ŞUARÂ

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla...[*]

[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için  bu kelimeyi “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabileceği için ona "ikramı bol" anlamını verdik. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. ayette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.


(Şuarâ 26/1)
طٰسٓمٓۜ
Tâ-Sîn-Mîm![*]

[*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır. Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.

 
 

(Şuarâ 26/2)
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ
Bunlar apaçık olan[1*] Kitab’ın ayetleridir.[2*]

[1*] Kur’an-ı Kerim, muhkem /hüküm bildiren ve müteşabih /muhkemlerin benzeri olup onları ayrıntılı olarak açıklayan ayetlerden oluşur. Allah’ın belirlediği bu metot sayesinde Kitab’ın tamamı mufassal olmuş yani ayrıntılı olarak açıklanmıştır (Âl-i İmran 3/7, En’am 6/114, Hud 11/1, Zümer 39/23, Fussilet 41/3).

[2*] Yusuf 12/1, Kasas 28/1-2.


(Şuarâ 26/3)
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ
(Ey Muhammed!) Mümin olmuyorlar /inanıp güvenmiyorlar diye neredeyse kendini yiyip bitireceksin![*]

[*] En’am 6/35, Nahl 16/37, Kehf 18/6, Fatır 35/8.

 

(Şuarâ 26/4)
اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ
Farklı tercihte bulunsak[1*] gökten üzerlerine bir mucize indiririz de ona boyun eğmek zorunda kalırlar.[2*]

[1*] Şâe (شاء) fiili, “bir şey yapmak” anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz: http://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html

 


(Şuarâ 26/5)
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ
Onlara Rahmân’dan /iyiliği sonsuz olan Allah’tan yeni bir zikir[1*] /bilgi gelmeye görsün hemen onunla aralarına mesafe koyarlar.[2*]

[1*] Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredât). Doğru bilginin kaynağı Allah’ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan aâyetler ve indirilen aâyetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (Enbiya 21/24, En’âm 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder (Ra’d 13/28). Allah’ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/286). Kur’ân’daki bütün bilgiler doğru olduğu için Allah ona “zikir” adını vermiştir (Hicr 15/9).

[2*] Enbiya 21/2-3, Kamer 54/2, Müddessir 74/49.

 

(Şuarâ 26/6)
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ
Onlar yalana sarıldılar. Hafife aldıkları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir.[*]

[*] En’am 6/5.

 


(Şuarâ 26/7)
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ
Yeryüzüne hiç bakmadılar mı? Onda her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik![*]

[*] Hicr 15/19, Lokman 31/10, Yasin 36/36, Kaf 50/6-8, Zariyat 51/49.


(Şuarâ 26/8)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
İşte bunda kesin bir ayet /gösterge vardır; ama onların çoğu inanıp güvenmezler.[*]

[*] Bu ibare sûre boyunca sekiz kez tekrarlanmıştır (Şuara 26/67, 103, 121, 139, 158, 174, 190).

 

(Şuarâ 26/9)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Bu ibare de sûre boyunca sekiz kez tekrarlanmıştır (Şuara 26/68, 104, 122, 140, 159, 175, 191).

 

(Şuarâ 26/10)
وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ
Bir gün Rabbin Musa’ya şöyle seslendi: “Yanlışlar içinde olan şu halka var!


(Şuarâ 26/11)
قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ
Firavun’un halkına...[*] Yanlışlardan sakınmayacaklar mı?”

[*] Yunus 10/75, Hud 11/96-97, Mü’minun 23/45-46.

 

(Şuarâ 26/12)
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ
Musa dedi ki: “Rabbim! Beni yalancı yerine koyarlar diye korkuyorum.[*]

[*] Kasas 28/34.

 

(Şuarâ 26/13)
وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ
Göğsüm daralır, dilim dönmez.[1*] Elçilik görevini Harun’a ver.[2*]

[1*] Tâhâ 20/25-28.

[2*] Tâhâ 20/29-32. Tevrat’ın Çıkış 4:13 pasajına göre de Musa aleyhisselam, başta Allah’ın elçilik görevini kabul etmek istememiş, başkasının görevlendirilmesini talep etmiştir. 

 

(Şuarâ 26/14)
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ
Çünkü onlara karşı ben suçlu durumdayım; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.”[*]

[*] Tâhâ 20/40, Kasas 28/15-21, 33.

 

(Şuarâ 26/15)
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ
Allah: “Asla! (Onlar seni öldüremezler!) Öyleyse ikiniz, ayetlerimizle /mucizelerimizle birlikte gidin.[1*] Biz sizinle beraberiz; (her şeyi) dinlemekteyiz.” dedi.[2*]

[1*] Buradaki ”âyetler” kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçü gösterir. Allah, indirdiği kitapların her cümlesine ayet dediği gibi mucizeye de aâyet der (İsra 17/59). Allah, Musa aleyhisselamı Firavun’a göndermeden önce iki mucize vermişti. Biri değneğini yere attığında yılana dönüşmesi, diğeri de elini koltuğunun altına sokup çıkarınca lekesiz, bembeyaz olmasıydı (A’raf 7/106-108, Kasas 28/31-32)َ. Üçüncü mucize olarak da Musa ile Harun’a bir kitap vermişti (Furkan 25/35-36). Sonra yedi mucize daha verdi, Kitap dışındaki mucize sayısı dokuz oldu (Neml 27/12).  

[2*] Tâhâ 20/43-46

 

(Şuarâ 26/16)
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ
Firavun’a varın ve şöyle deyin: “Biz, varlıkların Rabbi’nin /sahibinin elçisiyiz,[*]

[*] A’raf 7/104.

 

(Şuarâ 26/17)
اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ
İsrailoğullarını bizimle beraber göndermen için (geldik)!”[*]

[*] A’raf 7/105, Tâhâ 20/47, Duhan 44/17-18.


(Şuarâ 26/18)
قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ
(Firavun Musa’ya) dedi ki: “Yeni doğmuş bir çocukken seni aramızda büyütüp yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.[*]

[*] Tâhâ 20/39, Kasas 28/8-9.

 

(Şuarâ 26/19)
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ
Yaptığın o işi de sen yaptın (adam öldürdün),[*] sen nankörlerden birisin!”

[*] Kasas 28/15.


(Şuarâ 26/20)
قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ
(Musa şöyle dedi:) “O işi kendimi kaybetmiş bir haldeyken yaptım.[*]

[*] Kasas 28/16-17.


(Şuarâ 26/21)
فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ
Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım.[1*] Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti[2*] ve beni elçilerinden biri yaptı.[3*]

[1*] Kasas 28/18-21.

[2*] Bütün nebilere, kitap ile birlikte hikmet de verilmiştir (Âl-i İmran 3/81, En’âm 6/89).

[3*] Tâhâ 20/11-16.

 

(Şuarâ 26/22)
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ
Başıma kaktığın o nimet (sarayda yetiştirilmem),[1*] İsrailoğullarını köleleştirdiğin için oldu.”[2*]

[1*] Kasas 28/7-13.  

 


(Şuarâ 26/23)
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ
Firavun: “Varlıkların Rabbi de neymiş!” dedi.[*]

[*] Tâhâ 20/49.


