MÜMİNUN

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Müminun 23/1)
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
Müminler(İnanıp güvenenler)umduklarına kavuşacaklardır.


(Müminun 23/2)
الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Onlar derin bir saygıyla namaza duran kimselerdir.


(Müminun 23/3)
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
Boş sözlerden de kaçınırlar,


(Müminun 23/4)
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ
Onlar zekât için[*] çalışırlar.

[*] Bazıları zekat vermek için çalışır, bazıları da zekatın yerine ulaşması için gayret gösterirler.


(Müminun 23/5)
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
Bir de edep yerlerini ve çevresini[1*] koruyan kimselerdir[2*].

[*] Burada cinsel ilişki kast edilemez çünkü o manadaki ayetler, ”fuhuş çeşitlerinden uzak duranlar” şeklinde ifade edilir. Buradaki anlam, edep yerlerinin örtülmesinden başka bir şey değildir.

 


(Müminun 23/6)
إِلَّا عَلَىٰ أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
Sadece eşlerine veya hâkimiyetleri altındaki esirlere karşı kınanmazlar[*].

[*] Nur


(Müminun 23/7)
فَمَنِ ابْتَغَىٰ وَرَاءَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
Bunlardan başkalarına açarlarsa sınırları aşmış olurlar,


(Müminun 23/8)
وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
Onlar emanetler ve üstlendikleri görevler konusunda titiz davranan kimselerdir.


(Müminun 23/9)
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Onlar namazlarına özen gösterirler.


(Müminun 23/10)
أُولَٰئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
İşte pay sahibi olacak olanlar onlardır.


(Müminun 23/11)
الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Cennetten pay alacaklar ve orada ölümsüz olacaklardır.


(Müminun 23/12)
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ
İnsanı çamurundan oluşan bir özden yarattık[*].

[*] İnsanın bütün gıdası çamurdan, yani su ile toprağın birleşmesinden oluşur. Dolayısıyla yumurta ve spermin kaynağı da çamurdur.


(Müminun 23/13)
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ
Sonra onu karar-ı mekînde nutfe (döllenmiş yumurta) haline getirdik[*].

[*] Karar, kalınabilecek rahat yere denir. Ebu Hanife’ye göre suyun kendi gücüyle gidip kaldığı her yere bu ad verilir (lisan’ul-Arab). Mekîn; bir şey üzerinde gücü ve etkisi olan şeydir(el-Mısbah’ul-munîr).

Öyleyse nutfenin oluştuğu yer, hem onun kalmasına imkân veren hem de oluşmasına etki eden yerdir. O yer, ana rahminden başkası değildir.
Rahim, erkeğin spermi ile kadının yumurtasının kalabileceği, nutfeye dönüşeceği, değişeceği, gelişeceği ve dünyada yaşayabilecek güce erişeceği yerdir.
Öyleyse nutfe, erkeğin spermi ile kadının yumurtasının birleşmesiyle oluşan döllenmiş yumurtadır.


(Müminun 23/14)
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
Sonra o nutfeyi alaka[1*] yaptık. O alakayı bir çiğnem et parçası yaptık. O et parçasını kemiklere dönüştürdük. Sonra kemikleri etle donattık, sonra onu başka yaratık haline getirdik[2*]. Yaratıcıların en güzeli olan Allah pek yücedir[3*].

[1*] Rahim duvarına asılı emriyo.

[2*] Ruh üfleyerek tam bir insan yaptık.

[3*] Bu ifadenin bu ayette geçmesi önemlidir. (Secde 32/9)


(Müminun 23/15)
ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ
Daha sonra sizler[*] öleceksiniz.

[*] Başka yaratık haline geldikten sonra “siz” diye hitap etmesi, o andan itibaren bizi muhatap almaya başladığını gösterir.


(Müminun 23/16)
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ
Sonra kıyamet günü diriltilip kaldırılacaksınız.


(Müminun 23/17)
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ
Sizin üstünüzde yedi yol yaratmışızdır[*]. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.

[*] Göklere çıkan yollar.


(Müminun 23/18)
وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ
Gökten belli ölçüde su indirdik ve yerin içine yerleştirdik. O suyu yürütmenin ölçüsünü de koyduk.


(Müminun 23/19)
فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Sonra o suyla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları oluşturduk; sizin için orada çok sayıda meyveler de vardır; onlardan da yersiniz.


