MÜMİNUN

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla,


(Müminun 23/1)
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ
Müminler/inanıp güvenenler, kesinlikle umduklarına kavuşacaklardır.


(Müminun 23/2)
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ
Onlar, namazlarında derin bir saygı içinde olanlardır[*].

[*] Bakara 2/45.


(Müminun 23/3)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ
Onlar, boş şeylerden[*] kaçınanlardır.

[*] Bakara 2/225, Mâide 5/89, Furkan 25/72, Kasas 28/55.


(Müminun 23/4)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ
Onlar, zekât için faaliyette bulunanlardır[*].

[*] Bazıları zekat vermek için çalışır, bazıları da zekatın yerine ulaşması için gayret gösterirler.


(Müminun 23/5)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ
Onlar, edep yerlerini ve çevresini koruyanlardır[*].

[*] Nur 24/30-31, Ahzab 33/35.


(Müminun 23/6)
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ
Ancak hür eşlerine veya[1*] müminlerin hâkimiyetinde olan esir eşlerine[2*] karşı korumaları gerekmez. Çünkü bundan dolayı ayıplanmazlar.

[1*] Cariyelerle nikahsız ilişkiyi caiz görenler bu âyetteki "veya (أو)" bağlacına "ve (و)", anlamı vermek zorunda kalmışlardır. Bunu yapmasalardı, bir erkeğin edep yerlerini ya eşine ya da cariyesine açabileceği, ikisine birden açamayacağı şeklinde doğru bir anlam ortaya çıkardı, bu da sistemlerini alt üst ederdi.

[2*] Bütün mezhep ve tefsir alimleri, bu âyetteki (أَزْوَاجِهِمْ = eşlerine) sözünün, kadını da erkeği de kapsadığını kabul ederken “hâkimiyetleri altındakiler” sözüne, sadece “erkeklerin hakimiyeti altında olan cariyeler” anlamını vererek âyeti, cariyelerle nikâhsız ilişkinin delili saymışlardır. Halbuki, hür veya esir olmasına bakılmaksızın, bir kadınla ancak nikahlı olmak şartıyla cinsel ilişki kurulabilir (Nisa 4/3, Nur 24/32-33). İster kadın ister erkek olsun, bir Müslümanın eşi ya hür ya da esir olur (Bakara 2/221). Kadının birden fazla eşi olamayacağı için esir erkekle evlenmesini sınırlayan bir şey yoktur. Ama erkek, hür kadınla evlenebilecek imkana sahipse esir kadınla evlenemez. İmkanı olmadığı için esir kadınla evlenmişse onun üzerine ikinci eş alamaz. İkincisini alması için esir eşini hürriyetine kavuşturması gerekir (Nisa 4/25). Bu sebeple ayetlerde hür eş ile esir eş, erkek açısından daima farklı değerlendirilmiştir. Esir kadın her ne kadar hür kadın gibi, evliliğe hür iradesiyle karar verse de (Nisa 4/25) esir olması onun iradesini etkileyeceği için hür eşine düşmanca davranabilir. Bu da ailede huzur bırakmaz. Oysa aile kurumundan beklenen şey huzurdur (A’raf 7/189, Rum 30/21). Bu yüzden Allah Teala, hür kadınlarla evlenme imkanına sahip olmayan erkeklere, esir kadınla evlenmektense sabırlı davranmalarını tavsiye etmiştir (Nisa 4/25). Cariye ile nikahsız ilişkiyi caiz görenler Nebimizin Mariye ile olan birlikteliğini de delil gösterirler. İlgili ayetler, bağlantılarıyla okununca Nebimizin Mariye ile nikahsız ilişkiye girmiş olamayacağı ortaya çıkar. Ayrıntı için Ahzab 33/50’nin dipnotuna bakılabilir.


(Müminun 23/7)
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ
Kim bunun ötesine geçme isteğiyle hareket ederse, işte onlar sınırları aşanlardır[*].

[*] Mearic 70/29-31


(Müminun 23/8)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ
Ayrıca müminler, emanetlerine ve sorumluluklarına riayet edenlerdir[*].

[*] Mearic 70/32.


