İBRAHİM

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(İbrahim 14/1)
الٓرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ
ELİF! LÂM! RÂ![*] Bu, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarman için indirdiğimiz bir kitaptır. Daima üstün olan ve her şeyi mükemmel yapanın yoluna...

[*] Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebîmize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebîmizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam’ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır.

Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur’an’a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.


(İbrahim 14/2)
اَللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ شَد۪يدٍۙ
Allah’ın yoluna (çıkarman için indirilmiştir). Göklerde ne var yerde ne varsa hepsi onundur. Çetin[*] bir azaptan dolayı kafirlerin vay haline!

[*] Çetin, ayetteki (شديد) şedîd’in karşılığıdır. Şedîd, ‘güçlü bağla bağlı’ anlamındadır. Allah, vereceği cezayı, kulunun suçuna bağlamıştır (En'âm 6/160).


(İbrahim 14/3)
اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
Onlar, dünya hayatını Âhirete tercih eden, Allah’ın yolundan engelleyen ve o yolda kolayca anlaşılamayacak bir çarpıklık[*] olmasını isteyen kimselerdir. Onlar derin bir sapkınlık içindedirler.

[*] İvec (عوج), çok dikkat etmedikçe anlaşılamayacak eğriliktir (Müfredat). Allah’ın yolunda böyle bir eğrilik isteyenler, yaptıkları yanlışlar kolaylıkla anlaşılmasın diye doğruya çok yakın görünecek çarpıtmalar yaparlar. Ayette sözü edilen kişilerin en çok istediği budur. Bu sebeple en tehlikeli yanlış, doğruya en çok benzeyendir.


(İbrahim 14/4)
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Biz, her resulü / kitabı[1*] ancak kendi halkının dili ile gönderdik ki (ayetleri) açık açık anlatsın. Bundan sonra Allah, (sapıklığı) tercih edeni sapık sayar, (doğru yolu) tercih edeni de yoluna kabul eder[2*]. O, daima üstün ve bütün kararları doğru olandır.

[1*] Resul (رسول), “birine gönderilen söz” anlamına geldiği gibi “o sözü iletmek için gönderilen elçi” anlamına da gelir.  (Müfredat). Allah’ın elçilerinin görevi, onun sözlerini insanlara ulaştırmaktır. Bu sebeple Kur’an’da geçen  Allah’ın resulü (رسول اللّه) ifadelerinde asıl vurgu ayetleredir. Muhammed aleyhisselam öldüğü için bizim muhatabımız olan resul, sadece Kur’an’dır (Al-i İmrân 3/144). Resul kelimesi yerine ”resul /kitap” ifadesi bunun için yazılmıştır (Maide 5/67, Nahl 16/35).

[2*] Şâe (شاء) fiilinin kökü, “bir şey yapma” anlamında olan şey (شيء) dir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz: http://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html

(İbrahim 14/5)
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Musa’yı ayetlerimizle /mucizelerimizle göndermiş, “Halkını karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onları Allah’ın (toplumlara ödül veya ceza verdiği) günleri[*] hakkında bilgilendir!” demiştik. Şüphesiz bunlarda, her durumda sabreden /duruşunu bozmayan ve daima şükreden /görevlerini yerine getiren herkes için ayetler /göstergeler vardır.

[*] Ayette geçen günlerle ilgili bazı bilgiler, bu ayetten sonraki ayetlerde verilmektedir. Ayrıca bkz: Yunus 10/102-103, Hud 11/61-68,


(İbrahim 14/6)
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجٰيكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟
Bir gün Musa halkına şöyle demişti: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani sizi Firavun hanedanından kurtarmıştı. Onlar size kötü bir azap vermek istiyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. O işin içinde, Rabbinizin sizi yıpratan büyük bir imtihanı vardı[*].”

[*] Bakara 2/49, Kasas 28/4, Mümin 40/25.


(İbrahim 14/7)
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ
Bir gün de Rabbiniz /Sahibiniz şunu bildirmişti: “Görevlerinizi yerine getirirseniz size olan ikramımı kesinlikle artırırım. Ama eğer kâfirlik ederseniz azabım elbette çetin olur[*].”

[*] "Kim bir iyilikle gelirse ona, on katı verilir. Kim de kötülükle gelirse sadece bir katı ile cezalandırılır. Onlara haksızlık yapılmaz." (En’am 6/160)


(İbrahim 14/8)
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ
Musa dedi ki: “Siz ve yeryüzündeki herkes kâfirlik etse /ayetleri görmezlikte dirense bile (bilin ki) Allah’ın kimseye ihtiyacı yoktur, o ne yaparsa mükemmel yapar.”