(Müminun 23/20)
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْآكِلِينَ
Sina Dağı’ndan çıkan bir ağaç da yetiştirdik; yağlı meyve bitirir, yiyenler için katıktır.


(Müminun 23/21)
وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً ۖ نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
En’âmda (koyun, keçi, sığır ve devede) sizin için ders vardır. İçlerinde olandan size içiririz. Onlarda sizin için birçok yararlar vardır. Bir de onları yersiniz.


(Müminun 23/22)
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
Hem onlara, hem de gemilere bindirilirsiniz.


(Müminun 23/23)
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Nuh’u halkına elçi gönderdik. Onlara dedi ki; “Ey halkım! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka tanrınız yoktur; kendinize çeki düzen vermeyecek misiniz?”


(Müminun 23/24)
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَٰذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ
Halkından (yapılan uyarıları) görmezlik eden önderler dediler ki: “Bu sizin gibi bir insandan başka ne ki? Size üstünlük kurmak istiyor. Allah elçi gönderecek olsaydı melekleri gönderirdi. Biz en eski atalarımızdan bile böyle bir şey duymadık.


(Müminun 23/25)
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّىٰ حِينٍ
Bu olsa olsa cinlerin etkisine girmiş bir adam olur. Bir süre onu gözlem altında tutun”.


(Müminun 23/26)
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
Nuh dedi ki: “Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşı sen bana yardım et.”


(Müminun 23/27)
فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ ۙ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا ۖ إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
Biz de ona şöyle vahy ettik: “Gemiyi, gözetimimizde ve vahyimize göre inşa et. Emrimiz gelip geminin kazan[*]ı kaynadığında her türden iki eşi, bir de aileni ona bindir. Aleyhine emir çıkmış olanı alma. O zalimlerle ilgili olarak benden bir istekte bulunma; onlar boğulacaklardır.

[*] ...


(Müminun 23/28)
فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Yanındakilerle beraber sen de gemiye yerleştiğinde de ki: “Her şeyi güzel yapmak Allah’a mahsustur; zalimler topluluğundan bizi kurtaran odur.”


(Müminun 23/29)
وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ
De ki: “ Rabbim! Beni bereketli bir yere indir; konuklarını en iyi ağırlayan sensin.”


(Müminun 23/30)
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ
Bu olayın içinde belgeler vardır. Yaptığımız sadece ağır bir imtihandan geçirmektir.


(Müminun 23/31)
ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ
Sonra onların arkasından başka nesiller oluşturduk.


(Müminun 23/32)
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ
İçlerinden bir de elçi gönderdik. (onlara) “Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka tanrınız yoktur; kendinize çeki düzen vermeyecek misiniz?” (dedi.)


(Müminun 23/33)
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَٰذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
Halkı içinden (yapılan uyarıları) görmezlik eden, dünya hayatında kendilerine geniş imkânlar verdiğimiz halde Ahiret buluşmasını yalan sayan önderler şöyle dediler: Bu adam sizin gibi bir insandan başka ne ki? O da sizin yediğinizden yiyor; içtiğinizden içiyor.”


(Müminun 23/34)
وَلَئِنْ أَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ
Eğer sizin gibi bir insana boyun eğecek olursanız siz gerçekten kaybedersiniz.


(Müminun 23/35)
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ
Size ne vaad ediyor? Ölüp de toprak ve kemik parçaları haline geldikten sonra topraktan yeniden çıkarılacaksınız öyle mi?


(Müminun 23/36)
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
Olmayacak şeyler vaad ediliyor size; hiç olmayacak şeyler!


(Müminun 23/37)
إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
Dünyadaki hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz, yeniden hayat buluruz[*]. Ama topraktan kalkacak değiliz.

[*]  Bkz (Casiye 45/23)


(Müminun 23/38)
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ
Bu adamın yaptığı sadece Allah’a iftira etmektir. Biz ona inanacak değiliz.”


(Müminun 23/39)
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
Elçi dedi ki, “Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşı bana yardım et.”


(Müminun 23/40)
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ
Allah; “çok geçmeden pişman olacaklardır” dedi.


