YASİN

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Yasin 36/1)
يس
YA! SİN!


(Yasin 36/2)
وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ
Hikmetler[*] içeren Kur’an hakkı için,

[*] Hikmet, Allah’ın indirdiği ve yarattığı ayetlerden çıkarılan doğru bilgidir. Allah Teâlâ, Kur’ân’dan hikmet çıkarma yöntemini ayrı bir ilim olarak ortaya koymuştur. (Araf 7/52)

 

(Yasin 36/3)
إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Sen Allah’ın elçilerindensin,


(Yasin 36/4)
عَلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Doğru yoldasın.


(Yasin 36/5)
تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ
Bu daima üstün ve ikramı bol olan Allah’ın indirdiği kitaptır.


(Yasin 36/6)
لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ
Ataları uyarılmadığından yanılgılar içerisinde kalmış bir topluluğu uyarman için indirilmiştir[*].

[*] Allah’ın kitabının içeriğini bilmeyene ümmi denir (Bakara 2/78, Al-i İmran 3/20) Eskiden Mekkelilerin elinde ilahi kitap olmadığı için hem onlar hem de onlardan biri olan Nebîmiz ümmi olarak nitelenmiştir (Cuma 62/2).

 

(Yasin 36/7)
لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَىٰ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Onların çoğu, bunun gerçekten Allah’ın sözü olduğunu anladı ama (bir türlü) inanıp güvenemiyorlar[*].

[*] Kur’ân’ın Allah’ın sözü olduğunu anlayan ona inanır, ama hayat tarzını ve beklentilerini değiştirmek istemeyen, Kur’ân’ı görmezlikte direnerek kâfir olur. Arapçada bir şeyin üstünü örtene kâfir denir. Kafirler doğruları bilirler ama hesaplarına uymadığı için görmezlikten gelirler. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bazı yüzlerin ak olduğu, bazı yüzlerin de karardığı hesap gününde, yüzleri kararanlara şöyle denir: "Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz, değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!” (Al-i İmran 3/106)


(Yasin 36/8)
إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ
Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da baş eğemiyorlar.


(Yasin 36/9)
وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
Sanki hem önlerine bir engel hem de arkalarına bir engel koyup kuşatmışız da göremiyorlar[*].

[*] Bu iki âyette, Mekkelilerin, Kur’ân karşısındaki tavırları, temsili istiare (alegori) denen sembollerle canlandırılmıştır. Mecaz çeşitlerinden olan istiarede gerçek anlamı kast etme ihtimali olmadığı için Araplar benzetme edatı kullanmazlar. Türk okuyucular bu gibi âyetlerdeki ifadeleri mecaz değil, gerçek sandığı için benzetme edatı olarak “sanki” kelimesini kullanma zorunluluğu doğmuştur.


(Yasin 36/10)
وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez, güvenmiyorlar!


(Yasin 36/11)
إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَٰنَ بِالْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ
Sen ancak, içten içe Rahman’dan korkarak bu zikre (Kur’ân’a) uyanı uyarabilirsin. Ona uyanlara, durumlarının düzeltileceğini[*] ve büyük bir ödül verileceğini müjdele.

[*] Mağfiret’in anlamı, “Allah’ın kişiyi azaptan koruması” (Müfredat) olduğu için meal bu şekilde verilmiştir.

 

(Yasin 36/12)
إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ
Ölüleri biz dirilteceğiz. Yapıp ettiklerini ve arkalarına bıraktıklarını da yazmaktayız[1*]. Her şeyin kaydını, bir ana kitapta tek tek tutuyoruz[2*].

[1*] “Arkalarına bıraktıkları” şeklinde ifade edilen kelime “eserleri = آثَارَهُمْ”dir. Nebîmiz şöyle demiştir: "İnsan şu üç eserden birini bırakmadan ölürse defteri kapanır: Sadaka-i cariye (sürekliliği olan hayır), faydalanılan ilim ve ona dua eden iyi evlât" (Müslim, Vasiyyet,14; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 14)

[2*] Arapçada iltifat sanatı olduğundan şimdiki zaman yerine geçmiş zaman kipi kullanılmıştır. Türkçede bu sanat olmadığı için meal bu şekilde verilmiştir.
 

