KAMER

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Kamer 54/1)
اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ
O saat /yeniden diriliş saati yaklaştı[1*]. Her şey ayan beyan ortaya çıktı[2*].

[1*] Enbiya 21/1, 97, Necm 53/57.

[2*] İnşikak’ul-kamer (نشقاق القمر) sözünün deyim olarak anlamı, bir şeyin ayan beyan ortaya çıkmasıdır (Müfredat شق md.). Muhammed aleyhisselamın, ayı yarma mucizesi gösterdiğine inananlar, kelime tercümesi yaparak bu ayete “Ay yarıldı” şeklinde motamot anlam vermişlerdir. Böyle bir mucize, Kur’an bütünlüğüne aykırıdır; çünkü Allah Teala Muhammed aleyhisselama hissî mucizeler vermediğini, ona verilen tek mucizenin Kur’an olduğunu bildirmiştir (İsra 17/59, Ankebut 29/50-51). Ay’ın kıyamet alameti olarak yarılacağını söyleyenler de bulunmaktadır (DİA, İnşikak’ul-kamer). Halbuki kıyamet, ansızın gelecektir; zaten son nebinin gelmesi ile (Ahzab 33/40) kıyametin bütün alametleri oluşmuştur (Muhammed 47/18).


(Kamer 54/2)
وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ
(Kafirlik edenler) Ne zaman bir ayet görseler yüz çevirir[1*] ve “Süregelen bir sihir daha!” derler[2*].

[1*] En’am 6/4, 25, A’raf 7/146, Enbiya 21/6, Şuara 26/5, Yasin 36/46, Tur 52/44.

[2*] En’am 6/7, Sebe 34/43, Saffat 37/14-15, Zuhruf 43/30, Ahkaf 46/7.


(Kamer 54/3)
وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ وَكُلُّ اَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ
Onlar yalana sarıldı ve arzularının peşine düştüler[1*]. Ama her iş bir yere kadardır[2*].

[1*] Şuara 26/5-6, Rum 30/29, Muhammed 47/14, Kaf 50/5.

[2*] En’am 6/67.


(Kamer 54/4)
وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنَ الْاَنْبَٓاءِ مَا ف۪يهِ مُزْدَجَرٌۙ
Halbuki onlara, içinde (görevinden) engellenen kişinin de (Nuh’un da)[1*] anlatıldığı nice haberler geldi[2*],

[1*] Bu kişinin Nuh aleyhisselam olduğu Kamer 54/9. ayette açıklanmıştır.

[2*] Tevbe 9/70, İbrahim 14/9, Necm 53/36-54, Teğabün 64/5-7.


(Kamer 54/5)
حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُۙ
son derece doğru hükümler (geldi)[1*]. Ama uyarılar bir işe yaramıyor[2*].

[1*] Hikmet kelimesi tekil olduğu halde anlamını, “doğru hükümler” şeklinde çoğul vermemiz, kelimenin mastar olmasından dolayıdır.

[2*] Yunus 10/101.


(Kamer 54/6)
فَتَوَلَّ عَنْهُمْۢ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ اِلٰى شَيْءٍ نُكُرٍۙ
Artık onlardan yüz çevir[1*]. Çağırıcının, görülmedik bir şeye çağıracağı gün[2*],

[1*] Saffat 37/174, 178, Zariyat 51/54.

[2*] İsra 17/52, Kaf 50/41.


(Kamer 54/7)
خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌۙ
bakışları korkuyla öne eğik vaziyette kabirlerinden çıkacaklar, etrafa yayılan çekirgeler gibi olacaklar[*],

[*] Enbiya 21/97, Yasin 36/51-52, Kalem 68/42-43, Mearic 70/42-44, Naziat 79/6-9.


(Kamer 54/8)
مُهْطِع۪ينَ اِلَى الدَّاعِۜ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
çağırıcıya doğru hızla koşacaklardır[1*]. O kafirler şöyle diyecekler: “Bu pek zor bir gün[2*]!”

[1*] İbrahim 14/42-43, Taha 20/108.