(Müminun 23/9)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ
Onlar, namazlarını düzgün ve sürekli kılarlar[*].

[*] En’am 6/92, Mearic 70/23, 34.


(Müminun 23/10)
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ
İşte onlar sahip olacak olanlardır.


(Müminun 23/11)
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Onlar Firdevs cennetlerine sahip olacaklar, onlar orada ölümsüz olarak kalacaklardır[*].

[*] Firdevs kelimesi, her çeşit ürünü içinde bulunduran geniş bahçe anlamındadır (Kehf 18/107-108).


(Müminun 23/12)
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ
Şurası kesin ki insanı çamurdan süzülen bir özden yarattık[*].

[*] İnsanın bütün gıdası çamurdan, yani su ile toprağın birleşmesinden oluşur. Dolayısıyla yumurta ve spermin kaynağı da çamurdur. Tüm canlılar toprağın su ile birleşmesi neticesinde oluşan ürünlerle beslenirler (Enbiya 21/30, Secde 32/7-8).


(Müminun 23/13)
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ
Sonra onu, karar-ı mekînde /yumurtaya ulaşma imkanı veren yerde döllenmiş yumurta haline getirdik[*].

[*] Erkeğin eşi, soyunu devam ettirme açısından tarlası gibidir. (Bakara 2/223) Onun tohumu/menisi üreme organına bırakılınca karar-ı mekîn’de yani yumurtaya ulaşmasına imkan veren yerde onu, nutfeye /döllenmiş yumurtaya dönüştürür (Abese 77/20-23). Çocuğun cinsiyeti ve özellikleri bu sırada belli olur (Necm 53/45-46). Önce döllenme olur, arkasından ölçüler belirlenir (Abese 80/18-19). Bu sebeple döllenmiş yumurtaya da (Nisa 4/1, A’râf 7/189) insan bedenine de nefs denir (Maide 5/32, Enbiya 21/35). Nutfe, yumurtaya ulaştığı karar-ı mekînden, bir süre kalacağı müstekarra yani rahim tüpüne, oradan da doğuma kadar kalacağı müstevdaa yani rahime geçer (En’âm 6/98). Böylece oluşum, üç karanlık yerde tamamlanmış olur (Zümer 39/6).

 

(Müminun 23/14)
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًاۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ
Sonra döllenmiş yumurtayı, rahim duvarına asılı embriyo haline getirdik. O embriyoyu bir çiğnem et haline getirdik. O et parçasını kemikler haline getirdik ve kemiklere et giydirdik. Sonra da onu farklı bir yapıda oluşturup geliştirdik[1*]. Yaratanların en güzeli[2*] olan Allah, ne yüce bir bereket kaynağıdır[3*]!”

[1*] Farklı bir yapıda oluşup gelişmesi, yaratılışı tamamlanan cenine ruhun üflenmesi ile başlar. Ruhun üflenmesi, bilgisayara işletim sisteminin yüklenmesi gibidir. İnsanı diğer tüm canlılardan ayıran şey, ruhun üflenmesi ile birlikte kazandığı özelliklerdir (Secde 32/7-9).

[2*] Yaratma iki türlüdür. Birincisi, maddesi ve benzeri olmayan bir şeyi yoktan var etmektir. Onu Allah’tan başkası yapamaz (En’âm 6/101). İkincisi, bir şeyden bir başka şey üretmektir. Bu tür yaratmayı insanlar da yapabilir. Nitekim İsa aleyhisselam, çamurdan bir kuş heykeli yaratmıştır (Âl-i İmrân 3/49).

[3*] Hac 22/5, Mü’min 40/67, Kıyamet 75/37-40.


(Müminun 23/15)
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ
Siz daha sonra kesinlikle öleceksiniz[*].

[*] Zümer 39/30-31.


(Müminun 23/16)
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ
Sonra siz, kıyamet /mezardan kalkış[*] günü yeniden yaratılıp kaldırılacaksınız.

[*] Kıyamet ayağa kalkma ve kalkış demektir. Kıyamet günü, insanların yeniden dirilip kabirlerinden kalktığı gündür.


(Müminun 23/17)
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ
Sizin üstünüzde yedi yol yaratmışızdır[1*]. Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz[2*].