(Yasin 36/13)
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ
Şu şehir ahalisini, bir örnek olarak onlara anlat. Birgün oraya elçilerimiz gelmişti.


(Yasin 36/14)
إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُمْ مُرْسَلُونَ
İki elçi göndermiştik, ikisini de yalancı saydılar. O elçilere, üçüncüsü ile destek verdik. “Biz, size gönderilen elçileriz.” dediler[*].

[*] Rivayete göre bu ayetler, İsa aleyhisselamın Antakya’ya gönderdiği elçilerle ilgilidir (Taberi 22243). İncil’de “Resullerin İşleri” bölümünde verilen bilgilerle bu ayetler arasında uyum vardır.


(Yasin 36/15)
قَالُوا مَا أَنْتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَمَا أَنْزَلَ الرَّحْمَٰنُ مِنْ شَيْءٍ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
Halk dedi ki; “Siz de tıpkı bizim gibi insansınız. Rahman[*], bir şey indirmiş değildir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

[*] Rahman, iyiliği sonsuz demektir. İnsanlar her şeyi Allah’ın verdiğini kabul ederler ama emir vermesini istemezler.


(Yasin 36/16)
قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
Dediler ki; “Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.


(Yasin 36/17)
وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Görevimiz açık bir tebliğden ibarettir.”


(Yasin 36/18)
قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُمْ مِنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ
Halk dedi ki; “Sizin yüzünüzden biz, paramparça olduk[8]. Eğer vazgeçmezseniz sizi taşa tutar, fena halde canınızı yakarız[*].”

[*] Peygamberimizin tebliğinden sonra Mekkeliler de parçalandığı için onu öldürmeye kalkmışlardı.


(Yasin 36/19)
قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ ۚ أَئِنْ ذُكِّرْتُمْ ۚ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ
Elçiler dediler ki, “sizi parçalayan sizde olandır. Doğrular hatırlatıldı diye paramparça oldunuz öyle mi[*]? Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz.”

[*] Bir topluma Allah’ın bir elçisi geldiği zaman çözülme ve parçalanma kaçınılmaz olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanlar tek bir topluluktu; Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir.” (Bakara 2/213).


(Yasin 36/20)
وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَىٰ قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ
Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi; “Ey kavmim, uyun bu elçilere!” dedi.


(Yasin 36/21)
اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ
Sizden ücret istemeyen bu kişilere uyun. Bunlar doğru yoldadırlar.


(Yasin 36/22)
وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ben, beni yaratana niye kulluk etmeyeyim ki! Zaten onun huzuruna çıkarılacaksınız.


(Yasin 36/23)
أَأَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ
Allah’tan önce başka ilahlara tutunur muyum ben? Rahman[*] bana bir zarar vermek istese onların şefaati işe yaramaz. Onlar beni kurtaramazlar.

[*] İyiliği sonsuz olan Allah.


(Yasin 36/24)
إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Öyle yapsam, açık bir sapıklık içinde olurum.


(Yasin 36/25)
إِنِّي آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ
İşte ben Rabbinize inandım; beni dinleyin.”


(Yasin 36/26)
قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ
(Onu öldürdüler) “Cennet’e gir[*]” dendi. “Ah, keşke kavmim bilseydi” dedi.

[*] Bu şahıs, insanları Allah'ın yoluna davet ettiği için öldürdüğünden Allah yolunda öldürülmüştür. Allah Teala onlarla ilgili olarak şöyle buyurur: 

"Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma! Onlar, diridirler; Rableri (Sahipleri) katında kendilerine rızık da verilir. Allah'ın kendi lutfundan verdikleriyle mutlu olurlar. Arkalarında bıraktıklarından henüz aralarına katılmamış olanlara da “İçlerinde ne korku olacak ne de üzülecekler.” diye müjde vermek isterler. Allah'ın nimetini ve ikramını, bir de Allah’ın müminlerin ödülünü eksiltmeyeceğini müjdelemek isterler. " (Al-i İmran 3/169-171)

 

(Yasin 36/27)
بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ
Rabbimin beni, ne sebeple affettiğini ve ikram görenlere kattığını bir bilselerdi!”


(Yasin 36/28)
وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِلِينَ
Onun arkasından kavmine gökten ordu indirmedik; zaten indirmeyiz.