(İbrahim 14/9)
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُ۬ا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ ف۪ٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ وَاِنَّا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ
Sizden öncekilerden Nuh halkının, Ad ve Semud’un ve onlardan sonrakilerin haberi size gelmedi mi?[*] Onların halini Allah’tan başkası bilmez. Elçileri onlara açık belgelerle gelmişlerdi ama onlar, elçilerin sözlerini ağızlarına tıkayarak şöyle demişlerdi: “Sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz. Davet ettiğiniz şeyden dolayı gerçekten bizi ikilemde bırakan bir şüphe içindeyiz.”

[*] Tevbe 9/70.


(İbrahim 14/10)
قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُر۪يدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ
Elçileri şöyle dediler: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi olur! Günahlarınızı bağışlamak ve belli bir süreye[*] kadar yaşatmak için sizi davet ediyor.” Onlar ise “Siz de tıpkı bizim gibi bir beşersiniz. Atalarımızın kulluk ettiği şeylerden bizi uzaklaştırmak istiyorsunuz, o halde bize boyun eğdirecek açık bir delil /mucize getirin!” demişlerdi.

[*] Bkz. En'am 6/2 ayetin dipnotu.


(İbrahim 14/11)
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَمَا كَانَ لَنَٓا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Elçileri onlara dedi ki “Doğru, biz de tıpkı sizin gibi bir beşeriz. Ama Allah, gerek gördüğü kullarına iyilikte bulunur. Allah’ın izni olmadan size boyun eğdirecek bir delil / mucize getirmek bizim elimizde değildir. Müminler, yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.


(İbrahim 14/12)
وَمَا لَنَٓا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَاۜ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَٓا اٰذَيْتُمُونَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ۟
O bize yollarımızı o göstermişken ne diye Allah’a güvenip dayanmayalım. Bize çektirdiğiniz eziyete de elbette katlanırız. Dayanak arayanlar yalnız[*] Allah’a güvenip dayansınlar.”

[*] A’raf 7/88.


(İbrahim 14/13)
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِم۪ينَۙ
Kâfirlik edenler /ayetleri görmezlikte direnenler, elçilerine şunu söylediler: “Ya bizim dini yaşama biçimimize dönersiniz ya da sizi kesinlikle yurdumuzdan çıkarırız.” Allah da elçilerine şöyle vahyetti: “Yanlış yapan o kimseleri kesinlikle yok edeceğiz.


(İbrahim 14/14)
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَام۪ي وَخَافَ وَع۪يدِ
Onların ardından o topraklara kesinlikle sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkanlar içindir.”


(İbrahim 14/15)
وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ
Elçiler önlerinin açılmasını istediler. İnatçı zorbalardan hepsinin hayalleri boşa çıktı.


(İbrahim 14/16)
مِنْ وَرَٓائِه۪ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَد۪يدٍۙ
Her birinin önünde Cehennem vardır. Her birine irinli sudan içirilecek.


(İbrahim 14/17)
يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُس۪يغُهُ وَيَأْت۪يهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۜ وَمِنْ وَرَٓائِه۪ عَذَابٌ غَل۪يظٌ
Onu yutmaya çalışacak ama boğazından geçiremeyecek. Her yanını ölüm saracak ama o ölmeyecek; ardından (daha) ağır bir azap gelecek.


(İbrahim 14/18)
مَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍۨ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي يَوْمٍ عَاصِفٍۜ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ
Rablerini görmezlikte direnenlerin yaptıkları işlerin örneği, fırtınalı bir günde sert rüzgârların savurduğu kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şey ellerinde kalmaz. Derin sapıklık işte budur.


(İbrahim 14/19)
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ
Allah’ın gökleri ve yeri gerçek varlıklar[1*] olarak yarattığını görmedin mi? Gerek görürse[2*] sizi yok eder ve yerinize yeni bir halk getirir.

[1*] Bu ayetler, bazı tasavvufi ve felsefi akımların vahdet-i vücud, vahdet-i şuhud gibi görüşlerini reddetmektedir (Bakara 2/164, Al-i İmran 3/190, En’am 6/99, Yunus 10/6, 101, Ra’d 13/2, Rum 30/8, Casiye 45/12-13, Nuh 71/15-17).

