MUHAMMED
[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.
[*] Enfal 8/34-37, Nahl 16/88, Kehf 18/103-106, Muhammed 47/8-9, 28, 32.
[*] Ankebut 29/7.
[*] Muhammed 47/28.
[1*] Enfal 8/12.
[2*] Enfal 8/57, 67.
[3*] Bu ayete göre savaş esirlerini, karşılıksız veya fidye karşılığı serbest bırakmak gerekir. Hiçbir ayette, onların öldürülmesine veya köleleştirilmesine dair bir işaret yoktur. Nebimiz, aldığı bütün esirleri, bu ayet gereği serbest bırakmıştır. Ama Şii - Sünni mezhepler dahil, ulemanın büyük çoğunluğu ilgili ayetleri ve Nebimizin uygulamalarını yok sayarak esirlerin öldürülebileceği, köle ve cariye yapılabileceği ve cariyelerle nikahsız cinsel ilişkiye girilebileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunun için bazı ayetleri yok saymışlar (Bakara 2/221, Nisa 4/25, Nur 24/32-33), bazı ayetlerin de anlamını bozmuşlardır (Nisa 4/3, Mü’minun 23/5-6, Mearic 70/29-30)
[4*] Esir, hürriyetlerine kavuşuncaya kadar, ev ortamında misafir edilir ve evin küçük çocukları gibi muamele görür (Nur 24/58-59). Müslümanları öldürmek için gelen birinin, bu derece iyi muamele görmesi, düşmanlığı dostluğa çevirir (Fussilet 41/34-35). Mekke’nin fethi ile birlikte insanların bölük bölük İslam’a girmesinin ve İslam’ın, kısa sürede dünyaya yayılmasının sebeplerinden biri budur (Nasr 110/1-3).
[*] Bakara 2/154, Al-i İmran 3/169-171, 195, Hac 22/58, Yasin 36/26-27.
[1*] Allah'ın dinine yardım onun dinini öğrenmek, öğretmek ve yüklediği görevleri yerine getirmekle olur (Hac 22/40-41, Hadid 57/25, Saf 61/14).
[2*] Âl-i İmran 3/160.
[*] Muhammed 47/1.
[*] Yusuf 12/109, Hac 22/46, Rum 30/9, Fatır 35/44, Mü'min 40/21, 82.
[1*] Bakara 2/257, A’raf 7/196, Yusuf 12/101.
[2*] Allah, Rahman sıfatıyla kâfirleri de dünyadayken koruyup kollar ama azap edeceği vakit ona engel olabilecek hiçbir varlık yoktur (Ra'd 13/11, Ankebut 29/22, Şûrâ 42/6, Ahkaf 46/28).
[1*] Hac 22/14, 23.
[2*] En’âm 6/143-144.
[3*] Bunlar, en’am gibi davranır, canlarının istediği her şeyi doymak bilmeden yer, yemediklerini de yenilemez hale getirirler.
[4*] Fussilet 41/24.
[1*] Zuhruf 43/8, Duhan 44/37.
[2*] Ahkaf 46/27-28.
[1*] Kötü işleri güzel gösterenler, insan ve cin şeytanlarıdır (En’am 6/43, 112, Nahl 16/63, Tâhâ 20/117-121).
[2*] Hud 11/17, Fatır 35/8.
[1*] Ra’d 13/35, Zuhruf 43/71-72.
[2*] Bağışlama diye tercüme edilen sözcük “mağfiret (مَغْفِرَةٌ)”tir. Mağfiretin kök anlamı örtmektir (Sıhah, Mekâyisü’l-lüğa). Zaten cenneti hak etmiş bir kişiye mağfiret edilmesi, onun dünyadaki günahlarının üstünün örtülmesi ve kendisine hatırlatılmaması şeklinde anlaşılmalıdır.
[3*] Saffat 37/45-47, Tur 52/23, Kamer 54/54, Vakıa 56/17-19, İnsan 76/15-18.
