MÜMTEHİNE
[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.
[1*] Âl-i İmran 3/28, Nisa 4/144, Maide 5/57, Enfal 8/72-73, Tevbe 9/23
[2*] “Cihad (جهاد)”, düşmanın, şeytanın veya arzuların baskısına karşı Allah’ın emrine uymak için verilen her türlü mücadeledir (Müfredat). Allah yolunda savaş, cihadın çok önemli bir parçasıdır.
[1*] “Kan bağıyla bağlı olduklarınız” anlamı verilen erhâmukum (ارحامكم) ifadesinde geçen “erhâm (أَرْحَامُ) ”, ana rahmi anlamına gelen “rahim” kelimesinin çoğuludur. İki âyette daha bu kelimenin benzeri olan “ulu’l-erhâm (أُوْلُو الْأَرْحَامِ)=rahim sahipleri” ifadesi geçer (Enfâl 8/75, Ahzâb 33/6) ve onların, Allah’ın Kitabına göre hem birbirlerine hem de mümin ve muhacirlere öncelikli olduğu belirtilir. Bunlar, miras âyetlerinde (Nisa 4/11-12, 176) bahsedilen ve birbirlerine rahim bağıyla bağlı olan çocuklar, anne-baba ve kardeşlerdir. Allah, mirasta çocuklara anne-babadan daha fazla pay verilmesinin gerekçesini, miras bırakana daha faydalı olmaları şeklinde açıklamıştır (Nisâ 4/11). Bundan dolayı bu ayette “evlâd (أَوْلَادُ)” kelimesi, “erhâm” kelimesinin kapsamına girmesine rağmen ayrıca zikredilerek önemine vurgu yapılmıştır. Rahim bağı ile birbirlerine bağlı olan çocuk, anne-baba ve kardeşler, ayrıca kişinin ahiret azabından kurtulmak için fidye olarak vereceği veya ahirette kendisinden kaçacağı kişiler olarak da ayrı ayrı sayılmıştır (Meâric 70/11-12, Abese 80/34-36).
[1*] Bu ayette çoğul ifade kullanıldığı için İbrahim aleyhisselam ile birlikte oradan çıkanlar en az üç kişi olmalıdır. Onlardan biri Lût aleyhisselamdır (Enbiya 21/71). Tevrat’ta, İbrahim’in (a.s.) yanında yeğeni Lût, karısı Sâre ve hizmetçilerinin de bulunduğu yazılıdır (Yaratılış 12:4).
[2*] Ankebût 29/26, Saffat 37/99. İbrahim ve beraberindekilerin bulundukları yerden Allah’ın emriyle hicret ettikleri, Tevrat’ın Yaratılış 12:1-3 pasajlarında anlatılmaktadır.
[3*] Zuhruf 43/26-28.
[4*] İbrahim aleyhisselam, inancı yüzünden, babası tarafından kovulmuş (Meryem 19/46), halkı tarafından da ateşe atılarak öldürülmek istenmişti (Enbiya 21/68-70, Ankebut 29/24). Aralarındaki düşmanlık ve nefret bu sebeple ortaya çıkmıştı. Bütün bunlara rağmen İbrahim aleyhisselam, babasının bağışlanması için dua etmişti (İbrahim 14/41).
[1*] "İşkence" anlamı verdiğimiz kelime fitnedir. “Fitne”, altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Kur’an’da bu kelime imtihan (A’raf 7/155), aldatma (A’raf 7/27), cehennem azabı (Zariyât 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/216) anlamlarında da kullanılmıştır.
[2*] Mümtahine 60/2.
[3*] Benzer bir duayı Musa aleyhisselam dönemindeki Müslümanlar da yapmıştır (Yunus 10/85-86).
[*] Mümtahine 60/4.