(Müminun 23/41)
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاءً ۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Bunun üzerine onları gerçek anlamda yüksek bir ses yakaladı, hepsini çere çöpe çevirdik. Zalimler[*] topluluğu uzak olsunlar

[*]  Zalim: Yanlış yapan, suçlu (müfredat) Bakınız Bakara 2/35 ve ilgili dipnot


(Müminun 23/42)
ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا آخَرِينَ
Sonra onların ardından başka nesiller ortaya çıkardık.


(Müminun 23/43)
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Bir toplum[*] ecelini ne öne alabilir, ne de geciktirebilir.

[*] TOPLUM(ümmet) ve TOPLULUK(kavim) çeviri yapılmıştır.

Çünkü ümmet bir liderin etrafında toplanma bilincinde olan topluluk iken KAVİM için bir liderin etrafında toplanma zorunluluğu yok. ÜMMET'in hamuru maruf ve din iken KAVİM, ırk, aynı zaman diliminde aynı coğrafyayı paylaşma gibi irade dışı kaynaklardan besleniyor. Hangi kavme üye olduğunuzu siz seçemiyorsunuz ama hangi ümmete dahil olacağınız tercihi kişinin iradesinde. İşte bu önemli detay nedeniyle çeviriye bu farkı mutlaka yansıtmamız ve meal çalışmasının tamamını elden geçirmemiz gerekir. Ben ÜMMET VE KAVİM geçen bütün ayetlere gerekli düzenleme tekliflerini yaptım ve yapıyorum. Lütfen onay makamı olarak tekliflerimi bu açıklama ışığında değerlendiriniz.

En önemli delil :Nahl 16/120 ve Enam 6/38, Kavim ve Ümmet kelimelerinin aynı cümle içinde kullanıldığı ayet Araf 7/159


(Müminun 23/44)
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَىٰ ۖ كُلَّ مَا جَاءَ أُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
Sonra elçilerimizi art arda gönderdik. Her toplum kendine gelen elçiyi yalancı saydı. Biz de o toplumlardan birini diğerinin arkasına kattık ve her birini birer hikâyeye dönüştürdük. İnanmayanlar topluluğu uzak olsunlar.


(Müminun 23/45)
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَارُونَ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ
Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u âyetlerimizle ve açık bir kanıtla elçi gönderdik,


(Müminun 23/46)
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ
Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Hemen kendilerini büyük göstermeye çalıştılar. Onlar kibirli bir topluluktu.


(Müminun 23/47)
فَقَالُوا أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَ
Dediler ki; “Hem bizim gibi birer insan hem de toplumları kölelerimiz olan şu iki kişiye mi inanacağız?”


(Müminun 23/48)
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَكِينَ
Böylece ikisini de yalancı saydılar ve ortadan kaldırılanlardan oldular.


(Müminun 23/49)
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Hâlbuki yola gelsinler diye Musa’ya Kitap da vermiştik.


(Müminun 23/50)
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آيَةً وَآوَيْنَاهُمَا إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ
Meryemoğlu’nu ve annesini birer belge yaptık. Oturmaya elverişli olan ve gözesi bulunan bir tümseğe yerleştirdik.


(Müminun 23/51)
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا ۖ إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
“Ey elçiler! Temiz şeylerden yiyin ve iyi iş yapın. Ben ne yaptığınızı bilirim.


(Müminun 23/52)
وَإِنَّ هَٰذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ
İşte bu, sizin katılacağınız toplumdur[*]; tek bir toplum. Ben de Sahibinizim; benden çekinin.”

[*] Ümmet, din anlamına da gelir(Müfredat). Bakınız Enbiya 21/92. Ümmet ile kavim kelimeleri arasındaki anlam farklılığını anlayabilmek için her iki kelimeninde aynı cümlede kullanıldığı Araf 7/159 ayetine bakınız.


(Müminun 23/53)
فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا ۖ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Sonra kitaplar yazarak din işlerini aralarında parçaladılar. Her bir cemaatin taraftarı kendinde olanla övünmektedir.


(Müminun 23/54)
فَذَرْهُمْ فِي غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ
Artık onları bir süreye kadar kendi cemaatleri ile baş başa bırak.


(Müminun 23/55)
أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهِ مِنْ مَالٍ وَبَنِينَ
Onları mal ve oğullarla desteklemiş olmamızı nasıl değerlendiriyorlar?


(Müminun 23/56)
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ ۚ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ
Bu iyilikleri yalnız onlar için mi yapıyoruz? Hayır, kavrayamıyorlar.