[1*] Yedi yol, yedi kat gökten her birine giden yolları, mearic de bu yolların her birinin birer asansör gibi çalıştığını ifade ediyor olabilir (Rahman 55/33, Mearic 70/3, İnşikak 84/19).

[2*] En’am 6/132, Neml 27/93.


(Müminun 23/18)
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ
Gökten belli ölçüde su indirip yerin içine depolarız[1*]. Biz onu yürütmenin ölçüsünü de elbette koymuşuzdur[2*].

[1*] Hicr 15/21, Zümer 39/21, Zuhruf 43/11.

[2*] Mülk 67/30.


(Müminun 23/19)
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
Onunla sizin için hurma ve üzüm bahçeleri oluşturup geliştiririz. Orada sizin için çok miktarda meyveler de olur. Onlardan yersiniz[*].

[*] En’am 6/141, Nahl 16/10-11, Yasin 36/33-36.


(Müminun 23/20)
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ
Sina Dağı’ndan[*] çıkan, yağ ve yiyenler için boya (yemeği ve vücudu güzelleştirici şey) üreten bir ağaç da yetiştiririz.

[*] Nur 24/35

 

(Müminun 23/21)
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
En’âmda /koyun, keçi, sığır ve devede[1*] sizin için kesinlikle alınacak dersler vardır. İçlerinde olandan (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok yarar vardır. Bir de onlardan yersiniz[2*].

[1*] En’am 6/142-144.

 

(Müminun 23/22)
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟
Hem onların üzerinde hem de gemilerde taşınırsınız.


(Müminun 23/23)
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ
Nuh’u halkına elçi gönderdik[*]. Onlara şöyle dedi: “Ey halkım! Allah’a kulluk edin; sizin ondan başka ilahınız yoktur. Yanlışlardan sakınmayacak mısınız?”

[*] A’raf 7/59-64; Hud 11/25-49, Şuara 26/105-122, Saffat 37/75-82.


(Müminun 23/24)
فَقَالَ الْمَلَؤُ۬ا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ
Halkının önde gelenlerinden kafirlik edenler dediler ki: “Bu sadece sizin gibi bir beşerdir. Size üstünlük kurmak istiyor. Allah gerek görseydi[1*] melekler indirirdi. Önceki atalarımız arasında da böyle bir şey olduğunu duymadık[2*].

[1*] Şâe (شاء) fiili, “bir şey yapmak” anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz:

http://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html

 

 

 

(Müminun 23/25)
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ
O, cinlerin etkisine girmiş bir adamdan başkası değildir. Bu yüzden onu bir süre gözlemleyin[*].”

[*] Kamer 54/9.


(Müminun 23/26)
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ
Nuh: “Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et[*].” dedi.

[*] Enbiya 21/76-77, Şuara 26/117-118, Kamer 54/10, Nuh 71/26-27.


(Müminun 23/27)
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
Biz de ona şunu vahyettik: “Gözetimimiz altında ve vahyimize göre bir gemi inşa et. Emrimiz çıkıp tandır[1*] kaynadığında her canlı türünden bir çifti ve -hakkında önceden karar çıkan kişi hariç- aileni gemiye al[2*]. Yanlışlar içinde olanlar hakkında bana bir şey söyleme; çünkü onlar boğulacaklar[3*].”

[1*] (Tennur =التنور) tandır demektir. (Lisan’ul-Arab) Geminin tandırının kaynaması, onun buharlı gemi olduğunu ve harekete hazır hale geldiğini gösterir.

[2*] Bu, Nuh aleyhisselamın oğlu sandığı kişidir (Hud 11/45-46).


(Müminun 23/28)
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ
Yanındakilerle beraber sen de gemiye yerleştiğinde de ki: “Bizi, yanlışlar içindeki bu topluluktan kurtaran Allah’a hamdolsun.”

 

 

(Müminun 23/29)
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ
Bir de şöyle de: “Rabbim! Beni bereketli bir yere indir; izzet ve ikramda bulunanların en iyisi sensin.”


(Müminun 23/30)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ
Bu olayda, kesinlikle ayetler /dersler vardır[*]. Biz (kullarımızı) gerçekten yıpratıcı bir imtihandan geçiririz.