[4*] Duhan 44/43-46.
[5*] Furkan 25/15.
[1*] Nisa 4/81-83, En’am 6/25, Yunus 10/42-43, İsra 17/47.
[2*] Bu durum, kişi tövbe edip kendini düzeltinceye kadar devam eder (Nisa 4/17-18, Furkan 25/68-71). Tövbe etmeyip kendini düzeltmezse cehenneme gider (Âl-i İmran 3/86-90).
[1*] Zuhruf 43/66.
[2*] Muhammed aleyhisselamın son Nebi olması (Ahzab 33/40), onun bütün dünyaya elçi olarak gönderilmesi (Sebe 34/28); Allah’ın, mükemmel hale getirdiği İslam dinini (Maide 5/3) bütün dinlere hakim kılacağını bildirmesi (Tevbe 9/32-33, Fetih 48/28, Saf 61/9) ve Kur'an'dan başkasına uyulmamasını emretmesi (Maide 5/48-50), kıyametten önce Allah tarafından gönderilecek bir başka işaret kalmadığının yani kıyamet alametlerinin tümüyle oluştuğunun göstergesidir.
[1*] Âl-i İmran 3/18, Enbiya 21/25.
[2*] Enfal 8/67-68, Mü’min 40/55, Fetih 48/1-2, Nasr 110/1-3.
[3*] Hud 11/6, Hadid 57/4.
[*] Tevbe 9/64, 86, 124-125, 127.
[*] Enfal 8/5-8, 15-16, Tevbe 9/111.
[*] Tevbe 9/38-39, 41.
[*] Bu âyette, istiare-i temsiliyye (alegori) denen mecazi anlatım vardır. İstiarede benzetme edatı gizlenir ama Türkçede, bu tür istiareler gerçek sanıldığı için burada benzetme “sanki” sözüyle açığa çıkarılmıştır (Lokman 31/6-7, Câsiye 45/6-7). “Sanki” edatı yazılmazsa bazı insanlar, Allah’ın kafirlere, tövbe kapısını kapattığını ve özgürce karar almalarını engellediğini sanacaklardır. Oysa tövbe edildiği yani yanlıştan dönüldüğü takdirde affedilmeyecek bir günah yoktur (Bakara 2/159-160, Nisa 4/17, Zümer 39/53).
[*] Bakara 2/217, Âl-i İmran 3/86-88, Maide 5/54, Nahl 16/63.
[1*] Bakara 2/14, Nisa 4/142-143, Haşr 59/11-12.
[2*] Bakara 2/77.
[*] İnsan, biri beden diğeri ruh olmak üzere iki nefisten oluşur (Zümer 39/42). Ruhun çoğunlukla can ile aynı şey olduğu zannedilir. Oysa canlılık ana rahminde döllenmeyle başlarken, ruhun üflenmesi bütün organların tamamlanmasından sonra olur. Ruh bedenle birleştiğinde insan, dinleyen, basiret ve gönül sahibi olan bir canlı türü haline gelir (Mü'minûn 23/12-14, Secde 32/7-9). Beden bir bilgisayarın donanımına; can, donanıma güç veren elektriğe benzer. Ruh ise bilgisayarın işletim sistemi gibidir. İşletim sistemi nasıl bütün bilgileri koruyorsa ruh da öyledir. Ruhun işletim sisteminden farkı, kendi bedeninden başkasına yüklenememesidir.Ahirette de yeniden yaratılan bedenine girecektir (Kıyame 75/3-4, Tekvîr 81/7). Ruhun bedenden çekilip alınmasına “vefat ettirme” denir. Allah insanı iki şekilde vefat ettirir: biri uyuyunca, diğeri de ölünce olur. Allah, hem uyuyan hem de ölen bedenin ruhunu tutar. Ruh ve canın farklı şeyler olduğu, uyuyan insanın canlılığını korumasından da anlaşılır. Uyuyan insanın ruhu, uyandığında; ölen kişinin ruhu ise ahirette kendi bedeni yeniden yaratıldığında geri döner (Mü'minûn 23/100).