(Müminun 23/57)
إِنَّ الَّذِينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ
Ama Rablerinin korkusundan içleri titreyen,


(Müminun 23/58)
وَالَّذِينَ هُمْ بِآيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
Rablerinin ayetlerine inanan,


(Müminun 23/59)
وَالَّذِينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ
Rablerine şirk koşmayan,


(Müminun 23/60)
وَالَّذِينَ يُؤْتُونَ مَا آتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ
Rablerinin huzuruna dönecekleri için, verdiklerini kalpleri ürpererek verenler var ya.


(Müminun 23/61)
أُولَٰئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ
İşte iyiliklerde yarışanlar onlardır. Onlar bu konuda hep öndedirler.


(Müminun 23/62)
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Kimseye, gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz. Yanımızda doğruyu gösteren bir kayıt olur. Kimse haksızlığa uğratılmaz.


(Müminun 23/63)
بَلْ قُلُوبُهُمْ فِي غَمْرَةٍ مِنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ
Yok, onların kalpleri başka şeylere dalmıştır. Çünkü kendilerinin öncelikli işleri vardır; onlar ona çalışırlar


(Müminun 23/64)
حَتَّىٰ إِذَا أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِمْ بِالْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْأَرُونَ
Onların şımarık olanlarını azaba alınca hemen çığlığı basarlar.


(Müminun 23/65)
لَا تَجْأَرُوا الْيَوْمَ ۖ إِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ
Bugün çığlık atmayın; bizden yardım görmeyeceksiniz.


(Müminun 23/66)
قَدْ كَانَتْ آيَاتِي تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلَىٰ أَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ
Size âyetlerimiz okunmuştu da siz arkanızı dönmüştünüz.


(Müminun 23/67)
مُسْتَكْبِرِينَ بِهِ سَامِرًا تَهْجُرُونَ
Okunana karşı büyükleniyor, geceleyin de ağzınıza geleni söylüyordunuz.


(Müminun 23/68)
أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ أَمْ جَاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ آبَاءَهُمُ الْأَوَّلِينَ
Bu sözü etraflıca düşünmüyorlar mı, yoksa kendilerine, eski atalarına gelmemiş olan bir Kitap[*] mı geldi?

[*] Mekkelilerin eski ataları olan İbrahim ve İsmail aleyhisselama, tıpkı Kur'an gibi bir kitap inmişti. Bkz. Bakara 2/136-137 ve Al-i İmran 3/84-85

 


(Müminun 23/69)
أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ
Yoksa elçilerini tanımıyorlar da onun için mi beğenmiyorlar?


(Müminun 23/70)
أَمْ يَقُولُونَ بِهِ جِنَّةٌ ۚ بَلْ جَاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ
Yoksa onda delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, o onlara gerçeği getirdi, ama pek çoğu gerçeklerden hoşlanmıyorlar.


(Müminun 23/71)
وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ
Eğer doğru onların arzularına göre şekillenseydi göklerin, yerin ve onlarda olan kimselerin düzeni bozulurdu. Onlara içlerindeki zikri, doğru bilgiyi getirdik. Onlar kendi doğrularından kaçınıyorlar.


(Müminun 23/72)
أَمْ تَسْأَلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ ۖ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
Onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Oysa Rabbinin vereceği karşılık daha iyidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.


(Müminun 23/73)
وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Sen onları elbette doğru yola çağırıyorsun.


(Müminun 23/74)
وَإِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ
Ahirete inanmıyorlar, o yoldan gerçekten, ayrılıyorlar.


(Müminun 23/75)
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Sıkıntılarını gidermek suretiyle onlara bir ikramda bulunsaydık yine de azgınlıkları içinde inatla bocalayacaklardı.


(Müminun 23/76)
وَلَقَدْ أَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
Hepsini çeşit çeşit azaba uğrattık ama Rablerine karşı yumuşamadılar, yalvarıp yakarmadılar da.


(Müminun 23/77)
حَتَّىٰ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
Onlara şiddetli bir azabın kapısını açıncaya kadar böyle gitti; o anda birden ümitsizliğe düştüler


(Müminun 23/78)
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ ۚ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ
Hâlbuki sizler için dinleme, görme ve gönül yeteneği veren odur. Ne kadar az şükrediyorsunuz.