(Şuarâ 26/24)
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ
(Musa:) “O; göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir![*] Eğer ona kesin olarak inanan kimselerseniz (bunu bilirsiniz).”

[*] Sâd 38/66, Duhan 44/7.

 

(Şuarâ 26/25)
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ
(Firavun) Yanındakilere: “Duymuyor musunuz?” dedi.


(Şuarâ 26/26)
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ
(Musa devam etti:) “O, sizin de Rabbinizdir, önceki atalarınızın da Rabbidir.”[*]

[*] Sâffat 37/126, Duhan 44/8.

 

(Şuarâ 26/27)
قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ
(Firavun:) “Size gönderilen elçiniz, kesinlikle cinlerin etkisinde!”[*] dedi.

[*] Her nebiye, cinlerin etkisinde kaldığı, aklını kaybettiği şeklinde suçlamalar yöneltilmiştir (Hud 11/87, Hicr 15/6). Muhammed aleyhisselama da yöneltilen bu suçlamalar ayetlerle çürütülmüştür (A'raf 7/184, Mü’minun 23/70, Sebe 34/46, Tur 52/29, Kalem 68/2, Tekvir 81/22). Nebiler vahiy alırken yanlarına şeytanların yaklaştırılmadığı ve meleklerle korundukları (Cin 72/26-28),  bunun dışında şeytanların onlara vesvese vermeye çalıştıkları ama Allah’ın o vesveseyi giderdiği bildirilmektedir (Hac 22/52).

 

 


(Şuarâ 26/28)
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
(Musa:) “Eğer aklınızı kullanırsanız (görürsünüz ki) O; doğunun, batının ve ikisinin arasında olan her şeyin Rabbidir /sahibidir.” dedi.[*]

[*] Saffat 37/5, Rahman 55/17, Mearic 70/40, Müzzemmil 73/9.

 

(Şuarâ 26/29)
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ
(Firavun:) “Hele benden başka birini ilah edin,[*] seni kesinlikle zindana atılanlardan biri yapacağım!” dedi.

[*] Kasas 28/38, Naziat 79/23-24.


(Şuarâ 26/30)
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ
(Musa:) “Ya sana apaçık bir şey getirdiysem!” dedi.[*]

[*] Nuh Aleyhisselam, Salih Aleyhisselam ve Şuayb Aleyhisselam da kavimlerine benzer sözleri söylemişlerdir (Hud 11/28, 63, 88). 

 

(Şuarâ 26/31)
قَالَ فَأْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ
(Firavun:) “Haydi getir onu; eğer doğru söyleyenlerden isen!” dedi.[*]

[*] A’raf 7/106.

 

(Şuarâ 26/32)
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ
Bunun üzerine (Musa) değneğini attı, bir de ne görsünler; apaçık devasa bir yılan![*]

[*] A’raf 7/107.


(Şuarâ 26/33)
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟
Elini (koynundan) çıkardı, o da seyredenler için anında bembeyaz kesildi.[*]

[*] A’raf 7/108.


(Şuarâ 26/34)
قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ
(Firavun) Çevresindeki devlet erkanına dedi ki: “Bu, gerçekten bilge bir sihirbaz![*]

[*] A’raf 7/109, Mü’min 40/23-24, Zariyat 51/38-39.


(Şuarâ 26/35)
يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ
Sihriyle sizi ülkenizden çıkarmak istiyor; ne emredersiniz?”[*]

[*] A’raf 7/110, Tâhâ 20/57.


(Şuarâ 26/36)
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ
Dediler ki: “Onu ve kardeşini oyala, şehirlerde adam toplayacak kişiler görevlendir.[*]

[*] A’raf 7/111, Tâhâ 20/60.


(Şuarâ 26/37)
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ
Sihirbazlıkta usta olan bilge kişilerin hepsini sana getirsinler.”[*]

[*] A’raf 7/111-112.


(Şuarâ 26/38)
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ
Böylece, bilinen günün (süslenme gününün)[*] belirlenen saati için sihirbazlar bir araya getirildi.

[*] Tâhâ 20/58-60.


(Şuarâ 26/39)
وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ
İnsanlara da şöyle dendi: “Siz de toplanacak mısınız?


(Şuarâ 26/40)
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ
Galip gelenler sihirbazlar olursa belki biz de onlara uyarız.”


(Şuarâ 26/41)
فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ
Sihirbazlar gelince Firavun’a şöyle dediler: Galip gelen taraf biz olursak elbette bir ödülümüz olur, değil mi?[*]

[*] A’raf 7/113.

 

(Şuarâ 26/42)
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ
“Evet, o zaman siz, kesinlikle benim yakın adamlarımdan olacaksınız.” dedi.[*]

[*] A’raf 7/114, Tâhâ 20/64.

 

(Şuarâ 26/43)
قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ
Musa sihirbazlara: “Haydi, atın atacağınızı!” dedi.[*]

[*] A’raf 7/116, Yunus 10/80, Tâhâ 20/66.

 

(Şuarâ 26/44)
فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ
İplerini ve değneklerini yere attılar[*] ve şöyle dediler: “Firavun’un gücü adına, galip gelen taraf kesinlikle biz olacağız!”

[*] Yunus 10/81.


(Şuarâ 26/45)
فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ
Arkasından Musa değneğini attı. Bir de ne görsünler! Değnek, sihirbazların uydurdukları[1*]şeyleri yalayıp yutuyor.[2*]

[1*] “Uydurma” anlamı verilen kelime ifk (إفك) kökündendir. İfk, yalan ve asılsız şeylerle birini bir şeyden çevirmektir. (el-Ayn). Sihirbazların kurdukları düzenekler ve aldatmacalar bu kelimeyle ifade edilmektedir. 

[2*] A’raf 7/117, Tâhâ 20/69.

 

(Şuarâ 26/46)
فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ
Sihirbazlar bir anda kendilerini secdede buldular.[*]

[*] A’raf 7/120, Tâhâ 20/70.

 

(Şuarâ 26/47)
قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ
“Biz, Varlıkların Rabbi’ne inanıp güvendik!” dediler.[*]

[*] A’raf 7/121.

 

(Şuarâ 26/48)
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ
“Musa’nın ve Harun’un Rabbine!”[*]

[*] A’raf 7/122.


(Şuarâ 26/49)
قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ
(Firavun:) “Ben size izin vermeden ona inandınız öyle mi! Demek ki size sihri öğreten büyüğünüz oymuş! İleride elbette öğreneceksiniz… Kesinlikle ellerinizi, ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve hepinizi mutlaka astıracağım!” dedi.[*]

[*] A’raf 7/123-124, Tâhâ 20/71.

 

(Şuarâ 26/50)
قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ
(Sihirbazlar:) “Ziyanı yok! Biz nasıl olsa Rabbimize döneceğiz.” dediler.[*]

[*] A’raf 7/125Tâhâ 20/72.


(Şuarâ 26/51)
اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟
“İlk inananlar biz olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlamasını umarız.”[*]

[*] A’raf 7/126, Tâhâ 20/73.

 

(Şuarâ 26/52)
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ
Musa’ya şunu vahyettik: “Kullarımı geceleyin tepeye doğru çıkar,[*] çünkü siz takip edileceksiniz.”