[*] Muhammed 47/3.
[*] Tevbe 9/64.
[1*] Tevbe 9/101.
[2*] “Lafı eğip bükme” anlamı verdiğimiz “(لَحْن الْقَوْلِ) lahn’ul-kavl”in örneği, Yahudilerle ilgili şu ayettir: “Kimi Yahudiler kelimelerin anlamlarını yerlerinden kaydırır ve (sana) şöyle derler: “Dinledik ve sıkı sarıldık”, “Dinle, dinletilmeyen” ve “Bizi kolla”. Bunu, kelime oyunlarıyla ve bu dine saldırarak yaparlar. Eğer bunların yerine “Dinledik ve içten boyun eğdik”, "Dinle!” ve “Bizi gözet!” deselerdi elbette daha iyi ve daha doğru olurdu# ama kafirlikleri sebebiyle Allah onları lanetledi /dışladı. Artık onların pek azı inanıp güvenir.” (Nisa 4/46)
[1*] Cihad (جهاد), düşmanın, şeytanın veya arzuların baskısına karşı Allah’ın emrine uymak için verilen her türlü mücadeledir (Müfredat). Allah yolunda savaş, cihadın en önemli parçasıdır. Birini doğru yoldan çıkarmak için gösterilen gayret için de cihad kelimesi kullanılır (Ankebut 29/8).
[2*] Bakara 2/155, 214, Âl-i İmran 3/142, Tevbe 9/16, Kehf 18/7, Enbiya 21/35, Nur 24/47-50, Ankebut 29/2, Kıyamet 75/36. Benzer ifadeler Tevrat’ta da yer alır: “Ya RAB, sınayıp tanıdın beni.” (Mezmurlar 139:1)
[1*] Âl-i İmran 3/176-177, Nisa 4/115.
[2*] Muhammed 47/1-3.
[1*] Nisa 4/59, 92, Maide 5/92, Nur 24/54, Teğabün 64/12.
[2*] Hucurat 49/2.
[1*] Her kafirin ölmeden önce tevbe etme hakkı vardır (Âl-i İmran 3/86-89, Nisa 4/17-18, Furkan 25/68-71.)
[2*] Nisa 4/48, 116, 167-169, Muhammed 47/1.
[1*] Bu ayet, savaşla ilgiledirilir ama bu, Kur’an bütünlüğüne aykırıdır. Savaş, düşmanın saldırısını engellemek için yapıldığından (Bakara 2/190) saldıran tarafa, barış teklifi yapılamaz. Düşman barış teklifi yapar da geri çekilirse teklifi kabul edilir (Enfal 8/61). Bu ayetten önce, müminlerin zorlu bir imtihandan geçirileceği, sabırlı davranan ve her türlü zorluğa göğüs gerenlerin imtihanı kazanacağından söz edilir (Muhammed 47/31). Allah’a inanıp güvenen, daima üstün konumda olduğundan, kafirlerle ilişkilerinde dik duruşlu olması ve Allah’ın dininden taviz vermemesi gerekir. Tavizli davranarak kafirlerle uzlaşma yoluna giren, Allah’ın elçisi de olsa çok ağır bir ceza ile cezalandırılır (İsra 17/73-75). Nitekim Muhammed aleyhisselam hiçbir zaman taviz vermemiş, Mekke’de kalma imkanı bütünüyle ortadan kalkınca her şeyini bırakarak Medine’ye hicret etmiştir (Tevbe 9/38-40).
[3*] Mü’min 40/51.
[1*] En'am 6/32, Ankebut 29/64, Hadid 57/20.
[2*] Âl-i İmran 3/179.
[3*] Bakara 2/219, Tevbe 9/103.
[*] İsra 17/29.
[1*] Âl-i İmran 3/180.
[2*] Maide 5/54.
Süleymaniye Vakfı Meali