[2*] Furkan 25/26, Saffat 37/19-21, Müddessir 74/8-10, Nebe 78/40.


(Kamer 54/9)
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ
Bunlardan önce Nuh’un toplumu da yalana sarılmış[1*], kulumuzu yalanlamış ve “Bu, cinlerin etkisinde[2*].“ demişlerdi; görevini yapması engellenmişti[3*].

[1*] Hac 22/42, Sad 38/12, Mü’min 40/5, Kaf 50/12.

[2*] Mü’minun 23/24-25, Zariyat 51/52.

[3*] Şuara 26/116-118.


(Kamer 54/10)
فَدَعَا رَبَّهُٓ اَنّ۪ي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ
O da: “Ben yenik düştüm, yardım et[*]!” diye Rabbine yalvarmıştı.

[*] Enbiya 21/76-77, Mü’minun 23/26, Nuh 71/26-28.


(Kamer 54/11)
فَفَتَحْنَٓا اَبْوَابَ السَّمَٓاءِ بِمَٓاءٍ مُنْهَمِرٍۘ
Biz de oluk oluk sular aksın diye göğün kapılarını açtık.


(Kamer 54/12)
وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَٓاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَۚ
Yerden de kaynaklar fışkırttık[1*]. Böylece kararlaştırılmış bir iş (tufan) için sular birbirine kavuştu[2*].

[1*] Tufan’ın oluşması benzer şekilde Tevrat’ın Yaratılış 7:11-12 pasajlarında anlatılmaktadır.

[2*] Hud 11/44.


(Kamer 54/13)
وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍۙ
Nuh’u, levhalı ve perçinli bir gemide taşıdık[*].

[*] Bu gemi Allah'ın gözetimi altında ve vahye göre inşa edilmiştir (Hud 11/37, Mü'minun 23/27). Bu konu Tevrat’ta da anlatılmıştır (Yaratılış 6:14-16)


(Kamer 54/14)
تَجْر۪ي بِاَعْيُنِنَاۚ جَزَٓاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ
Gemi, gözetimimiz altında akıp gidiyordu. Bunu, görmezden gelinen kişiye (Nuh’a) bir ödül olsun diye yaptık[*].

[*] Hud 11/42.


(Kamer 54/15)
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
Şurası bir gerçek ki gemiyi, bir ayet /belge olarak bıraktık. Peki, (bu konuda) bir bilgisi olan var mı[*]?

[*] Mü’minun 23/30, Şuara 26/121-122, Ankebut 29/15, Hakka 69/11-12.


(Kamer 54/16)
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ
(Gördünüz mü) benim azabım ve uyarılarım nasıl olmuş[*]!

[*] Rum 30/9.


(Kamer 54/17)
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
Biz Kur’an’ı, doğru bilgi[1*] edinilmesi için gerçekten kolaylaştırdık[2*]. Peki, o bilgiyi alan var mı?

[1*] Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredât ذكر md.). Doğru bilginin kaynağı Allah’ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan âyetler ve indirilen âyetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (Enbiya 21/24, En’âm 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder (Ra’d 13/28). Allah’ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/286). Kur’ân’daki bütün bilgiler doğru olduğu için Allah ona zikir adını vermiştir. (Bkz. Hicr 15/9.) Kur’ân kelimesi ise hem son Kitabın ismi hem de o kitaptaki hükümlere ulaşmayı sağlayan ilgili ayet kümeleri anlamına gelir. (Bkz. İsra 17/106)

[2*] Meryem 19/97, Duhan 44/58, Kamer 54/22, 32, 40.


(Kamer 54/18)
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ
(Hûd’un toplumu) Âd da yalana sarılmıştı[1*]. (Bakın bakalım) benim azabım ve uyarılarım nasıl olmuş[2*]!

[1*] Âd Kavmi ile ilgili ayetler için bkz: A’raf 7/65-72, Hud 11/51-60, Şuara 26/123-140, Ahkaf 46/21-25, Zariyat 51/41-42, Hakka 69/6-8, Fecr 89/6-8.

[2*] Kamer 54/16.