[*] Yukarı çıkar” anlamı verilen “esri (أَسْرِ)” emri, “her şeyin en yükseği” anlamına gelen “serâh (سَرَاة) kökünden türemiştir (Müfredât). Kızıldeniz ile Kahire arasında, yüksekliği yer yer 2.000 metreyi geçen sıra dağlar vardır  (Suna Doğaner, Mısır, DİA). Musa aleyhisselama verilen bu emir, İsrailoğullarını oraya çıkarması emridir.  Çünkü o dağlar aşılmadan Kızıldeniz’e ulaşılamaz (Tâhâ 20/77, Duhan 44/23).

 

(Şuarâ 26/53)
فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ
Firavun hemen şehirlere adam toplayacak kişiler gönderdi.


(Şuarâ 26/54)
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ
(Şöyle dedi:) “Bunlar kesinlikle az sayıda, bölük pörçük bir grup!


(Şuarâ 26/55)
وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ
Onlar bize karşı gerçekten kızgınlar.


(Şuarâ 26/56)
وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ
Ama biz kesinlikle tedbirli bir topluluğuz.”


(Şuarâ 26/57)
فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
Böylece onları (Firavun’u ve yandaşlarını) bahçelerden ve pınar başlarından çıkardık.[*]

[*] Duhan 44/25.


(Şuarâ 26/58)
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ
Hazinelerden ve değerli konaklardan da...[*]

[*] Duhan 44/26-27.

 

(Şuarâ 26/59)
كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ
Böyle yaptık ve bunları İsrailoğullarına miras bıraktık.[*]

[*] A’raf 7/137, İsra 17/104, Duhan 44/28.


(Şuarâ 26/60)
فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ
Gün doğarken onların ardına düştüler.[*]

[*] Yunus 10/90.

 

(Şuarâ 26/61)
فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ
İki kesim birbirini görünce, Musa’nın beraberindekiler: “Kesinlikle yakalandık!” dediler.


(Şuarâ 26/62)
قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ
Musa dedi ki: ”Asla! Çünkü Rabbim benimledir, bana bir yol gösterecektir.”[*]

[*] Tâhâ 20/77.


(Şuarâ 26/63)
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ
Bunun üzerine Musa’ya: “Değneğinle denize vur!” diye vahyettik. (Vurunca) deniz hemen ikiye ayrıldı. Her parçası koca bir dağ gibi oldu.[*]

[*] Bakara 2/50, Yunus 10/90, Duhan 44/24.


(Şuarâ 26/64)
وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ
Öbür kesimi de orada onlara yaklaştırdık.[*]

[*] Tâhâ 20/78.


(Şuarâ 26/65)
وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ
Musa’yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık.[*]

[*] Sâffât 37/115.


(Şuarâ 26/66)
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ

(Şuarâ 26/67)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
İşte bu anlatılanlarda kesin bir ayet /gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.[*]

[*] Şuara 26/8.

 

(Şuarâ 26/68)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Şuara 26/9.

 

(Şuarâ 26/69)
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ
Onlara İbrahim’le ilgili şu haberi anlat:[*]

[*] En’am 6/74-81, Meryem 19/41-50, Enbiya 21/51-73, Ankebut 29/16-27.


(Şuarâ 26/70)
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ
Bir gün babasına ve halkına şöyle dedi: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?”[*]

[*] En’am 6/74, Enbiya 21/52, Sâffât 37/85, Mümtahine 60/4.


(Şuarâ 26/71)
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ
Dediler ki: “Putlara kulluk ediyoruz. Onların karşısında saygıyla durmaya da devam edeceğiz.”[*]

[*] Mekke müşrikleri de benzer ifadeleri kullanmışlardır (Furkan 25/42, Sâd 38/6).

 

(Şuarâ 26/72)
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ
“Peki” dedi. “Dua ettiğinizde sizi duyuyorlar mı?


(Şuarâ 26/73)
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ
Yahut size fayda sağlıyor veya zarar verebiliyorlar mı?”[*]

[*] Meryem 19/42.


(Şuarâ 26/74)
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Dediler ki: “Hayır, ama biz atalarımızın böyle yaptığını gördük.”[*]

[*] Enbiya 21/53.

 

(Şuarâ 26/75)
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ
Dedi ki: “Peki hiç düşündünüz mü? Neye kulluk ediyorsunuz,[*]

[*] Sâffât 37/86.


(Şuarâ 26/76)
اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ
hem siz hem de gelip geçmiş atalarınız?”[*]

[*] Enbiya 21/54.

 

(Şuarâ 26/77)
فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ
Kulluk ettikleriniz benim için birer düşmandır; varlıkların Rabbi hariç.[*]

[*] Enbiya 21/54, Zuhruf 43/26, Mümtahine 60/4.


(Şuarâ 26/78)
اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ
O, beni yaratan, bana doğru yolu gösterendir.[*]

[*] Zuhruf 43/27.

 

(Şuarâ 26/79)
وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ
O, beni yediren ve içirendir.[*]

[*] En’am 6/14.

 

(Şuarâ 26/80)
وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ
Hastalandığımda O bana şifa verir.


(Şuarâ 26/81)
وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ
O, beni öldürecek ve sonra tekrar hayat verecek olandır.[*]

[*] Bakara 2/28, Hac 22/66, Rum 30/40, Casiye 45/26.

 

(Şuarâ 26/82)
وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ
O, hesap günü hatalarımı bağışlamasını umduğum zattır.[*]

[*] Tâhâ 20/82.

 

(Şuarâ 26/83)
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ
Ey Rabbim! Bana hikmet /doğru karar verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat![*]

[*] İbrahim aleyhisselam bu mücadeleye, ergenlik çağına girdiği sırada başladı (En’am 6/75-80). O zaman henüz nebi değildi. Eğer nebi olsaydı Allah ona zaten kitap ve hikmet vermiş olacağından,  “Bana hikmet ver” diye dua etmezdi.

 

(Şuarâ 26/84)
وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ
Gelecek nesiller içinde benim doğru anılmamı nasip eyle![*]

[*] Meryem 19/50.


(Şuarâ 26/85)
وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ
Beni nimetlerle dolu Cennetin varislerinden eyle!


(Şuarâ 26/86)
وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ
Babamı da bağışla, çünkü o da yanlış yolda olanlardandır![*]

[*] Tevbe 9/114, Meryem 19/47, Mümtahine 60/4.


(Şuarâ 26/87)
وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ
Tekrar diriltilecekleri gün beni rezil etme!”[*]

[*] Benzer bir dua için bkz: Âl-i İmran 3/194.

 

(Şuarâ 26/88)
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ
Malın da evladın da bir faydasının olmayacağı gün![*]

[*] Lokman 31/33, Mümtahine 60/3, Meâric 70/11-14, Abese 80/33-37.


(Şuarâ 26/89)
اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ
Allah’ın huzuruna selim (şirkten arınmış) bir kalple gelenler hariç![*]

[*] Sebe 34/37, Kaf 50/33.

 

(Şuarâ 26/90)
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ
(O gün) Cennet, yanlışlardan sakınanlar için yaklaştırılır.[*]

[*] Kaf 50/31, Tekvir 81/13.

 

(Şuarâ 26/91)
وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ
Yakıcı ateş (cehennem) yanlış kurgulara dalıp yoldan çıkanlar için apaçık görünür hale getirilir.[*]

[*] Kehf 18/100, Naziat 79/36.