(Müminun 23/79)
وَهُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Toprağa sizi tohum gibi eken[*] O'dur. O’nun huzurunda toplanacaksınız.

[*](ذرأ)’nin iki anlamı vardır; biri beyaza çalan renk, diğeri tohum atmaktır. Mekayis, ذرأ md.


(Müminun 23/80)
وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Hayat veren odur; öldüren de o. Gece ile gündüzü farklılaştırma onun işidir. Aklınızı kullanmayacak mısınız?


(Müminun 23/81)
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْأَوَّلُونَ
Hayır, bunlar da tıpkı eskiler gibi konuştular:


(Müminun 23/82)
قَالُوا أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Dediler ki; “Ölüp de toprak ve kemikler haline dönüştükten sonra gerçekten kabirden kalkacağız; öyle mi?”


(Müminun 23/83)
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَآبَاؤُنَا هَٰذَا مِنْ قَبْلُ إِنْ هَٰذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Bize yapılan bu tehdit, daha önce atalarımıza da yapılmış. Bu eskilerin hikayelerinden başka bir şey değildir.”


(Müminun 23/84)
قُلْ لِمَنِ الْأَرْضُ وَمَنْ فِيهَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
De ki; biliyorsanız söyleyin; “Bu yer ve üstündeki canlılar kimindir?”


(Müminun 23/85)
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
“Allah’ındır” diyeceklerdir. De ki: “Bilginizi kullanmayacak mısınız?”


(Müminun 23/86)
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Onlara bir de; “Yedi kat göğün ve yüce Arşın[*] sahibi kimdir?” diye sor.

[*] Arşın yönetimini anlayabiliriz.


(Müminun 23/87)
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
“Onlar Allah’ındır” diyeceklerdir. De ki: “Hiç çekinmeyecek misiniz?”


(Müminun 23/88)
قُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
De ki, biliyorsanız söyleyin: “Her şeyin yönetimi elinde olan, koruyan ama korunmaya ihtiyacı olmayan kimdir?”


(Müminun 23/89)
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ
“Allah’tır” diyeceklerdir. De ki: “O halde nereden büyüleniyorsunuz?”


(Müminun 23/90)
بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Yok; biz onlara o gerçeği(ve gerçekleri gösterecek içerikte) getirdik ama onlar kesinlikle yalancıdırlar.

[*] Çeviri bütünlüğü açsından ve inne-hum le kâzibûne geçen her ayete tek tip çeviri  Diğer Ayetler: Enam 6/28, Saffat 37/152,Müminun 23/90


(Müminun 23/91)
مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ إِلَٰهٍ ۚ إِذًا لَذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Allah, evlat edinmiş değildir; onun beraberinde bir ilah da yoktur. Öyle olsa, her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder, biri diğerine üstün gelirdi. Allah onların yakıştırmalarından uzaktır.


(Müminun 23/92)
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Görünmeyeni de, görüneni de bilen odur. Allah, onların oluşturdukları ortaklardan uzaktır.


(Müminun 23/93)
قُلْ رَبِّ إِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ
De ki: “Rabbim! Eğer onların tehdit edildiği şeyi bana gösterecek olursan;


(Müminun 23/94)
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Ne olur Rabbim, beni o zaman o zalimlerin içinde bulundurma.”


(Müminun 23/95)
وَإِنَّا عَلَىٰ أَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ
Çünkü biz, onları tehdit ettiğimiz cezayı sana göstermemiz konusunda bir ölçü belirlemişizdir.


(Müminun 23/96)
ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
Sen (sana yapılan) kötülüğü en güzel biçimde sav. Onların bize neler yakıştırdıklarını iyi biliriz.


(Müminun 23/97)
وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
De ki: “Rabbim! Şeytan’ın dürtmelerinden sana sığınırım.


(Müminun 23/98)
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ
Onların yanımda olmalarından da sana sığınırım.”


(Müminun 23/99)
حَتَّىٰ إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ
Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz.


(Müminun 23/100)
لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّا ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا ۖ وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım”. “Hayır asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir enge[*]l vardır.”