(Kamer 54/19)
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا صَرْصَرًا ف۪ي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّۙ
Kötülüğü sürüp giden kara günde üstlerine soğuk ve şiddetli bir rüzgar gönderdik[*];

[*] Fussilet 41/16, Zariyat 51/41, Hakka 69/6.


(Kamer 54/20)
تَنْزِعُ النَّاسَۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ
insanları kaldırıp atıyordu. Sanki onlar köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibiydiler[*].

[*] Ahkaf 46/24-25, Hakka 69/7-8.


(Kamer 54/21)
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ
(Gördünüz mü) benim azabım ve uyarılarım nasıl olmuş[*]!

[*] Kamer 54/16.


(Kamer 54/22)
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟
Biz Kur’an’ı, doğru bilgi edinilmesi için gerçekten kolaylaştırdık. Peki, o bilgiyi alan var mı[*]?

[*] Kamer 54/17.


(Kamer 54/23)
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ
(Salih’in toplumu) Semud da uyarılar karşısında yalana sarılmıştı[*].

[*] Semûd Kavmi ile ilgili ayetler için bkz. A’raf 7/73-79, Hud 11/61-68, Hicr 15/80-84, Şuara 26/142-159, Neml 27/45-53, Hakka 69/4-5, Şems 91/11-15.


(Kamer 54/24)
فَقَالُٓوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُٓۙ اِنَّٓا اِذًا لَف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ
Şöyle demişlerdi: “İçimizden, tek başına kalmış bir beşere mi uyacağız[*]! O zaman kesinlikle bir sapkınlık ve çılgınlık içine girmiş oluruz.

[*] Şuara 26/154.


(Kamer 54/25)
ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ
O zikir[1*] /o doğru bilgiler aramızdan ona mı verilmiş[2*]! Aslında o; yalancının ve ukalanın tekidir[3*]!”

[1*] Zikir hem önceki kitapların hem de Kur’an’ın ortak adıdır (Hicr 15/9, Nahl 16/43-44, Enbiya 21/7, 24).

[2*] Mekkeli müşrikler aynısını Muhammed Aleyhisselam için söylemişlerdir (Sad 38/8, Zuhruf 43/31).

[3*] Hicr 15/80, Şuara 26/141, Şems 91/11.


(Kamer 54/26)
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ
Kimin yalancı ve ukala olduğunu yarın öğrenecekler.


(Kamer 54/27)
اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْۘ
(Salih’e şöyle dedik:) “Biz, onları imtihan etmek[1*] için bir dişi deve göndereceğiz[2*]. Sen de onları gözetle ve sabırlı ol.

[1*] “Fitne”, altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Kur’an’da bu kelime imtihan (A’râf 7/155), aldatma (A’râf 7/27), cehennem azabı (Zariyât 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/216) anlamlarında kullanılmıştır.

[2*] A’raf 7/73, Hud 11/64, İsra 17/59.


(Kamer 54/28)
وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَٓاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْۚ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ
Onlara suyun, o deve ile aralarında paylaştırıldığını bildir. İçme sırası gelen, suyun başında bulunsun[*].”

[*] Şuara 26/155, Şems 91/13.


(Kamer 54/29)
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ
Fakat onlar bir arkadaşlarını çağırdılar; o da işi üstlendi ve deveyi ayaklarını keserek öldürdü[*].

[*] A’raf 7/77, Hud 11/65, Şuara 26/156-157, Şems 91/14.


(Kamer 54/30)
فَكَيْفَ كَانَ عَذَاب۪ي وَنُذُرِ
(Bakın bakalım) benim azabım ve uyarılarım nasıl olmuş[*]!

[*] Kamer 54/16.


(Kamer 54/31)
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَش۪يمِ الْمُحْتَظِرِ
Üzerlerine yüksek bir ses gönderdik. Hepsi ağılcının kullandığı kuru ot parçaları gibi oldular[*].

[*] A’raf 7/78, Hud 11/67-68, Hicr 15/83, Şuara 26/158, Neml 27/51-52, Fussilet 41/17, Hakka 69/5, Şems 91/14.