(Şuarâ 26/92)
وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ
Onlara şöyle denir: “Kulluk edip durduklarınız nerede;[*]

[*] En’am 6/22, Nahl 16/27, Kasas 28/62, 74, Mü’min 40/73, Fussilet 41/47.

 

(Şuarâ 26/93)
مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ
Allah ile aranıza koyduklarınız?[1*] Size yardım ediyorlar mı[2*] veya kendilerine bir faydaları oluyor mu?”

[1*] Mü’min 40/74, Fussilet 41/48.

[2*] Saffat 37/25.


(Şuarâ 26/94)
فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ
Sonunda onlar ve yanlış kurgulara dalıp yoldan çıkanlar baş aşağı cehenneme atılırlar.[*]

[*] Duhan 44/47, Kaf 50/24, Hâkka 69/30-31.


(Şuarâ 26/95)
وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ
İblis’in bütün orduları da…[*]

[*] İsra 17/63-64.

 

(Şuarâ 26/96)
قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ
Onlar orada birbirleriyle münakaşa ederken[*] şöyle derler:

[*] Zümer 39/31.

 

(Şuarâ 26/97)
تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ
“Vallahi biz apaçık bir sapkınlık içindeydik.[*]

[*] Mü’minun 23/106.


(Şuarâ 26/98)
اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Çünkü sizi Varlıkların Rabbi ile aynı seviyede tutardık.[*]

[*] Bakara 2/165.

 

(Şuarâ 26/99)
وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ
Bizi yoldan çıkaranlar sadece bu suçlulardır.[*]

[*] A’raf 7/38, Furkan 25/27-29, Ahzab 33/67, Sebe 34/31.

 

(Şuarâ 26/100)
فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ
Artık bize şefaat edecek bir kimse yok,[*]

[*] En’am 6/70, A’raf 7/53, Rum 30/13, Secde 32/4, Mü’min 40/18.

 

(Şuarâ 26/101)
وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ
bir can dostu da yok![*]

[*] Hâkka 69/35, Meâric 70/10.


(Şuarâ 26/102)
فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ
Keşke bir kere (dünyaya dönmemize) fırsat verilse de biz de mü’minlerden olsak!”[*]

[*] En’am 6/27, İbrahim 14/44, Mü’minun 23/99-100, Secde 21/12, Ahzab 33/66, Fatır 35/36-37, Zümer 39/58-59, Fecr 89/24.

 

(Şuarâ 26/103)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
İşte bu anlatılanlarda kesin bir ayet /gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.[*]

[*] Şuara 26/8.

 

(Şuarâ 26/104)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Şuara 26/9.


(Şuarâ 26/105)
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ
Nuh’un halkı elçileri[1*] yalanladı.[2*]

[1*] Bu ayette “elçiler” diye meal verdiğimiz “mürselîn (الْمُرْسَلِينَ)” kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçü gösterir. Allah o topluma nebi-resul olarak sadece Nuh aleyhisselamı göndermiştir. Diğer elçiler ise Nuh’a inen ayetleri toplumlarına tebliğ eden müminlerdir (Furkan 25/37).

[2*] Nuh kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bkz: A’raf 7/59-64, Yunus 10/71-73, Hud 11/25-48, Mu’minun 23/23-30, Saffat 37/75-82, Kamer 54/9-16, Nuh 71/1-28.


(Şuarâ 26/106)
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Kardeşleri Nuh, onlara şöyle demişti: “Yanlışlardan sakınmayacak mısınız?[*]

[*] Nuh Aleyhisselam gibi Hud Aleyhisselam (Şuara 26/124), Salih Aleyhisselam (Şuara 26/142), Lut Aleyhisselam (Şuara 26/161), Şuayb Aleyhisselam (Şuara 26/177) ve İlyas Aleyhisselam (Sâffât 37/124) da kavimlerini aynı şekilde uyarmışlardı.

 

(Şuarâ 26/107)
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.[*]

[*] A’raf 7/61.

 

(Şuarâ 26/108)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Artık Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Bu ve önceki ayetten, kayıtsız şartsız itaatin resule/elçiye yapılacağı anlaşılır; çünkü elçi Allah’ın sözlerini olduğu gibi iletmekle sorumludur (Mâide 5/99). Bu yüzden elçiye itaat Allah’a itaattir (Nisa 4/80).

 

(Şuarâ 26/109)
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece varlıkların Rabbine aittir.[*]

[*] Yunus 10/72, Hud 11/29.

 

(Şuarâ 26/110)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ
Öyleyse Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Şuara 26/108.


(Şuarâ 26/111)
قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ
(Onlar) “Şu en aşağılık kimseler senin peşine takılmışken hiç sana inanır mıyız!” dediler.[*]

[*] Hud 11/27.


(Şuarâ 26/112)
قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ
(Nuh:) “Onların ne yaptıkları hakkında bir bilgim yok.


(Şuarâ 26/113)
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ
Onlara hesap soracak olan sadece Rabbimdir.[*] Keşke anlasanız!

[*] En’am 6/52.

 

(Şuarâ 26/114)
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Ben müminleri kovacak değilim.[*]

[*] Hud 11/29.

 

(Şuarâ 26/115)
اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ
Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım!” dedi.[*]

[*] Hud 11/25.

 

(Şuarâ 26/116)
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ
(Halkı:) “Bak Nuh! Eğer bu işten vaz geçmezsen kesinlikle taşlananlardan biri olursun!” dediler.[*]

[*] Bu tehdidin aynısı İbrahim Aleyhisselam (Meryem 19/46), Şuayb Aleyhisselam (Hud 11/91), Ashab-ı Kehf (Kehf 18/20) ve İsa aleyhisselamın gönderdiği elçiler için de yapılmıştı (Yasin 36/18).

 

(Şuarâ 26/117)
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ
(Nuh) dedi ki: “Rabbim! Halkım beni yalanladı.[*]

[*] Kamer 54/9.


(Şuarâ 26/118)
فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ
Benimle onların arasını iyice aç! Beni ve beraberimdeki müminleri, bunlardan kurtar.”[*]

[*] Mü’minun 23/26, Kamer 54/10, Nuh 71/26.

 

(Şuarâ 26/119)
فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ
Bunun üzerine onu ve beraberindekileri o dolu gemide kurtardık.[*]

[*] Enbiya 21/76-77, Sâffât 37/75-76.

 

(Şuarâ 26/120)
ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ
Sonra onların ardından geri kalanları suda boğduk.[*]

[*] A’raf 7/64, Yunus 10/73, Enbiya 21/77, Furkan 25/37, Saffat 37/82.


(Şuarâ 26/121)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
İşte bu anlatılanlarda kesin bir âyet /gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.[*]

[*] Şuara 26/8.

 

(Şuarâ 26/122)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Şuara 26/9.


(Şuarâ 26/123)
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ
Âd halkı da elçileri[1*] yalanladı.[2*]

[1*] Elçilerle ilgili olarak Şuara 26/105. ayetin dipnotuna bkz.

[2*] Hud kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bkz: A’raf 7/65-72, Hud 11/50-60, Fussilet 41/15-16, Ahkaf 46/21-25, Kamer 54/18-21, Zariyat 51/41-42, Hâkka 69/6-8, Fecr 89/6-8.