[*] "بَرْزَخٌ = Berzah engel demektir (Müfredat).  Her insanda iki nefis vardır; birincisi bedeni, ikincisi ruhudur. Ana rahminde döllenmiş yumurtadan yaratılan bedene ruhun üflenmesi, bütün organlarının tamamlanmasından sonra olur. Böylece o, dinleyebilen, basiret ve gönül sahibi olan farklı bir canlı türü haline gelir (Müminûn 23/12-14 ve Secde 32/7-9)

Ruh, bedeni ev gibi kullanır; beden uykuya dalınca çekip gider, uyanınca geri gelir. Ölen beden yıkılan ev gibi olur, yeniden dirilinceye kadar ruh oraya dönmez. Artık ona ek süre tanınmaz,(Münafikun 63/11) Ruhla bedenin yeniden birleşmesi Sur'a ikinci defa üflendiğinde olur. (Tekvir 81/7)

Buradaki konuşmalar, ölen bu kafirin ruhu ile melek arasında geçen konuşmalardır. Ayrıca Nahl 16/28-29, ve Enfal 8/50=51. Âyetlere bakılabilir.

 

(Müminun 23/101)
فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا أَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ
Sura üfürüldüğünde (kalk borusu çaldığında), aralarında ne bir akrabalık bağı kalır ne de birbirlerini arayıp sorarlar.


(Müminun 23/102)
فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Artık kimin iyilikleri ağır basarsa onlar umduklarına kavuşacaklardır.


(Müminun 23/103)
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَٰئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ
Kimin de iyilikleri hafif gelirse onlar da kendi canlarına zarar vermiş olacaklar, Cehennem’de (cezalarını çekerken) ölmeyeceklerdir.


(Müminun 23/104)
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ
Yüzlerini ateş yalayacak, orada dişleri sırıtır halde olacaklardır.


(Müminun 23/105)
أَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
Allah Teâlâ şöyle diyecektir: “yanınızda ayetlerim okunuyordu, siz de onlara karşı yalan söyleyip duruyordunuz; değil mi?”


(Müminun 23/106)
قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَالِّينَ
Diyecekler ki, “Rabbimiz! Azgınlığımıza yenik düşmüş, yoldan çıkmış bir topluluk haline gelmiştik.


(Müminun 23/107)
رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer aynı şeyi bir daha yaparsak demek ki, gerçekten zalim kimseleriz.”


(Müminun 23/108)
قَالَ اخْسَئُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
Allah diyecek ki, “Yığılın olduğunuz yere; benimle konuşmayın.”


(Müminun 23/109)
إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
“Kullarımdan bir takımı şöyle dua ederlerdi: “Rabbimiz! Bizi bağışla, bize ikram et, sen ikram edenlerin en iyisisin.”


(Müminun 23/110)
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰ أَنْسَوْكُمْ ذِكْرِي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ
Siz onları alaya alırdınız. Öyle ki, (bu alayınız) bana ait doğru bilgileri size unutturmuştu. Onlara gülüp duruyordunuz.


(Müminun 23/111)
إِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا أَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ
Sabır göstermelerine karşılık ben de bugün onları ödüllendirdim. Başaranlar onlar oldu.


(Müminun 23/112)
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ
Allah onlara, “siz yeryüzünde yıl sayısı olarak ne kadar kaldınız?” diye soracak; onlar da


(Müminun 23/113)
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلِ الْعَادِّينَ
“Ya bir gün, ya da günün bir kısmı kadar kaldık; onu sayanlara sorabilirsin” diyeceklerdir.


(Müminun 23/114)
قَالَ إِنْ لَبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا ۖ لَوْ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Allah; “Evet pek az kaldınız, keşke bunu o zaman bilseydiniz” diyecektir.


(Müminun 23/115)
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
Ne zannetmiştiniz, sizi boşuna mı yaratmıştık; huzurumuza gelmeyecek miydiniz?”


(Müminun 23/116)
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ
Gerçek sultan olan Allah pek yücedir. Ondan başka ilah yoktur. O, değerli Arşın(yönetimin) sahibidir.


(Müminun 23/117)
وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ ۚ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ
Kim elinde hiçbir belge olmadığı halde Allah ile birlikte başka tanrının varlığını iddia ederse onun hesabı Rabbinin katında görülecektir. Şurası bir gerçek ki, o kafirler iflah olmazlar.


(Müminun 23/118)
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
De ki: “Rabbim! Bağışla, ikramda bulun; en iyi ikramı sen yaparsın.”