(Kamer 54/32)
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
Biz Kur’an’ı, bilgi edinilmesi için gerçekten kolaylaştırdık. Peki, o bilgiyi alan var mı[*]?

[*] Kamer 54/17.


(Kamer 54/33)
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ
Lut’un toplumu da uyarılar karşısında yalana sarıldı[*].

[*] Lut Aleyhisselamın kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bkz: A’raf 7/80-84, Hicr 15/61-77, Enbiya 21/74-75, Şuara 26/160-174, Neml 27/54-58, Ankebut 29/28-35, Saffat 37/133-138, Zariyat 51/31-37.


(Kamer 54/34)
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍۜ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍۙ
Lut’un ailesi dışında kalanlara, (lav çamurlarından oluşmuş[1*]) taş ve toprak yağdıran bir kasırga gönderdik. Lut’un ailesini ise[2*] seher vaktinde[3*] kurtardık,

[1*] Zariyat 51/33.

[2*] Şuara 26/171.

[3*] Seher vakti, sabahın alacakaranlığının ilk başladığı vakittir. O vakitte insanlar, oluşan aydınlıktan yararlanarak yürüyebilirler.


(Kamer 54/35)
نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي مَنْ شَكَرَ
katımızdan bir nimet olarak... Şükredenleri /görevlerini yerine getirenleri işte böyle ödüllendiririz[*].

[*] Enbiya 21/9.


(Kamer 54/36)
وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ
Lut, vuracağımız darbe hakkında onları uyarmıştı[*] ama uyarıları kuşkuyla karşıladılar.

[*] Şuara 26/161-163.


(Kamer 54/37)
وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِه۪ فَطَمَسْنَٓا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ
Üstelik Lut’tan, ısrarla onun konukları ile birlikte olmayı istediler[1*]. Biz de onların gözlerini kör ettik[2*]. “Azabımı ve uyarılarımı şimdi tadın bakalım.”

[1*] Hud 11/77-79, Hicr 15/67-71.

[2*] Bu olay Tevrat/ Yaratılış 19:4-11 pasajlarında da anlatılır.


(Kamer 54/38)
وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّۚ
Sabahleyin erkenden onlara kalıcı bir azap indi[*].

[*] Hud 11/81, Hicr 15/73-74, Saffat 37/177.


(Kamer 54/39)
فَذُوقُوا عَذَاب۪ي وَنُذُرِ
“Azabımı ve uyarılarımı şimdi tadın bakalım.”


(Kamer 54/40)
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ۟
Biz Kur’an’ı, bilgi edinilmesi için gerçekten kolaylaştırdık. Peki, o bilgiyi alan var mı[*]?

[*] Kamer 54/17.


(Kamer 54/41)
وَلَقَدْ جَٓاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُۚ
Firavun hanedanına da uyarılar geldi[*].

[*] Yunus 10/75, Zuhruf 43/46.


(Kamer 54/42)
كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَز۪يزٍ مُقْتَدِرٍ
Ayetlerimizin tamamı karşısında yalana sarıldılar. Biz de onları, daima üstün ve iktidar sahibi olana yaraşır biçimde yakaladık[*].

[*] Yunus 10/76, Neml 27/13-14, Kasas 28/36-37, Zuhruf 43/47-48.


(Kamer 54/43)
اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ اُو۬لٰٓئِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَٓاءَةٌ فِي الزُّبُرِۚ
(Ey Mekkeliler!) Sizin kafirleriniz onlardan iyi mi[1*]? Yoksa zebûrlarda[2*] /kitaplarda sizin lehinize bir beraat /aklanma kararı mı var!

[1*] Duhan 44/37.