[2*] Şâe (شاء) ile ilgili olarak bkz İbrahim 14/4. ayetin dipnotu.


(İbrahim 14/20)
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ
Bu, Allah için güç değildir.


(İbrahim 14/21)
وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَم۪يعًا فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَح۪يصٍ۟
Ahirette hepsi Allah’ın huzuruna çıkarlar. Zayıflar, kendini büyük görenlere derler ki: “Biz hep sizin takipçiniz olduk. Şimdi siz de Allah’ın azabından bizi az da olsa kurtaracaksınız değil mi!” Onlar şöyle derler: “Allah bize bir çıkış yolu gösterseydi elbette biz de size gösterirdik. Artık sızlansak da bir, katlansak da... Bizim için kaçacak bir yer yoktur[*].”

[*] Bakara 2/166-167, Sebe 34/31-33.


(İbrahim 14/22)
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Yargılama tamamlanınca Şeytan der ki: “Allah size hep gerçekleri vaad etti. Ben de size vaadde bulundum ama sözümde durmadım. Zaten size boyun eğdirecek bir gücüm de yoktu[1*], sizi sadece davet ettim, siz hemen davetimi kabul ettiniz. Artık beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Beni Allah’a ortak saymanızı daha önce de reddetmiştim[2*].” Yanlış yapanların payına düşen acıklı bir azaptır.

[1*] Hicr 15/42, Nahl 16/99, İsra 17/65, Sebe 34/21.

[2*] Haşr 59/16


(İbrahim 14/23)
وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ
Öte yandan inanıp güvenmiş ve iyi iş yapmış olanlar, Rablerinin izniyle içlerinden ırmaklar akan cennetlere alınırlar. Onların (birbirlerine) iyilik dilekleri hoş sözler ile olur[*].

[*] Yunus 10/9-10, Ahzab 33/44.


(İbrahim 14/24)
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ
Allah’ın nasıl bir örnek verdiğini gözünde canlandırmaz mısın? Güzel bir söz; kökleri sabit, dalları göğe uzanmış güzel bir ağaç gibidir.


(İbrahim 14/25)
تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Rabbinin izniyle her zaman ürününü verir. Allah insanlara örnekler verir. Belki bilgilerini kullanırlar.


(İbrahim 14/26)
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ
Kötü söz de topraktan sökülmüş, çürük bir ağaca benzer. Hiçbir yerde sabit kalamaz.


(İbrahim 14/27)
يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟
Allah, inanıp güvenmiş kimseleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit sözle sağlamlaştırır[*]. Yanlış yapanları da sapık sayar. Allah yaptığını kurduğu düzene göre yapar.

[*] Bakara 2/256, Al-i İmran 3/103, Lokman 31/22, Zuhruf 43/43.


(İbrahim 14/28)
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْرًا وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِۙ
Allah’ın nimetini kafirlikle değiştiren ve toplumunu mahvedici yurda sürükleyenleri görmedin mi?


(İbrahim 14/29)
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۜ وَبِئْسَ الْقَرَارُ
Cehenneme... Ayrılamayacakları yere. Ne kötü konaklama yeridir o!


(İbrahim 14/30)
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ
Allah’ın yolundan saptırmak için Allah’a benzer nitelikler yakıştırdıkları varlıklar uydurdular. De ki “Keyfinize bakın ama gidişiniz kesinlikle ateşe doğrudur.”


(İbrahim 14/31)
قُلْ لِعِبَادِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ ف۪يهِ وَلَا خِلَالٌ
İnanıp güvenen kullarıma de ki, namazlarını düzgün ve sürekli kılsınlar. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli-açık hayra harcasınlar[*]. Bunu, alışverişin ve dostluğun olmayacağı bir gün gelmeden önce yapsınlar.

[*] Ayette gizli ve açık olarak buyrulduğundan bu harcamalar kendi ihtiyaçlarını gidermek için değil, sadaka ve zekat kapsamında yapılan harcamalardır.


(İbrahim 14/32)
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ
Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip size rızık olsun diye onunla yerden ürünler çıkaran, koyduğu kanuna göre denizde yüzüp gitmesi için gemileri[*] hizmetinize verendir. Irmakları da hizmetinize vermiştir.

[*] Taha 20/50, A’la 87/3.


