onun (İsmail’in) fidyesi olarak büyük bir kurbanlık verdik.


(Saffat 37/108)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ
İbrahim’in namını sonradan gelenler içinde sürdürdük.


(Saffat 37/109)
سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ
İbrahim’e selam olsun!


(Saffat 37/110)
كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
Güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz[*].

[*] Meryem 19/50.


(Saffat 37/111)
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
O, bize inanıp güvenen kullarımızdandı.


(Saffat 37/112)
وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ
Ona, iyi kullardan bir nebi olarak İshak’ı müjdeledik[*].

[*] En’am 6/84, Hud 11/71, Meryem 19/49, Enbiya 21/72, Ankebut 29/27.


(Saffat 37/113)
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟
Hem onu (İsmail'i)[*] hem de İshak’ı uğurlu ve bereketli kıldık. İkisinin soyundan da güzel davrananlar olduğu gibi kendilerini açıkça kötü duruma sokanlar da oldu.

[*] Ayetteki “onu” zamiri İsmail aleyhisselamı gösterir.  Ayetin devamındaki “İkisinin soyundan da” ifadesi bunu zorunlu kılmaktadır. Çünkü İshak aleyhisselamın soyu, İbrahim aleyhisselamın da soyudur. İkisinin soyundan” ifadesinin doğru olması için İsmail ve İshak’ın soylarının kastedilmesi gerekir.


(Saffat 37/114)
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ
Musa’ya ve Harun’a da iyiliklerde bulunmuştuk.


(Saffat 37/115)
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ
Onları ve halklarını da büyük bir üzüntüden kurtarmıştık.


(Saffat 37/116)
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ
Onlara yardım etmiştik de galip gelenler onlar olmuştu.


(Saffat 37/117)
وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ
Onlara her şeyi açıklayan Kitap’ı da vermiştik.


(Saffat 37/118)
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ
İkisine de doğru yolu göstermiştik.


(Saffat 37/119)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ
Arkadan gelenlerce o ikisi, bu halleriyle anıldılar.


(Saffat 37/120)
سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ
Musa’ya da Harun’a da selam olsun.


(Saffat 37/121)
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
Biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Saffat 37/122)
اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
O ikisi de bize güvenen kullarımızdandı.


(Saffat 37/123)
وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ
İlyas da elçilerimizden biriydi.


(Saffat 37/124)
اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ
Bir gün halkına şöyle dedi; “Siz hiç çekinmez misiniz?”


(Saffat 37/125)
اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ
Yaratanların en güzelini bırakıp da yardımı Ba’l’dan [*] mı istiyorsunuz?

[*] Ba'l, başta Ken‘ânîler olmak üzere eski yakındoğu topluluklarının çoğunda Allah ile aralarına koydukları tanrı’ya verilen ad.

 


(Saffat 37/126)
اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ
Allah sizin Rabbinizdir; geçmiş büyüklerinizin de Rabbi’dir.”


(Saffat 37/127)
فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ
Hemen onu yalancı saydılar; nasıl olsa onlar da yargı önüne çıkarılacaklardır.


(Saffat 37/128)
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
Allah’a yürekten bağlı kulların hali başka olur.


(Saffat 37/129)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ
Arkadan gelenlerce İlyas bu halleriyle anıldı.


(Saffat 37/130)
سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاس۪ينَ
İlyaslara selam olsun!


(Saffat 37/131)
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.


(Saffat 37/132)
اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ
Çünkü o, bize güvenmiş kullarımızdandı.


(Saffat 37/133)
وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ
Lut da elçilerimizdendir.


(Saffat 37/134)
اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ
Bir gün onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.


(Saffat 37/135)
اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ
Ama onlardan bir ihtiyar kadın küller altında kaldı.


(Saffat 37/136)
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ
Sonra diğerlerini ortadan kaldırdık.


(Saffat 37/137)
وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ
Siz sabahları onların üzerlerinden geçiyorsunuz,


(Saffat 37/138)
وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟
Akşamları da öyle yapıyorsunuz. Aklınızı kullanmaz mısınız[*]?

[*] O volkanik kalıntıları görmüyor musunuz?


(Saffat 37/139)
وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ
Yunus da elçilerimizdendir.


(Saffat 37/140)
اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ
O da bir gün yükünü tam almış bir gemiye kaçmıştı.


(Saffat 37/141)
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ
Kur’aya katıldı ve kaybedenlerden oldu.


(Saffat 37/142)
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ
Kendini suçladığı bir sırada onu balık yutuvermişti.


(Saffat 37/143)
فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ
Eğer o bize tam bağlılık göstermeseydi,


(Saffat 37/144)
لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
İnsanların tekrar diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalacaktı.


(Saffat 37/145)
فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ
Sonra onu açık bir alana attık; hastaydı.


(Saffat 37/146)
وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ
(O açık alanda)[*] onun üzerini örtecek kabakgillerden bir bitki bitirmiştik.