[*] Şuara 26/121-122, Kamer 54/15.


(Müminun 23/31)
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَر۪ينَۚ
Sonra onların arkasından başka bir nesil oluşturup geliştirdik.


(Müminun 23/32)
فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟
Onlara da “Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur; yanlışlardan sakınmayacak mısınız[*]?” desin diye kendi içlerinden bir elçi gönderdik.

[*] Nahl 16/36.


(Müminun 23/33)
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
Halkının içinden kafirlik eden, Ahiretle karşılaşmayı yalan sayan, üstelik kendilerine dünya hayatında refah da verdiğimiz önde gelenler şöyle dediler: “Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen, sizin gibi bir beşerden başka nedir ki!


(Müminun 23/34)
وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ
Sizin gibi bir beşere boyun eğecek olursanız, işte o zaman kesinlikle kaybedersiniz.


(Müminun 23/35)
اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ
Ölüp de toprağa ve kemiklere dönüşmüşken sizin gerçekten diriltilip çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?


(Müminun 23/36)
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ
Olmayacak şeyler vaat ediliyor size; hem de hiç olmayacak şeyler!


(Müminun 23/37)
اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ
Hayat sadece dünyadaki hayatımızdır. Burada ölür, burada yaşarız[1*]. Yoksa biz (topraktan) tekrar diriltilecek değiliz[2*].

[1*] Bunlar, bir taraftan ölür, bir taraftan da doğarız demiş olabilecekleri gibi, tenasühe yani reenkarnasyona inandıklarını da söylemiş olabilirler. Her iki durumda da ahireti inkar etmiş olurlar.

[2*] En’am 6/29, Casiye 45/24.

 

(Müminun 23/38)
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ
O, uydurduğu yalanı Allah’a mal eden adamın tekidir. Biz ona inanacak değiliz.”


(Müminun 23/39)
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ
Elçi dedi ki: “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et.”


(Müminun 23/40)
قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ
Allah dedi ki: “Çok geçmeden kesinlikle pişman olacaklar.”


(Müminun 23/41)
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَٓاءًۚ فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ
Bunun üzerine hak ettikleri o ses onları yakaladı ve hepsini çer çöpe çevirdik. Yok olsun yanlışlar içindeki topluluklar!


(Müminun 23/42)
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَر۪ينَۜ
Sonra onların ardından başka nesiller oluşturup geliştirdik.


(Müminun 23/43)
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَۜ
Hiçbir toplum, ecelinin ilerisine geçemez, gerisinde de kalamaz[*].

[*] En’am 6/2, Araf 7/34, Hicr 15/5, Yunus 10/49, 98-99, Nahl 16/61.

 

(Müminun 23/44)
ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
Sonra elçilerimizi art arda gönderdik. Bir topluma ne zaman bir elçi geldiyse onu yalanladılar. Biz de her birini diğerinin ardından helak ettik ve birer hikâyeye dönüştürdük[*]. Yok olsun inanmayan topluluklar!

[*] Al-i İmran 3/184, En'am 6/34, Yunus 10/74, Hac 22/42, Ankebut 29/18, Rum 30/47.


(Müminun 23/45)
ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ
Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerimizle /mucizelerimizle ve apaçık bir delil ile elçi olarak gönderdik.

 

 

(Müminun 23/46)
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَال۪ينَۚ
Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar kibirlendiler. Çünkü onlar kendilerini üstün gören bir topluluktu.


(Müminun 23/47)
فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ
Şöyle dediler: “Tıpkı bizim gibi beşer olan şu iki kişiye mi inanacağız! Üstelik bunların kavmi bize kölelik ediyor.”


(Müminun 23/48)
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ
Böylece ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular[*].

[*] A’raf 7/103-170, Hud 11/96-97, Taha 20/9-52, Mü'min 40/23-24, Yunus 10/75-93, Kasas 28/4, Zariyat 51/38-40.


(Müminun 23/49)
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Oysa doğru yola girsinler diye Musa’ya kitap da vermiştik[*].

[*] Bakara 2/87, Hud 11/110, İsra 17/2, Enbiya 21/48, Furkan 25/35, Kasas 28/43, Secde 32/23, Fussilet 41/45.