 

(Şuarâ 26/124)
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: “Yanlışlardan sakınmayacak mısınız?[*]

[*] Hud Aleyhisselam gibi Nuh Aleyhisselam (Şuara 26/104, Salih Aleyhisselam (Şuara 26/142), Lut Aleyhisselam (Şuara 26/161), Şuayb Aleyhisselam (Şuara 26/177) ve İlyas Aleyhisselam (Sâffât 37/124) da kavimlerini aynı şekilde uyarmışlardı.

 

(Şuarâ 26/125)
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.[*]

[*] A’raf 7/67, Hud 11/50, Şuara 26/107, 143, 162, 178.

 

(Şuarâ 26/126)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Artık Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Şuara 26/108.

 

(Şuarâ 26/127)
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece varlıkların Rabbine aittir.[*]

[*] Hud 11/51, Şuara 26/109.

 

(Şuarâ 26/128)
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ
Boş işlerle uğraşarak her yüksek yere bir anıt mı dikiyorsunuz?


(Şuarâ 26/129)
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ
Bir de sonsuza dek yaşayacakmışsınız gibi devasa yapılar ediniyorsunuz.[*]

[*] Fecr 89/6-8.

 

(Şuarâ 26/130)
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ
Birinin yakasına yapışınca da zorbalar gibi yapışıyorsunuz.[*]

[*] Fussilet 41/15.

 

(Şuarâ 26/131)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Artık Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Şuara 26/108.


(Şuarâ 26/132)
وَاتَّقُوا الَّذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ
Bildiğiniz nimetleri size veren Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının![*]

[*] A’raf 7/65.


(Şuarâ 26/133)
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ
O size, en’am (koyun, keçi, sığır ve deve)[1*] cinsi hayvanlar ve evlatlar verdi,[2*]

[1*] En’am 6/143-144.

[2*] Ahkaf 46/26.

 

(Şuarâ 26/134)
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ
bahçeler ve pınarlar…[*]

[*] A’raf 7/69, Hud 11/52.

 

(Şuarâ 26/135)
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ
Ben, size azametli bir günün azabının gelmesinden korkuyorum.”[*]

[*] Ahkaf 46/21.

 

(Şuarâ 26/136)
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ
Dediler ki: “Öğüt versen de vermesen de bizim için fark etmez.[*]

[*] Hud 11/53.


(Şuarâ 26/137)
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ
Seninkisi sadece öncekilerin davranış tarzıdır.[*]

[*] A’raf 7/66.

 

(Şuarâ 26/138)
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ
Biz azaba uğratılacak değiliz.”[*]

[*] A’raf 7/70, Ahkaf 46/22.

 

(Şuarâ 26/139)
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
Böylece Hud’u yalancı yerine koydular. Biz de onları helak ettik.[1*] İşte bu anlatılanlarda kesin bir ayet /gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.[2*]

[1*] A’raf 7/72, Hud 11/58, Fussilet 41/16, Ahkaf 46/24-25, Kamer 54/18-20, Zariyat 51/41-42, Hakka 69/6-8.

[2*] Şuara 26/8.

 

(Şuarâ 26/140)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Şuara 26/9.

 

(Şuarâ 26/141)
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ
Semud halkı da elçileri[1*] yalanladı.[2*]

[1*] Elçilerle ilgili olarak Şuara 26/105. ayetin dipnotuna bkz.

[2*] Salih Aleyhisselamın kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bkz:  A’raf 7/73-79, Hud 11/61-68, Hicr 15/80-84, Neml 27/45-53, Fussilet 41/17-18, Zariyat 51/43-45, Kamer 54/23-31. Hakka 69/4-5, Şems 91/11-15.

 

(Şuarâ 26/142)
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: “Yanlışlardan sakınmayacak mısınız?[*]

[*] Daha önce Nuh Aleyhisselam (Şuara 26/106), Hud Aleyhisselam (Şuara 26/124), Lut Aleyhisselam (Şuara 26/161), Şuayb Aleyhisselam (Şuara 26/177) ve İlyas Aleyhisselam (Sâffât 37/124) da kavimlerini aynı şekilde uyarmışlardı.

 

(Şuarâ 26/143)
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.[*]

[*] Şuara 26/107, 125, 162, 178.

 

(Şuarâ 26/144)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Artık Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Şuara 26/108.

 

(Şuarâ 26/145)
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece varlıkların Rabbi’ne aittir.[*]

[*] Şuara 26/109.

 

(Şuarâ 26/146)
اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ
Burada güven içinde mi bırakılacaksınız?


(Şuarâ 26/147)
ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
Bahçelerde, pınar başlarında,


(Şuarâ 26/148)
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ
ekinler ve salkımları sarkmış hurmalıklar arasında…[*]

[*] A’raf 7/74.

 

(Şuarâ 26/149)
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِه۪ينَۚ
Bir de dağlardan ustalıkla evler oyuyorsunuz.[*]

[*] Hicr 15/82, Fecr 88/9.

 

(Şuarâ 26/150)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Artık Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Şuara 26/108.

 

(Şuarâ 26/151)
وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ
Aşırılık edenlerin isteklerine boyun eğmeyin!


(Şuarâ 26/152)
اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
Onlar, yeryüzünde düzeni bozan ve iyileştirmeye çalışmayanlardır.”[*]

[*] Neml 27/48.

 

(Şuarâ 26/153)
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ
Onlar şöyle dediler: “Sen sadece büyülenmiş kişilerdensin.[*]

[*] Hud 11/62.


(Şuarâ 26/154)
مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ
Sen sadece bizim gibi bir beşersin. Haydi bize bir mucize getir; eğer doğru söyleyenlerden isen!”[*]

[*] A’raf 7/77, Kamer 54/24.

 

(Şuarâ 26/155)
قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ
(Salih:) “İşte bu bir dişi deve! Su içme hakkı belli gün onun, belli gün de sizindir.” dedi.[*]

[*] Şehrin suyunu bir gün halk, bir gün de deve içiyordu. Bir devenin, şehrin bütün suyunu içebilecek yapıda olması, onun bir mucize olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu mucize, Salih aleyhisselamın elçiliğinin belgesiydi (A’raf 7/73, Kamer 54/27-28, Şems 91/13).


(Şuarâ 26/156)
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُٓوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ
“Ona bir kötülük etmeyin, yoksa azametli bir günün azabı sizi yakalar.”[*]

[*] Hud 11/64.


(Şuarâ 26/157)
فَعَقَرُوهَا فَاَصْبَحُوا نَادِم۪ينَۙ
Yine de o deveyi ayaklarını keserek öldürdüler, arkasından pişman oldular.[*]

[*] A’raf 7/77, Hud 11/65, İsra 17/59, Kamer 54/29, Şems 91/14.

 

(Şuarâ 26/158)
فَاَخَذَهُمُ الْعَذَابُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
O azap hemen onları yakaladı.[1*] Bu olayda kesin bir ayet / gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.[2*]

[1*] A’raf 7/78, Hud 11/67-68, Hicr 15/83, Neml 27/51-52, Fussilet 41/17, Kamer 54/31, Hakka 69/5, Şems 91/14.