[2*] Zebûrlar diye meal verdiğimiz ez-Zübür =الزُّبر, zebûr’un çoğuludur, hikmet dolu kitaplar anlamındadır (ez-Zeccâc, Meânî’l-Kur’ân ve İ’râbuhu). Al-i İmrân 3/81’de bütün nebîlere kitap ve hikmet verildiği açıklandığı için bu ayetteki ‘zübür’ün, hikmet dolu kitaplar dışında bir anlamı olamaz. Kelime, Şuarâ 26/196, Fatır 35/25 ve Kamer 54/43’te aynı anlamı ifade etmektedir. Bu zebûrlardan biri de Davut aleyhisselama verilmiştir (Nisa 4/163, İsra 17/55). Zebûr, Davut aleyhisselama verilen kitabın özel ismi olmadığı için ez-Zebûr şeklinde geçmemektedir. Kelime, ez-Zebûr şeklinde elif lâmlı olarak sadece Enbiyâ 21/105’te geçer ve Davut aleyhisselam da dahil bütün nebîlere verilen kitapları ifade eder. 

 

(Kamer 54/44)
اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَم۪يعٌ مُنْتَصِرٌ
Yoksa bunlar: “Biz birbiriyle yardımlaşan bir topluluğuz.” mu diyorlar?


(Kamer 54/45)
سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ
Toplulukları yakında bozguna uğratılacak ve birbirlerine sırt çevirecekler[*].

[*] İsra 17/76, Rum 30/1-6.


(Kamer 54/46)
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ
Yeniden diriliş saati, asıl tehdit edildikleri saattir[1*]. O saat (dünyada yaşayacaklarından) daha dehşetli ve daha acıdır[2*].

[1*] Zariyat 51/60.

[2*] Ra’d 13/34, Taha 20/127, Zümer 39/26.


(Kamer 54/47)
اِنَّ الْمُجْرِم۪ينَ ف۪ي ضَلَالٍ وَسُعُرٍۢ
Günahkarlar gerçekten sapkınlık ve çılgınlık içindedirler[*].

[*] Zuhruf 43/74-77.


(Kamer 54/48)
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْۜ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ
Ateşin içinde yüzüstü süründürülecekleri gün[1*] onlara: “Sakarın[2*] /Cehennemin dokunuşlarını tadın bakalım!” (denir).

[1*] Mü’min 40/70-72

[2*] "Sakar", Cehennemin bir başka adıdır (Müddessir 74/26-30, 40-47). “Yakıp kavuran” anlamına gelir (Mekâyis).  Kişilerin Cehennemdeki cezaları, işledikleri suça göre farklı olacaktır (Enam 6/60, İsra 17/21).


(Kamer 54/49)
اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
Şüphesiz ki biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık[*].

[*] Ra’d 13/8, Furkan 25/2.


(Kamer 54/50)
وَمَٓا اَمْرُنَٓا اِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ
(Sizi öldürüp tekrar diriltme) İşimiz, bir tek emre bakar; (sizin için) göz açıp kapama gibidir[*].

[*] Nahl 16/77.


(Kamer 54/51)
وَلَقَدْ اَهْلَكْنَٓا اَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
Sizin gibi gruplaşanları helak ettik. Peki, bu bilgiyi alan var mı[*]?

[*] Duhan 44/37.


(Kamer 54/52)
وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ
Yaptıkları her şey amel defterlerindedir[*].

[*] ez-Zübür (الزُّبر) indirilen kitaplar anlamına geldiği gibi, amel defteri anlamına da gelmektedir. Bir sonraki ayet ile birlikte düşünüldüğünde burada amel defteri olduğu açıktır (Yasin 36/12, Nebe 78/29).


(Kamer 54/53)
وَكُلُّ صَغ۪يرٍ وَكَب۪يرٍ مُسْتَطَرٌ
Küçük, büyük her şey yazıya geçirilmiştir[*].

[*] Yunus 10/21, Mü’minun 23/62, Kehf 18/49, Zuhruf 43/80, Casiye 45/29, İnfitar 82/10-12.


(Kamer 54/54)
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍۙ
Kendini yanlışlardan koruyanlar bahçelerde ve ırmaklarda olacak[*],

[*] Tur 52/17.


(Kamer 54/55)
ف۪ي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَل۪يكٍ مُقْتَدِرٍ
Doğru olanların makamında, iktidar sahibi hükümdarın /Allah’ın huzurunda bulunacaklardır.