(Yasin 36/29)
إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ
Sadece yüksek bir ses olur; bakarsınız ki sönüveriyorlar.


(Yasin 36/30)
يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeye görsün, hemen hafife alırlar.


(Yasin 36/31)
أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
Görmediler mi ki kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik. O nesiller bunlara dönemezler.


(Yasin 36/32)
وَإِنْ كُلٌّ لَمَّا جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Ama nasıl olsa bir gün hepsi huzurumuza çıkarılacaktır.


(Yasin 36/33)
وَآيَةٌ لَهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
Ölü toprak onlar için bir ayettir. Ona can verir, daneleri çıkarırız, sonra ondan yerler.


(Yasin 36/34)
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ
O toprakta hurma ve üzüm bağları oluştururuz. Kaynaklarından sular fışkırtırız.


(Yasin 36/35)
لِيَأْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Bunu yapmamız, hem ürününden hem de elleriyle yaptıklarından yemeleri içindir. Teşekkür etmeyecekler mi?


(Yasin 36/36)
سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنْفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Yerin bitirdiklerini, kendilerini ve bilmedikleri şeyleri çift yaratan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır.


(Yasin 36/37)
وَآيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ
Gece de onlar için bir ayettir; ondan gündüzü sıyırıp çıkarırız da zulmette kalıverirler[*].

[*] Zulmette kalıverirler” diye meal verdiğimiz muzlimûn (مظلمون) kelimesi zalm (الظَّلْمُ) kökündendir. Kelimenin iki zıt anlamı vardır; biri karanlığın bastırması diğeri parıltılı olmaktır. (El- ayn ظْلَم md.) bu yüzden kelimeye “…karanlıkta kalıverirler” anlamı verilebileceği gibi “parıldayan bir aydınlığa girmiş olurlar” anlamı da verilebilir. İkinci anlam beyaz geceleri ifade eder. Bu gibi yerlerde gündüz sıyrılınca mat bir beyazlık kalır. Bu yüzden Allah’ın geceyi bu kelime ile tanımlaması önemlidir. Bölgemizde beyaz geceler olmadığı için مظلمون (muzlimûn) kelimesinin ikinci anlamı akla gelmiyor.


(Yasin 36/38)
وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Güneş ise kendine ayrılmış yolda akıp gider. İşte bu, güçlü ve bilgili olan Allah’ın koyduğu ölçüdür.


(Yasin 36/39)
وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ
Aya (ışığın) iniş yerleri için[*] ölçü koyduk; sonunda kuru hurma dalına döner.

[*] İki ayette aya nur denmiştir (Yunus 10/5, Nuh 71/16). Nur’a ışık ve ışığı yansıtan anlamları verilebilir. Furkan 25/61’deki ışık yansıtan ay (قَمَرًا مُّنِيرًا) ifadesi o iki ayetteki nur kelimelerinin de bu anlamda olduğunu gösterir. Güneş “ısı ve ışık yayan bir kandil” (Nebe’ 78/13) olduğu için ay, ışığını ondan alır. Furkan 25/61, ayda iniş yerlerinin (menâzil) olduğunu ve bununla yılların sayısının ve hesabın bilindiğini ifade eder.

Kameri ay, güneşin batmasının ardından batan hilal ile başlar ve biter. Ayın her gün şekil değiştirmesi onu gökyüzündeki takvim gibi yapar. Öyleyse âyetlerdeki iniş yerleri (menâzil), ışığın aya iniş yerleri olur. Yoksa ay, her zaman aynı aydır. Onu bize farklı gösteren ona inen bu ışıklardır.


(Yasin 36/40)
لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ ۚ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Güneş ayı yakalayamaz. Gece, gündüzü geçemez[1*]. Her biri farklı bir yörüngede yüzüp gider[2*].

[1*] Kameri gün hesabı güneşin batmasıyla başlar. Bu ayete göre bir günlük hesap, güneşin batmasıyla değil, doğmasıyla başlar ve biter. Bu sebeple ayetlerde ve Peygamberimizin uygulamasında günün ilk namazı öğle namazı, son namazı da sabah namazıdır. Bu durumda orta namaz, akşam namazıdır. Zaten akşam namazı, rekât sayısı itibariyle de ortadır.