(Müminun 23/50)
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَع۪ينٍ۟
Meryem’in oğlunu /İsa’yı ve annesini mucize yaptık[1*]. Onları, kalınabilecek yeri ve akar suyu olan bir tepeye yerleştirdik[2*].

[1*] Meryem 19/21, Enbiya 21/91.

[2*] Meryem 19/23-26.


(Müminun 23/51)
يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًاۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ
(Elçilere şunu söyledik:) Ey elçiler! Temiz olan şeylerden yiyin[*] ve iyi işler yapın! Ben ne yaptığınızı bilirim.

[*] Bakara 2/168, 172, Maide 5/88, Nahl 16/114.


(Müminun 23/52)
وَاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ
İşte bu (bağlı olduğunuz) ümmetinizdir; tek bir ümmet. Ben de sizin Rabbinizim /Sahibinizim, öyleyse bana yanlış yapmaktan sakının[*]!

[*] Enbiya 21/92.


(Müminun 23/53)
فَتَقَطَّعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Fakat onlar, dinleri konusunda[1*] kendi aralarında bölünüp fırka fırka oldular. Her hizip kendinde olanla mutludur[2*]..

[1*] En'am 6/159.

[2*] Enbiya 21/92-93, Rum 30/30-32.


(Müminun 23/54)
فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ
Onları, bir süreye kadar daldıkları şey içinde bırak!


(Müminun 23/55)
اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِه۪ مِنْ مَالٍ وَبَن۪ينَۙ
Onlar ne sanıyorlar: Kendilerine mal ve evlat vermekle,


(Müminun 23/56)
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ
onların iyilikleri için mi koşturuyoruz! Hayır, aslında kavramıyorlar[*].

[*] Al-i İmran 3/196-197, Hicr 15/2-3, Zuhruf 43/83, Tur 52/45, Mearic 70/42, Müzzemmil 73/11.


(Müminun 23/57)
اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ
Ama Rablerinden korkmaları sebebiyle içleri titreyenler[*],

[*] Enbiya 21/49, Mülk 67/12.


(Müminun 23/58)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ
Rablerinin ayetlerine inananlar[*],

[*] Neml 27/81, Rum 30/53, Secde 32/15.


(Müminun 23/59)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ
Rablerine ortak koşmayanlar[*],

[*] Allah’a herkes inanır ama insanların çoğu araya başkasını koyar, şirk koşar. Bu sebeple Allah’a ve ayetlerine inandım demek yetmez, araya hiçbir şey koymamak /şirk koşmamak gerekir (En’am 6/82, Yusuf 12/106).


(Müminun 23/60)
وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ
ve verdikleri her şeyi, Rablerinin huzuruna çıkacakları için kalpleri titreyerek verenler var ya[*]

[*] İnsan 76/8-11, Leyl 92/18-21.


(Müminun 23/61)
اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ
işte hayırlı işlerde yarışan ve o işlerde önde olanlar onlardır[*].

[*] Fatır 35/32, Vakıa 56/10-12.


(Müminun 23/62)
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Biz kimseyi gücünün yetmediğinden sorumlu tutmayız[1*]. Yanımızda gerçekleri anlatan bir kitap vardır[2*]. Kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.

[1*] Bakara 2/286, En'am 6/152, A'raf 7/42.

[2*] Kehf 18/49, Casiye 45/28-29, Kamer 54/52-53, İnfitar 82/10-12.


(Müminun 23/63)
بَلْ قُلُوبُهُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ
Aslında bunların (bölünüp fırka fırka olanların) kalpleri, bütün bu anlatılanlardan gaflet içindedir[1*]. Onların bunlardan öncelikli işleri vardır, o işler için çalışırlar[2*].

[1*] Bunlar 53’ten 56. ayete kadar anlatılanlardır.

[2*] Yunus 10/7-8, Rum 30/7.


(Müminun 23/64)
حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَف۪يهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَۜ
Nihayet onlardan şımartılmış olanları azap ile yakaladığımızda birden feryat ederler[*].

[*] Enbiya 21/11-16.