 

(Şuarâ 26/159)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Şuara 26/9.


(Şuarâ 26/160)
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ
Lut’un halkı da elçileri[1*] yalanladı.[2*]

[1*] Bu ayette elçiler kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçü gösterir. Lut aleyhisselama, eşi dahil, halkından inanan olmamıştı. İnananlar sadece kızlarıydı (A’raf 7/83, Hud 11/81, Hicr 15/59-60, Neml 27/57, Ankebut 29/32-33). Demek ki Lut aleyhisselamın kızları da babaları gibi Allah’ın ayetlerini halklarına tebliğ görevini üstlenmişlerdi.

[2*] Lut Aleyhisselamın kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bkz: A’raf 7/80-84, Hud 11/77-83, Hicr 15/61-77, Enbiya 21/74-75, Şuara 26/160-174, Neml 27/54-58, Ankebut 29/28-35, Saffat 37/133-138Zariyat 51/31-37, Kamer 54/33-40.

 

 


(Şuarâ 26/161)
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ لُوطٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Kardeşleri Lut onlara şöyle demişti: “Yanlışlardan sakınmayacak mısınız?[*]

[*] Daha önce Nuh Aleyhisselam (Şuara 26/106), Hud Aleyhisselam (Şuara 26/124), Salih Aleyhisselam (Şuara 26/142), Şuayb Aleyhisselam (Şuara 26/177) ve İlyas Aleyhisselam (Sâffât 37/124) da kavimlerini aynı şekilde uyarmışlardı.

 

(Şuarâ 26/162)
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.[*]

[*] Şuara 26/107, 125, 143, 178.


(Şuarâ 26/163)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Artık Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Şuara 26/108.

 

(Şuarâ 26/164)
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece varlıkların Rabbi’ne aittir.[*]

[*] Şuara 26/109.

 

(Şuarâ 26/165)
اَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَم۪ينَۙ
Siz bu âlemin erkeklerine yanaşıyor,


(Şuarâ 26/166)
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ
Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz öyle mi?[*] Aslında siz sınırları aşan bir topluluksunuz.”

[*] A’raf 7/81, Neml 27/55, Ankebut 29/28.

 

(Şuarâ 26/167)
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ
(Halkı) “Ey Lut! İşimize karışmaktan vazgeçmezsen mutlaka buradan çıkarılanlardan biri olursun!” dediler.[*]

[*] A’raf 7/82, Neml 27/56, Ankebut 29/29.

 

(Şuarâ 26/168)
قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ
O da şöyle dedi: “Ben, bu işinizden dolayı sizden nefret edenlerden biriyim.[*]

[*] Hud 11/78, Enbiya 21/74.

 

(Şuarâ 26/169)
رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ
Rabbim! Beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar.”[*]

[*] Ankebut 29/30.

 

(Şuarâ 26/170)
فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ
Bunun üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık,[*]

[*] A’raf 7/83, Hicr 15/59, Enbiya 21/74, Ankebut 29/32-33, Sâffât 37/134.

 

(Şuarâ 26/171)
اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَۚ
(Bedeninin) Kalıntısı kalacak olan[1*] ihtiyar bir kadın (Lut'un karısı) hariç.[2*]

[1*] “(Bedeninin) Kalıntısı kalanlardan” anlamı verdiğimiz kelime “geride kalan” anlamındaki ğâbir (غابر)’dir (Lisan’ul-Arab). Bu kelime sadece, Lut kavmi ve Lut aleyhisselamın eşi ile ilgili olarak bu ayetle birlikte tam yedi ayette geçer. Onların hepsi, yanardağ patlaması sonucu lav külleri altında kalmışlardı (Araf 7/83, Hicr 15/60, Şuara 26/171-174, Ankebut 29/32-35, Saffat 37/135-138). Kur’an’da yanardağ patlaması ile helak olduğu bildirilen diğer topluluk Ashab-ı fil’dir (Fil 105/1-4). Orada ğabir yerine “içi yenmiş bitki kabuğu gibi” ifadesi kullanılmıştır (Fil 105/5). Böyle bir bitkiye dışarıdan bakan biri, onun içinin boş olduğunu anlamaz. Buna göre yanardağ külleri altında kalan filler, insanlar ve diğer canlıların içi tamamen yok olmuş ve sadece dış kısmı kalmış olur (Saffat 37/137-138).

[2*] A’raf 7/83, Hicr 15/60, Hud 11/81, Neml 27/57, Ankebut 29/32, Saffat 37/135.


(Şuarâ 26/172)
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ
Sonra diğerlerini yerle bir ettik.[*]

[*] Saffat 37/136, Zariyat 51/32-34, Kamer 54/38-39. 

 

(Şuarâ 26/173)
وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًاۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ
Üzerlerine bir yağmur (pişmiş balçıktan taş ve kül) yağdırdık. Uyarılmış kişilerin yağmuru ne kötüydü![*]

[*] A’raf 7/84, Hud 11/82, Hicr 15/74, Neml 27/58.


(Şuarâ 26/174)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
İşte bu anlatılanlarda kesin bir ayet /gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.[*]

[*] Şuara 26/8.


(Şuarâ 26/175)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Şuara 26/9.

 

(Şuarâ 26/176)
كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ
Eyke ahalisi de[1*] elçileri yalanladı.[2*]

[1*] Arapçada iç içe girmiş sık ağaçlıklar anlamına gelen eyke (أَيْكَةِ ) (Lisan’ul-Arab), Şuayb aleyhisselamın elçi gönderildiği Medyen’in (A’raf 7/85) diğer adıdır (Şuara 26/176-189, Sâd 38/13, Kâf 50/14). Tevrat’ta Medyenlilerin (ve Amaleklilerin) İsrail topraklarına (Kenan) sürekli akınlar düzenlediği ve ekinleri yağmaladığı anlatılır. Bu, onların askeri açıdan güçlü olduklarını, bölgenin yollarına ve kaynaklarına hakim olduklarını gösterir (Hakimler 6-8 bâbları). Şuayb aleyhisselam onları, ölçüde-tartıda haksızlık etme, ülkede bozgunculuk çıkarma, tehditle insanları Allah’ın yolundan alıkoyma gibi konularda uyarmıştı (A‘râf 7/85-86; Hûd 11/84-87). Ancak kavminin önde gelenleri Şuayb’ı yalancılıkla suçlamış, işlerine karışmamasını istemiş, onu ve ümmetini ülkeden sürgün etme tehdidinde bulunmuştu. Bunun üzerine Şuayb onlara ilâhî azabın geleceğini bildirmiş, şiddetli deprem ve korkunç bir gürültü ile helak edilmişlerdi (A‘râf 7/85-92, Hûd 11/84-95, Hicr 15/78-79, Ankebut 29/36-37. Ankebut 29/36-37).

[2*] Elçilerle ilgili olarak Şuara 26/105. ayetin dipnotuna bkz.


(Şuarâ 26/177)
اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ
Şuayb onlara şöyle demişti: “Yanlışlardan sakınmayacak mısınız?[*]

[*] Daha önce Nuh Aleyhisselam (Şuara 26/106), Hud Aleyhisselam (Şuara 26/124), Salih Aleyhisselam (Şuara 26/142), Lut Aleyhisselam (Şuara 26/161) ve İlyas Aleyhisselam (Sâffât 37/124) da kavimlerini aynı şekilde uyarmışlardı.