[*] Açık alanda böyle bir bitkinin bitip yaprakları Yunus aleyhisselamı örtmesi kısa zaman olamayacağı için

عَلَيْهِ ‘deki هــ zamiri العَراء (açık alan) kelimesini gösterir şekilde meal verilmiştir. Çünkü kelime müzekkerdir. Kitab’ul-ayn’da onunla ile ilgili şu ifadeler geçer:

والعرب تُذكّره فتقول : انتهينا إلى عَراءٍ من الأرضِ واسعٍ


(Saffat 37/147)
وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ
Onu yüz bin, hatta daha çok kimseye elçi göndermiştik.


(Saffat 37/148)
فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ
Daha sonra ona inandılar. Biz de onları bir süreye kadar refah içinde yaşattık.


(Saffat 37/149)
فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ
Şimdi onlardan (Mekkelilerden) sağlam bir görüş iste; kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?


(Saffat 37/150)
اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
Ya da melekleri gözleri önünde dişi olarak mı yarattık?


(Saffat 37/151)
اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ
Dikkat et; uydurdukları yalandan dolayı söyleyecekleri sadece şudur:


(Saffat 37/152)
وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
“Allah’ın çocuğu oldu.” (Allah'ın çocuğa ne ihtiyacı olur) Onlar kesinlikle yalancıdırlar.


(Saffat 37/153)
اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ
Yani Allah kızları oğlanlara tercih mi etmiş?


(Saffat 37/154)
مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
Sizin neyiniz var; nasıl böyle bir yargıya varıyorsunuz?


(Saffat 37/155)
اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ
Bilginizi hiç kullanmaz mısınız?


(Saffat 37/156)
اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ
Yoksa açık bir üstünlüğünüz(sulta) mü var?


(Saffat 37/157)
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Doğru söylüyorsanız yazılı belgenizi getirin.


(Saffat 37/158)
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ
Ama onlar, Allah ile o cinler[*] arasında bir soy bağı kurdular. Hâlbuki onlar, kendilerinin de yargı önüne çıkarılacaklarını iyi bilirler.

[*] Burada cin, melek anlamındadır. Çünkü onların Allah ile soy bağı kurdukları varlıklar sadece meleklerdir. 


(Saffat 37/159)
سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ
Onların yaptıkları bu niteleme ile Allah’ın bir ilgisi yoktur.


(Saffat 37/160)
اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
Allah’a yürekten bağlı kulların hali başka olur.


(Saffat 37/161)
فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ
(Ey müşrikler!) Ne siz, ne de kulluk ettiğiniz varlıklar;


(Saffat 37/162)
مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ
Ona karşı kimseyi, o kötü duruma sokamazsınız.


(Saffat 37/163)
اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ
Yönünü cehenneme çeviren kişi başka (onu etkileyebilirsiniz).


(Saffat 37/164)
وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ
(Bunlar kendilerini şöyle avuturlar:) "Bizden her birinin belli bir makamı vardır.


(Saffat 37/165)
وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ
Hepimiz aynı çizgideyiz.


(Saffat 37/166)
وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
Hepimiz Allah’ın emrinden çıkmayan kimseleriz.”


(Saffat 37/167)
وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ
Bunlar daha önce şunu da söylerlerdi:


(Saffat 37/168)
لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
"Eski insanlara gelen bilgi bizde olsa


(Saffat 37/169)
لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ
Allah'ın en samimi kulları yine biz oluruz".


(Saffat 37/170)
فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
(O bilgi gelince) onu görmezlikten geldiler; ama yakında her şeyi öğrenirler.


(Saffat 37/171)
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ
Elçilik yapan kullarımıza sürekli söylediğimiz şu söz vardır:


(Saffat 37/172)
اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ
“Siz kesinlikle yardım göreceksiniz[*].

[*] Ayetin birebir meali şöyledir: "“Onlar kesinlikle yardım göreceklerdir." Anlamı yukarıdaki şekilde vermemiz, Arapça'daki iltifat sanatından dolayıdır. Araplar, karşı tarafın zihnin uyanık tutmak için ikinci şahıstan üçüncü şahsa geçebilirler. İltifat sanatı dilimizde olmadığı için Türk okuyucunun zihni karışmaktadır. Ondan dolayı meal, bu sanat yok sayılarak verilmiştir.


(Saffat 37/173)
وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
Bizim askerlerimiz, kesinlikle galip geleceklerdir.”


(Saffat 37/174)
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ
Öyleyse sen bir süreye kadar onlarla dostluğu kes de


(Saffat 37/175)
وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Ne yaptıklarını gör; yakında onlar da görürler.


(Saffat 37/176)
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Azabımızın çabucak gelmesini mi istiyorlar?


(Saffat 37/177)
فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ
Azabımız onların sahalarına inince, uyarılmış olan bu kişilerin sabahı ne kötü olur!


(Saffat 37/178)
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ
Evet, sen bir süreye kadar onlarla dostluğu kes.


(Saffat 37/179)
وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
Kes de neler yaptıklarını gör; yakında onlar da göreceklerdir.


(Saffat 37/180)
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ
Güç ve şerefi elinde bulunduran Rabbin, onların tanımlamalarından uzaktır.


(Saffat 37/181)
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ
Bütün elçilere selam olsun.


(Saffat 37/182)
وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Her şeyi güzel yapmak, varlıkların sahibi olan Allah’a özgüdür.