[2*] Gecenin ve gündüzün yörüngeleri konusu ilgili ilim dalının izahına muhtaçtır. Güneşin, ayın, gecenin ve gündüzün yörüngesinden bahsedilip dünyanın yörüngesinden bahsedilmemesi üzerinde de durmak gerekir.


(Yasin 36/41)
وَآيَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
İnsan neslini tam donanımlı gemiye[*] bindirmemiz onlar için bir ayettir.

[*] Lisan’ul-Arab.


(Yasin 36/42)
وَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ
Onlara bunun gibi binecekler de yarattık.


(Yasin 36/43)
وَإِنْ نَشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنْقَذُونَ
Batma şartlarının oluştuğunu görsek[*] onları batırırız. Ne yardımlarına koşan olur, ne de kurtarılırlar.

[*] “إِن نَّشَأْ  şey etsek” demektir. Buradaki şey Allah’ın kanunudur. Batmaktan söz edildiği için o şey geminin batma kanunun olur. O kanunun şartları oluşursa gemi batar ve içindekiler boğulur.


(Yasin 36/44)
إِلَّا رَحْمَةً مِنَّا وَمَتَاعًا إِلَىٰ حِينٍ
Bizden bir ikram olsun ve bir süreye kadar yararlansınlar diye kurtarırsak başka.


(Yasin 36/45)
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Bu insanlara önünüzde olan ve arkanızda kalan için tedbirinizi alın[*] ki ikram göresiniz” dendiği zaman (ölçüye uymazlar)

[*] Gemiye binmeden, bakım ve onarımını yapmalı ve seyir esnasında meydana gelebilecek her şeye hazırlıklı olmalıdır.


(Yasin 36/46)
وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Onlara Rablerinin âyetlerinden hangisi gelse yüz çevirirler[*].

[*] Allah’ın iki türlü âyeti vardır; biri yarattıklarıdır ki onlar bilim ve tecrübenin kaynağıdır. Diğer de indirilmiş olan Kur’ân ayetleridir. Demek ki, bunlar bu âyetlerden hiçbirine uymuyorlar.


(Yasin 36/47)
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
“Allah’ın verdiği rızıktan hayra harcayın” dense, görmezlikten gelenler, müminlere derler ki, “Onları biz mi doyuracağız; gerekli görseydi Allah doyururdu. Sizin hepiniz açık bir sapıklık içindesiniz.”


(Yasin 36/48)
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
“(Söyleyin bakalım), o tehdit ne zamanmış? Eğer doğru kimselerseniz.” derler.


(Yasin 36/49)
مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
Bekledikleri tek bir haykırıştır; onları, birbirleriyle çekişirken yakalar[*].

[*] Bu haykırış, ölürken duydukları korkunun yüzlerine yansımasına sebep olur.


(Yasin 36/50)
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَىٰ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
Artık ne birine bir görev yükleyebilirler ne de ailelerine dönerler.


(Yasin 36/51)
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُمْ مِنَ الْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ
Sura üflenince derhal kabirlerinden kalkacak, hızla Rablerine doğru akın edecekler;


(Yasin 36/52)
قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ
“Ey vah! … Yatağımızdan bizi kim kaldırdı[*]?” diyeceklerdir. Denecek ki; “İşte Rahman’ın tehdit ettiği şey. Demek ki, elçiler doğru söylemişler.”

[*] Bu sözü kâfirler söyler. Müminlerle ilgili olarak şöyle buyrulmuştur: “Sizi çağıracağı gün, Allah’ım ne iyi yaptın! diyerek karşılık verir; dünyada pek az kaldığınızı zannedersiniz.” (İsra 17/52)


(Yasin 36/53)
إِنْ كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَدَيْنَا مُحْضَرُونَ
Tek bir haykırış olacak, hepsi derhal huzurumuza çıkarılacaktır.


(Yasin 36/54)
فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
O gün kimseye yanlış yapılmayacak; sadece yaptığınızın karşılığını göreceksiniz.


(Yasin 36/55)
إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ
Cennet halkı o gün tat alacakları işlerle uğraşacaklar,


(Yasin 36/56)
هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِئُونَ
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde tahtlara kurulacaklardır.