 

(Şuarâ 26/178)
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ
“Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.[*]

[*] Şuara 26/107, 125, 143, 162.

 

(Şuarâ 26/179)
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ
Artık Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.[*]

[*] Şuara 26/108.

 

(Şuarâ 26/180)
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece varlıkların Rabbi’ne aittir.[*]

[*] Şuara 26/109.

 

(Şuarâ 26/181)
اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ
Ölçüyü tam yapın, eksik ölçenlerden olmayın.[*]

[*] Hud 11/84.

 

(Şuarâ 26/182)
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ
Doğru tartı ile tartın.[*]

[*] A’raf 7/85.

 

(Şuarâ 26/183)
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ
İnsanlara, mallarını ve haklarını eksik vermeyin;[1*] bozgunculuk yaparak ortalığı birbirine katmayın.[2*]

[1*] “İnsanlara mallarını ve haklarını eksik vermeyin” emri, yetkililer dahil, herkesi kapsar. Mal ve hizmet alım satımı, tarafların hür iradesiyle yapılmalı, dışarıdan bir müdahale olmamalıdır. Piyasaya yapılan her müdahale oraya daha az mal ve hizmet girmesine, kıtlığa ve karaborsaya yol açar. Allah Teala bunu, toplumsal intihar olarak tanımlamıştır (Nisa 4/29). Piyasaya müdahale edilmezse fiyatlar, arz-talep dengesine göre oluşur. Serbest piyasada fiyatların artması, ucuzluğun en iyi habercisidir. Çünkü fiyatların arttığını duyan herkes oraya mal ve hizmet getirir ve kısa sürede bolluk ve ucuzluk başlar. Bir zamanlar Medine’de fiyatlar yükselmiş, halk Nebimizden narh koymasını yani tavan fiyat belirlemesini istemişti. Nebimizin buna, şöyle cevap verdiği rivayet edilir: “Fiyatları belirleyen, daraltan, genişleten ve rızkı veren Allah’tır. Benim asıl istediğim, sizden birinin kanı ve malı konusundaki bir haksızlıktan dolayı benden bir talebi olmadan Rabbime kavuşmaktır” (Tirmizi, Büyû’ 73). 

[2*] Hud 11/85.

 

(Şuarâ 26/184)
وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ
Sizi ve sizden önceki kitleleri yaratana karşı yanlış yapmaktan sakının.”[*]

[*] A’raf 7/86-87, Ankebut 29/36.

 

(Şuarâ 26/185)
قَالُٓوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ
Onlar şöyle dediler: “Sen sadece büyülenmiş kişilerdensin.[*]

[*] Şuara 26/153.

 

(Şuarâ 26/186)
وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ
Sen sadece bizim gibi bir beşersin.[*] Senin gerçekten yalancılardan biri olduğunu düşünüyoruz.

[*] İsra 17/94.

 

(Şuarâ 26/187)
فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ
Haydi göğü üstümüze parça parça düşür; eğer doğru söyleyenlerden isen!”[*]

[*] Mekke müşrikleri de Muhammed Aleyhisselama, benzer bir şekilde meydan okumuşlardı (İsra 17/92).

 

(Şuarâ 26/188)
قَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
(Şuayb:) “Ne yaptığınızı Rabbim çok iyi bilir.” dedi.[*]

[*] Âl-i İmran 3/5.

 

(Şuarâ 26/189)
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ
Böylece onlar onu yalanladılar. Bu yüzden gölgeli günün azabı onları yakaladı. O, azametli bir günün azabıydı.[*]

[*] A’raf 7/91, Hud 11/94, Hicr 15/78-79, Ankebut 29/37.

 

(Şuarâ 26/190)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ
İşte bu anlatılanlarda kesin bir ayet /gösterge vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.[*]

[*] Şuara 26/8.

 

(Şuarâ 26/191)
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Şüphesiz senin Rabbin daima üstün ve ikramı bol olandır.[*]

[*] Şuara 26/9.

 

(Şuarâ 26/192)
وَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ
Kur’ân, şüphesiz varlıkların Rabbi tarafından indirilmiştir.[*]

[*] Tâhâ 20/4, Furkan 25/6, Secde 32/1-2, Yasin 36/5, Mü’min 40/2, Casiye 45/2, Hâkka 69/43.

 

(Şuarâ 26/193)
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ
Bunu, güvenilir Ruh (Cebrail) indirmiştir.


(Şuarâ 26/194)
عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ
Uyarıcılardan olman için senin kalbine indirmiştir.[*]

[*] Bakara 2/97.


(Şuarâ 26/195)
بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ

(Şuarâ 26/196)
وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ
Bu, elbette öncekilerin zebûrlarında[1*] /kitaplarında vardır.[2*]

[1*] Zebûrlar diye meal verdiğimiz ez-Zübür (الزُّبر), ‘zebûr’un çoğuludur, hikmet dolu kitaplar anlamındadır (ez-Zeccâc, Meânî’l-Kur’ân ve İ’râbuhu). Al-i İmrân 3/81’de bütün nebîlere kitap ve hikmet verildiği açıklandığı için bu ayetteki ‘zübür’ün, hikmet dolu kitaplar dışında bir anlamı olamaz. Kelime, Fatır 35/25 ve Kamer 54/43’te aynı anlamı ifade etmektedir. Bu zebûrlardan biri de Davut aleyhisselama verilmiştir (Nisa 4/163, İsra 17/55). Zebûr, Davut aleyhisselama verilen kitabın özel ismi olmadığı için ez-Zebûr şeklinde geçmemektedir. Kelime, ez-Zebûr şeklinde elif lâmlı olarak sadece Enbiyâ 21/105’te geçer ve Davut aleyhisselam da dahil bütün nebîlere verilen kitapları ifade eder.

 

(Şuarâ 26/197)
اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ
İsrailoğulları alimlerinin bunu bilmesi, bunlar için bir ayet /gösterge değil midir?


(Şuarâ 26/198)
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ
Onu Arap olmayan birine indirseydik,[*]

[*] Nahl 16/103, Fussilet 41/44.


(Şuarâ 26/199)
فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ
o da bunlara okusaydı yine ona inanıp güvenmezlerdi.[*]

[*] Kur’an’ın Arapça olması ve önceki kitapları Arap dili ile tasdik ediyor olması bir zorunluluktur (Ahkaf 46/12). Çünkü o kitaplar son nebinin İsmail aleyhisselamın soyundan olacağını (Tevrat /Tesniye 18:18-19, İncil /Elçilerin İşleri 3:21-23) ve Mekke’den çıkacağını bildirir (A’raf 7/157-158, Tevrat /Tesniye 18:18-19, Mezmurlar 84:5-6, 118:22-26; İncil /Matta 21:42-44). 

 

(Şuarâ 26/200)
كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ
Biz suçluların kalplerine[1*] onu (inançsızlığı) işte böyle işleriz.[2*]

[1*] Fussilet 41/52-53.

[2*] Hicr 15/12.