(İbrahim 14/33)
وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَٓائِبَيْنِۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۚ
Yörüngelerinde akıp giden güneşi ve ayı hizmetinize vermiştir. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize vermiştir.


(İbrahim 14/34)
وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُۜ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟
Size isteyebileceğiniz[1*] her şeyden vermiştir. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız bitiremezsiniz[2*]. İnsan gerçekten yanlışı çok yapar, çok nankördür.

[1*] Kur’an’da, kesinlik ifade etsin diye ahiretle ilgili fiillerin bir çoğu geçmiş zaman kipi ile ifade edilir. Türkçe açısından yanlış anlaşılmasın diye geçmiş zaman kipine gelecek zaman anlamı verilmiştir

[2*] Nahl 16/18.


(İbrahim 14/35)
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا الْبَلَدَ اٰمِنًا وَاجْنُبْن۪ي وَبَنِيَّ اَنْ نَعْبُدَ الْاَصْنَامَۜ
Bir gün İbrahim şöyle dedi: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl[*]. Beni ve evladımı putlara tapmaktan uzak eyle!

[*] Bakara 2/126, Ankebut 29/67, Tin 95/3, Kureyş 106/1-4.


(İbrahim 14/36)
رَبِّ اِنَّهُنَّ اَضْلَلْنَ كَث۪يرًا مِنَ النَّاسِۚ فَمَنْ تَبِعَن۪ي فَاِنَّهُ مِنّ۪يۚ وَمَنْ عَصَان۪ي فَاِنَّكَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Rabbim! O putlar insanların birçoğunu yoldan çıkardılar[*]. Bana uyan bendendir. Bana karşı çıkan olursa şüphesiz sen çok bağışlayan, ikramı bol olansın.

[*] “O putlar” diye tercüme edilen ifade, bir önceki ayette bahsedilen putları gösteren ve akıllı dişil çoğul varlıkları işaret etmek için kullanılan “onlar” zamiridir. Kur’an’da, müşriklerin meleklere dişi isimler verdiği ve onları Allah’ın kızları diye nitelendirip aracı koyarak taptıkları bildirilmektedir (Nisa 4/117, Necm 53/19-21,27). Bu ayete göre, İbrahim (a.s.) döneminde var olan putlar da benzer düşünceyle oluşturulmuş olmalıdır.


(İbrahim 14/37)
رَبَّنَٓا اِنّ۪ٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّت۪ي بِوَادٍ غَيْرِ ذ۪ي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِۙ رَبَّنَا لِيُق۪يمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْو۪ٓي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
Rabbimiz! Ben soyumdan bir kısmını senin dokunulmazlığı olan Beytinin[*] yanında, çorak bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz bunu namazı düzgün ve sürekli kılsınlar diye yaptım. İnsanlardan kiminin gönlünü onlara (o şehirde yaşayanlara) meyledecek hale getir. Bir de onları birtakım ürünlerle rızıklandır, belki görevlerini yerine getirirler.

[*] Beyt, içinde gece kalınabilecek yerdir (Müfredat). Nuh Tufanı ile birlikte yıkılmasından sonra Mekke’de böyle bir bina kalmamıştı. İbrahim aleyhisselam Kabe’nin temellerini İsmail aleyhisselamın belli bir yaşa gelmesinden sonra onunla birlikte yükseltmiştir (Bakara 2/127). Bu sebeple, buradaki ifade, Hacer validemizle İsmail aleyhisselamın Kabe’nin temellerinin bulunduğu yere yerleştirildiğini gösterir.


(İbrahim 14/38)
رَبَّنَٓا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْف۪ي وَمَا نُعْلِنُۜ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ
Rabbimiz! Biz neyi gizlesek ve neyi açığa vursak sen bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.


(İbrahim 14/39)
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي وَهَبَ ل۪ي عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَسَم۪يعُ الدُّعَٓاءِ
Her şeyi mükemmel yapmak[*], yaşlı olmama rağmen bana İsmail ile İshak’ı lütfeden Allah’a özgüdür. Rabbim duaları elbette işitir.

[*] Üç tip övgü vardır. Birincisi, kişiyi kendi katkısı olmayan bir şeyden dolayı övmektir. Boyu uzun, zeki, iyi bir aileye mensup sözleri böyledir. Arapçada ona medih (المدح) denir. İkincisi, iyi bir şey yaptığı için övmektir. Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir gibi sözler buna girer. Bu tür övgüye Arapçada hamd (الحمد) denir. Üçüncüsü, bize yaptığı bir iyilikten dolayı övmektir. Bana güzel bir yemek ikram etti demek gibi. Arapçada ona şükür (الشكر) denir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır. Allah’ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için güzel yerine mükemmel kelimesi kullanılmıştır.