[1*] Bize örnek gösterilen İbrahim aleyhisselam ve beraberindekiler halklarına şöyle demişlerdi: “Bu (düşmanlık ve nefret) sizin Allah’ın tek (ilah) olduğuna inanmanıza kadar devam edecek” (Mümtahine 60/4). Müslümanları Mekke’den çıkaranların büyük bir bölümü, daha sonra müslüman olmuş ve aradaki düşmanlık dostluğa dönüşmüştü.
[2*] Fussilet 41/34.
[1*] Nisa 4/90.
[1*] Bakara 2/190-193, Nisa 4/91, Tevbe 9/12-14, 123.
[2*] Müslümanlar, gayrimüslimleri sırdaş edinemez, onları stratejik konumlarda tutamazlar (Âl-i İmran 3/118). Onları, müslümanlardan daha yakın seviyede de dostlar edinemezler (Âl-i İmran 3/28, Maide 5/51).
[1*] Bu ifadeler, mümin olduklarını söyleyerek kâafir eşlerinden ayrılmak için gelip Müslümanlara sığınan kadınlarla ilgilidir. Burada eşlerin birbirine helal olmamasının sebebi, kocalarının kâafir olmaları değil, bu kadınların onlarla evliliklerine son vermek istemeleridir. İddialarında haklı olduklarını anlamak için imanlarının ve doğruluklarının sorgulanması gerekir (Mümtehane 60/12). Hicret eden kadınların haklılıkları ortaya çıkınca boşanma gerçekleşir ve o kadınların kocalarından aldıklarını geri verme sorumlulukları doğar. Bu kadınların ellerinde böyle bir imkan olmayacağı için bu ayet, kocalarının verdiklerini geri verme sorumluluğunu Müslümanlara yüklemektedir. (Bakara 2/229, Nisa 4/19, 34-35).
[2*] Burada, eşinden ayrılan, kadın olduğu için ondan aldıklarını geri vermesi gerekir. Bunlar müşrik olduklarından Mmüslümanların onlara yardımcı olma görevi yoktur. (Bakara 2/229, Nisa 4/19, 34-35).
[3*] Eşlerinin kendilerine ne kadar mal verdiğini söyleyenler, Mekke’den kaçıp gelen kadınlardır. Müşrik kocaları onlara daha fazlasını verdiklerini iddia edebilirler. Bu ayet o kocalara, eşlerine verdiklerini isteme hakkı tanımaktadır. İddialarını ispatlarlarsa onu alma hakları doğar.
[1*] En’am 6/151, İsra 17/31.
[2*] Bu iftiranın kapsamına tecavüz veya zina suçlaması, biriyle ilişkisinden doğan çocuğu bir başkasına mal etme gibi birçok şey girer. Bunun bir örneği, Züleyha’nın Yusuf aleyhisselama attığı iftiradır (Yusuf 12/23-29).
[3*] Ma’ruf, aklın veya dinin doğru saydığı her şeydir. Zıddı ‘münker’dir (Müfredat). Ma’ruf, Kur’an’da belirtilen ölçüler veya evrensel doğrular sayesinde öğrenilir. Muhammed aleyhisselam, Kur’an ayetlerini tebliğ ederken hata edemez (Hakka 69/44-47). Onun, Allah’ın elçisi olarak yaptığı tebliğlere kayıtsız şartsız uymak gerekir (Ahzab 33/36). Ama nebi sıfatıyla verdiği emirler sorgulanabilir. Yanlış yaptığı bir durumda onu uyarmayıp yanlışına ortak olanlar, nebi ile birlikte kınanmıştır (Enfal 8/67-68) ama verdiği emir, bir ayet gereği değilse onu kabul etmemek ona isyan sayılmaz (Ahzab 33/37). Yine de ona saygı göstermek ve onun yanında sesi yükseltmemek gerekir (Hucurat 49/2).
[4*] Fetih 48/10.
[5*] Muhammed 47/19.
[1*] Mücadele 58/14.
Süleymaniye Vakfı Meali