(Şuarâ 26/201)
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ
Onlar, acıklı azabı görünceye kadar ona inanıp güvenmezler.[*]

[*] En’am 6/25, 109, 111, A’raf 7/146, Yunus 10/97, Hicr 15/13-15, Kamer 54/2.

 

(Şuarâ 26/202)
فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ
O azap onlara ansızın[*] gelir de farkına bile varamazlar.

[*] Ölüm ve yeniden diriliş ile kabirde geçen süre fark edilmez bir şekilde, ansızın gelecektir. (En’am 6/31, Araf 7/187)


(Şuarâ 26/203)
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ
O zaman “Bize fırsat tanınır mı?” derler.[*]

[*] Zümer 39/58.


(Şuarâ 26/204)
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
Azabımızın bir an önce gelmesini mi istiyorlar?[*]

[*] Yunus 10/50, Nahl 16/1, Saffat 37/176.

 

(Şuarâ 26/205)
اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ
Hiç düşündün mü, onları yıllarca nimetlerden yararlandırsak


(Şuarâ 26/206)
ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ
sonra tehdit edildikleri şey (azap) onlara gelse


(Şuarâ 26/207)
مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ
yararlandırıldıkları nimetlerin onlara bir faydası (olur mu,) olmaz![*]

[*] Yunus 10/105.

 

(Şuarâ 26/208)
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ
Uyarıcıları olmayan hiçbir kenti helak etmedik.[*]

[*] Nisa 4/165, Tevbe 9/115, İsra 17/15, Tâhâ 20/134, Şuara 26/208, Kasas 28/59.

 

(Şuarâ 26/209)
ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ
Bilgilendirmek için (uyarıcı göndeririz). Biz yanlış yapanlardan değiliz.[*]

[*] Nisa 4/40, Hud 11/101-102.

 

(Şuarâ 26/210)
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ
Kur’ân’ı şeytanlar indirmedi.[*]

[*] İnsanların ve cinlerin yoldan çıkmış olanına şeytan denir (En’âm 6/112). Kur’an, herhangi bir şeytanın sözü değildir (Tekvir 81/25). Mekkeliler Muhammed aleyhisselamın cinlerin etkisinde kaldığını söylüyorlardı (Tekvîr 81/22). Cinler, birinci kat göğe çıkar, dost edindikleri bazı insanlara Mele-i A’lâ’dan haberler getirirlerdi. Muhammed aleyhisselam resul olarak görevlendirildikten sonra cinler Mele-i A’lâ’ya yaklaştırılmadılar (Cin 72/6-9). 

 

(Şuarâ 26/211)
وَمَا يَنْبَغ۪ي لَهُمْ وَمَا يَسْتَط۪يعُونَۜ
Zaten bu, onlara uygun bir iş değildir; buna güçleri de yetmez;


(Şuarâ 26/212)
اِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَۜ
çünkü onlar, (Mele-i A’lâ’yı) dinlemekten kesinlikle uzak tutulmuşlardır.[*]

[*] Mele-i A’lâ büyük meleklerin toplanma yeridir (Sad 38/69). Orası, yıldızların bulunduğu birinci kat semadadır. Kur’an’ın yazılı olduğu ana kitap olan Levh-i Mahfuz da birinci kat semadadır (Saffat 37/6-10, Vakıa 56/75-78). Şeytanlar oraya yaklaştırılmaz (Hicr 15/17, Mülk 67/5).


(Şuarâ 26/213)
فَلَا تَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّب۪ينَۚ
Sakın Allah ile birlikte başka bir ilahı yardıma çağırma; yoksa azaba uğratılacaklardan olursun![*]

[*] Yunus 10/106, Kasas 28/88.


(Şuarâ 26/214)
وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ
Sen en yakın çevreni[1*] uyar.[2*]

[1*] Aşiret sözcüğüne çevre anlamının verilmesinin sebebi, kelimenin kişinin kardeşleri, en yakınları ve içinde yaşadığı toplum anlamında kullanılmasıdır. Tevbe 9/24, Mücadele 58/22. ayetlerde  “aşiret”, anne baba, çocuklar, kardeşler ve eşler dışında kalan kimseler için kullanıldığından, “en yakın çevre” anlamı uygun düşmektedir.

[2*] Müddessir 74/1-2.


(Şuarâ 26/215)
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Sana uyan müminlere kol kanat ger.[*]

[*] Hicr 15/88, Kehf 18/28.


(Şuarâ 26/216)
فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ
Sana karşı gelirlerse de ki: “Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım.”[*]

[*] Yunus 10/41. Hud 11/35, Kasas 28/55, Sebe 34/25, Şûrâ 42/15.

 

(Şuarâ 26/217)
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ
Sen, daima üstün ve ikramı bol olana güvenip dayan![*]

[*] Neml 27/79, Ahzab 33/3.


(Şuarâ 26/218)
اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ
Kalktığında seni görene,


(Şuarâ 26/219)
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ
Ve secde edenler / saygıyla eğilenler arasında dönüp dolaşmanı görene (dayan)![*]

[*] Muhammed 47/19.


(Şuarâ 26/220)
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
Çünkü O, daima dinleyen ve bilendir![*]

[*] En’am 6/13, 115, Yunus 10/65, Enbiya 21/4.

 

(Şuarâ 26/221)
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ
Şeytanların[1*] kime indiğini size bildireyim mi?[2*]

[1*] Şeytanlar, doğru yoldan çıkmış olan ama başkalarını da çıkarmak için doğru yolun üstünde oturan insanlar ve cinlerdir (Bakara 2/102, En’âm 6/71, 112, A’raf 7/30, Nas 114/1-6).


(Şuarâ 26/222)
تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ
Onlar her günahkâr iftiracıya inerler.[*]

[*] Casiye 45/7.

 

(Şuarâ 26/223)
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ
Bu günahkarlar, şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu yalancıdır.[*]

[*] Casiye 45/7-9.


(Şuarâ 26/224)
وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ
Şairlere[*] gelince, onlara da yanlış kurgulara dalıp yoldan çıkanlar uyarlar.

[*] Şuarâ (الشُّعَرَاء) ‘şairler’ anlamına gelir. Bunlar söz sanatı ile uğraşan kimselerdir. Nasıl her güzel şey istendiği takdirde kötü amaçlarla kullanılabiliyorsa edebiyat sanatı da algı yönetiminde ve çarpıtma yapmakta kullanılabilir. Şuara 26/227. Ayetten anlaşılacağı üzere Allah, bu tür faaliyetleri sanatsal yönden değil içerik ve amaç yönünden kınamaktadır. 

 

(Şuarâ 26/225)
اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmedin mi?[*]

[*] Lokman 31/6.


(Şuarâ 26/226)
وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ
Yapmayacakları şeyleri söyleyip durduklarını da (görmedin mi?)[*]

[*] Saff 61/2-3.


(Şuarâ 26/227)
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ
(Şairlerin içinden) inanıp güvenen, iyi işler yapan, Allah’ı çokça zikreden /ona ait doğru bilgileri çokça hatırlayan ve bir de haksızlığa uğradıktan sonra karşılık verenler[*] bunun dışındadır. Haksızlık edenler ise yakında nasıl alt üst olacaklarını öğreneceklerdir.

[*] Nisa 4/148, Şûrâ 42/39-41.