(İbrahim 14/40)
رَبِّ اجْعَلْن۪ي مُق۪يمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۗ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَٓاءِ
Rabbim! Beni namazı düzgün ve sürekli kılanlardan eyle, soyumdan gelenleri de. Rabbimiz, duamı kabul eyle!


(İbrahim 14/41)
رَبَّنَا اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ۟
Rabbimiz! Hesap görüleceği gün beni, anamı, babamı ve sana güvenen herkesi bağışla.”


(İbrahim 14/42)
وَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ غَافِلًا عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَۜ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ ف۪يهِ الْاَبْصَارُۙ
Sakın Allah’ı, yanlışlar içinde olanların yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onlara gözlerin yuvalarından fırlayacağı bir güne kadar süre vermektedir.


(İbrahim 14/43)
مُهْطِع۪ينَ مُقْنِع۪ي رُؤُ۫سِهِمْ لَا يَرْتَدُّ اِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْۚ وَاَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَٓاءٌۜ
O gün, başlarını dikmiş, tek bir yöne odaklanmış halde koşarlar. Gözleri fal taşı gibi, içleri bomboştur.


(İbrahim 14/44)
وَاَنْذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْت۪يهِمُ الْعَذَابُۙ فَيَقُولُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا رَبَّنَٓا اَخِّرْنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۙ نُجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَۜ اَوَلَمْ تَكُونُٓوا اَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا لَكُمْ مِنْ زَوَالٍۙ
İnsanları, başlarına azabın geleceği günle ilgili olarak uyar. Yanlış yapmış kimseler şöyle derler: “Rabbimiz! Bize kısa bir süre ver de çağrına olumlu karşılık verelim ve elçilerine uyalım.” (Onlara denir ki:) “Daha önceden yemin etmemiş miydiniz, hani sizin sonunuz gelmeyecekti!


(İbrahim 14/45)
وَسَكَنْتُمْ ف۪ي مَسَاكِنِ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الْاَمْثَالَ
Kendilerini yanlışlar içine sokanların yerlerine yerleşmiştiniz. Onlara nasıl davrandığımız da sizin için ayan beyan ortaya çıkmıştı. Size nice örnekler de vermiştik.”


(İbrahim 14/46)
وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللّٰهِ مَكْرُهُمْۜ وَاِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ
Onlar planlarını kurdular ama planları Allah’ın gözlemi altındadır[*]. Kurdukları planlar isterse dağların yerinden oynaması için olsun.

[*] Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremezler. Bkz. Al-i İmran 3/54.


(İbrahim 14/47)
فَلَا تَحْسَبَنَّ اللّٰهَ مُخْلِفَ وَعْدِه۪ رُسُلَهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍۜ
Sakın Allah’ın, elçilerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah daima üstündür, hak edildiği kadar ceza verir.


(İbrahim 14/48)
يَوْمَ تُبَدَّلُ الْاَرْضُ غَيْرَ الْاَرْضِ وَالسَّمٰوَاتُ وَبَرَزُوا لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
(O ceza) Yerin farklı bir yere, göklerin de farklı göklere dönüştürüleceği, herkesin, tek ve her şeyi emri altına almış olan Allah’ın huzuruna çıkacağı gün verilecektir.


(İbrahim 14/49)
وَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ يَوْمَئِذٍ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِۚ
O gün, suçluları, kelepçelere vurulmuş olarak göreceksin.


(İbrahim 14/50)
سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ
Elbiseleri katrandan olacak, yüzlerini de ateş bürüyecektir.


(İbrahim 14/51)
لِيَجْزِيَ اللّٰهُ كُلَّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ
Bu, Allah’ın, herkese kazancının karşılığını vermesi içindir. Allah hesabı çabuk görür.


(İbrahim 14/52)
هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِه۪ وَلِيَعْلَمُٓوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
Bu Kur’an insanlar için bir tebliğ /bildiridir. Onunla uyarılsınlar, Allah’ın tek bir ilah olduğunu bilsinler ve sağlam duruşlu olanlar doğru bilgilerini kullansınlar (diye indirilmiştir).