(Yasin 36/57)
لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُمْ مَا يَدَّعُونَ
Orada onları neşelendirecek işler ve istedikleri her şey;


(Yasin 36/58)
سَلَامٌ قَوْلًا مِنْ رَبٍّ رَحِيمٍ
Bir de ikramı bol Rabbinin selam sözü, artık bir bozukluğun olmayacağı sözü[*] vardır.

[*] Selamet; gizli veya açık bir bozulmanın olmamasıdır (Müfredat).


(Yasin 36/59)
وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ
“Ey suçlular! Bugün siz ayrılın”


(Yasin 36/60)
أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ ۖ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Ey âdemoğulları, size sorumluluk yüklemedim mi? Şeytan’a kul olmayın, o sizin açık düşmanınızdır[*];

[*] Şeytana kul olanlar, hayatlarında Allah’ı ikinci sıraya koyanlardır.


(Yasin 36/61)
وَأَنِ اعْبُدُونِي ۚ هَٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
Bana kul olun, doğru yol budur” demedim mi[*]?

[*] (Araf 7/172-173) ve birçok âyet, her insanın, çevresinde ve kendi üzerinde yaptığı gözlemler sonucu Allah’ın varlığına ve birliğine şahit olduğunu bildirir. Birçok doğru bilgi ve davranış da böyle öğrenilir. Bir peygamberin tebliği ulaşmamış olsa bile bunlar, yukarıdaki sorulara muhatap olması için yeterli olur.


(Yasin 36/62)
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
O, içinizden nice nesilleri yoldan çıkardı, aklınızı çalıştırmıyor muydunuz?


(Yasin 36/63)
هَٰذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
İşte tehdit edildiğiniz Cehennem!


(Yasin 36/64)
اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Bugün girin oraya; onu anlamazlıktan geliyordunuz.


(Yasin 36/65)
الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰ أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Bugün ağızlarına mühür basarız; bize elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.


(Yasin 36/66)
وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰ أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
Düzeni farklı kursaydık[*] gözlerini silme kör ederdik; arkasından yola gelme yarışına girerlerdi ama nereden göreceklerdi ki?

[*] لَوْ نَشَاء ‘nün anlamı “şey etsek ama etmeyiz”dir. Yani koyduğu kanunun (sünnetullah) dışına çıksak, ama çıkmayız, demek olur. Ayete yukarıdaki anlamın verilmesinin sebebi budur.


(Yasin 36/67)
وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ
Düzeni farklı kursaydık[*] onları, oldukları yerde başka kalıba sokardık. Sonra ne yola devam edebilir ne de geri dönebilirlerdi.

[*] Önceki dipnota bkz.


(Yasin 36/68)
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
Kime uzun ömür verirsek yaratılışını tersine çeviririz[*]; hiç akıllanmıyorlar mı?

[*] Yaşlandıkça gücünü kaybeder.


(Yasin 36/69)
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنْبَغِي لَهُ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُبِينٌ
Muhammed’e şiir öğretmedik; zaten gerekmezdi. Bu, sadece zikirdir ve açıklayıcı Kur’an’dır[*].

[*] Zikir, doğru bilgi demektir. Kur’ân’daki bütün bilgiler doğru olduğu için Allah ona zikir adını vermiştir. Kur’ân kelimesi ise hem son Kitabın ismi hem de o kitaptaki hükümlere ulaşmayı sağlayan ayet kümeleri anlamına gelir.


(Yasin 36/70)
لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ
Diri olan kimseleri uyarsın ve onun Allah’ın sözü olduğu, görmezlik edenler açısından da kesinleşsin diye indirilmiştir.


(Yasin 36/71)
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ
Görmediler mi ki, kendi el ürünümüz olan malı davarı[*] onlar için yarattık. Onlar bunlara sahip olurlar.

[*] Mal davar, diye tercüme edilen en’âm, koyun, keçi, sığır ve devedir (En’âm 6/143-144)


(Yasin 36/72)
وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
Bunları onlara boyun eğdirdik, kimini binek yaparlar, kiminden de yerler.


(Yasin 36/73)
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
Onlarda kendileri için başka yararlar ve içecekler de vardır. Hala teşekkür etmeyecekler mi?


(Yasin 36/74)
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ
Belki yardımları olur diye, Allah’tan önce ilahlar edindiler.


(Yasin 36/75)
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ
Oysa onların bunlara yardıma güçleri yetmez. Ama bunlar onlar için hazır askerdirler.


(Yasin 36/76)
فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Onların sözleri seni üzmesin; biz neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını biliriz.


(Yasin 36/77)
أَوَلَمْ يَرَ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ
O insan, kendisini döllenmiş yumurtadan yarattığımızı görmez mi ki, bize açık bir düşman kesilir.


(Yasin 36/78)
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ ۖ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ
Nasıl yaratıldığını unutarak bize örnek gösterir de der ki; “çürük kemikleri kim diriltebilirmiş?”


(Yasin 36/79)
قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
De ki; onları ilk var eden diriltecektir. O, yaratmanın her şeklini bilir.


(Yasin 36/80)
الَّذِي جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ
O sizin için yeşil ağaçtan ateş oluşturur, siz onu yakarsınız.


(Yasin 36/81)
أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَىٰ أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ ۚ بَلَىٰ وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ
Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibilerini yaratmanın ölçüsünü koymamış mıdır? Koymuştur elbette. O, bilgili yaratıcıdır.


(Yasin 36/82)
إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Bir şeyi irade ettiğinde O’nun yaptığı, o şey için sadece ‘Ol’ demektir; artık o şey oluşur[*].

[*] İrâde, istemek ve dilemektir. Allah kullarının, imtihanı başarmalarını irade eder ama herkes başaramaz. Bir âyet şöyledir: “Allah size, her şeyi açık açık göstermeyi; sizi, sizden öncekilerin doğru yollarına yönlendirmeyi ve tevbenizi kabul etmeyi irade eder. Allah bilir, doğru kararlar verir.” (Nisa 4/26) Bu âyete göre Allah “ol” emrini vermeden onun iradesi gerçekleşmez. İmtihanla ilgili konularda “ol” emrini, sadece gereğini yapanlar için verir.

Ayetteki شَيْئاً (= şey’en) mastar, ondaki tenvîn ise muzafun ileyhten ıvazdır. Yani شيءٍ شيئ iken muzafun ileyh olan şey شيئ kaldırılmış yerine tenvîn konmuştur. Kaldırılan isimdir ve mastar olan شيئ’in mef’ûlüdür. Ayetteki كُنْ tam fiildir ve faili şey (شيئ)’dir. Şey (شيئ)’in kendisi henüz oluşmamış olsa da ölçüsü oluştuğu için emre muhatap kılınmıştır.

Ayetteki فَيَكُونُ (feyekûn) da tam fiildir. Bu sebeple (إِذَا أَرَادَ شَيْئاً)’e;” إِذَا أَرَادَ إحداث و شيء تكوينه = bir şeyi var etmek ve oluşturmak istediği zaman” anlamı verilir. Çünkü tam olan كُنْ = kün’ün anlamı, “kevvin كوِّنْ= oluşmaya başla!” veya “uhdus أحدث = varlık sahnesine çık” şeklindedir. Buradan hareketle mastar olan شيئ’in, ihdas (إحداث) ve tekvîn (تكوين) anlamında olduğu ortaya çıkar. İhdas, ‘yokken var etmek’, tekvîn ise ‘oluşturmak’tır. Bize göre tekvîn anlamı daha uygundur

Şey (شَيْء) mastarından (شاء) fiili türetilmiştir. Aslı (شَيَأَ)’dir. Yâ (ي)’dan önce fetha olduğu için yâ elife dönüşmüş ve (شاء) olmuştur. Mastar ile fiil arasında anlam farkı olmaz; tek fark fiilin bir zaman dilimi içinde olmasıdır. Şey mastarının anlamı (تكوين) tekvîn olduğu için şâe (شاء)’nin anlamı da “(كوَّن) kevvene = oluşturdu” olur. Daha geniş izah için “Doğru Bildiğimiz Yanlışlar” adlı kitabımızın (5.baskı)  ilgili bölümüne bakınız.

 


(Yasin 36/83)
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Bütün yetkileri elinde tutan Allah’ın bir eksiği yoktur. Siz ona döndürüleceksiniz.