(Müminun 23/65)
لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ
“Bugün feryat etmeyin; çünkü bizden yardım görmeyeceksiniz[*]!

[*] Enbiya 21/39-40.


(Müminun 23/66)
قَدْ كَانَتْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ
Size ayetlerim bağlantılarıyla okunuyordu ama siz geri geri çekiliyordunuz.


(Müminun 23/67)
مُسْتَكْبِر۪ينَ بِه۪ۗ سَامِرًا تَهْجُرُونَ
Kur’an karşısında kibirleniyor, geceleri bir araya gelip hezeyanlar savuruyordunuz[*]"

[*] Mu'minun 23/105, Lokman 31/7, Casiye 45/7-8, 31.


(Müminun 23/68)
اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَٓاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّل۪ينَۘ
Bunlar Allah’ın sözünü /Kitabını[1*] etraflıca düşünmediler mi[2*]? Yoksa bunlara, önceki atalarına gelmemiş olan bir şey mi[3*] geldi?

[1*] Kasas 28/51.

[2*] Nisa 4/82, Kasas 28/51-52, Muhammed 47/24.

[3*] Mekkelilerin eski ataları olan İbrahim ve İsmail aleyhisselama, tıpkı Kur'an gibi bir kitap inmişti (Bakara 2/136-137, Al-i İmran 3/84-85, Ahkaf 46/9).

 

 


(Müminun 23/69)
اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَۘ
Ya da kendilerine gelen elçiyi tanımıyorlar da bu yüzden mi onu reddediyorlar[*]!

[*] Yunus 10/16.


(Müminun 23/70)
اَمْ يَقُولُونَ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلْ جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ
Yoksa cinlerin etkisinde olduğunu mu söylüyorlar[1*]? Hayır! O bunlara doğruları getirdi ama bunların çoğu doğrulardan hoşlanmıyor[2*].

[1*] A'raf 7/184, Hicr 15/6, Sebe 34/7-8, 46, Tur 52/29, Tekvir 81/22.

[2*] Zuhruf 43/78, Muhammed 47/8-9.


(Müminun 23/71)
وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ
Eğer doğru, bunların arzularına göre şekillense göklerin, yerin ve oralardaki her şeyin[1*] düzeni bozulurdu. Aslında bunlara, fıtratlarındaki doğru bilgiyi getirdik ama bunlar, o doğru bilgiden yüz çeviriyorlar[2*].

[1*] (Men = من) kelimesi akıllı varlıklar için kullanılır. Akıllı varlıklar ile akılsız varlıklar birlikte anlatılıyorsa onları da içerecek şekilde kullanılır. Bunun Türkçede en iyi karşılığı “şey”dir.


(Müminun 23/72)
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۗ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ
Yoksa bunlardan bir ücret mi istiyorsun? Oysa Rabbinin vereceği karşılık en iyisidir! O, rızık verenlerin en hayırlısıdır[*].

[*] Furkan 25/57, Sebe 34/47, Tur 52/40, Kalem 68/46.


(Müminun 23/73)
وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
Sen onları, kesinlikle doğru bir yola çağırıyorsun[*].

[*] En’am 6/153, İbrahim 14/1, Şura 42/52-53.


(Müminun 23/74)
وَاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ
Şurası bir gerçek ki ahirete inanmayanlar o yoldan ayrılırlar[*].

[*] Nahl 16/60, Neml 27/4.


(Müminun 23/75)
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Onlara ikramda bulunup sıkıntılarını gidersek bile kesinlikle taşkınlıklarına dalar, bocalayıp dururlar[*].

[*] Yunus 10/12, Nahl 16/53-54, İsra 17/67.


(Müminun 23/76)
وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
Onları azap ile yakaladığımızda da ne Rablerine boyun eğer ne de yalvarıp yakarırlar[*].

[*] En’am 6/42-43, A’raf 7/94-95.


(Müminun 23/77)
حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟
Onlara çetin bir azabın kapısını açıncaya kadar böyle devam eder; o anda birden ümitsizliğe düşerler[*].

[*] En’am 6/44.


(Müminun 23/78)
وَهُوَ الَّذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلًا مَا تَشْكُرُونَ
Sizin için dinleme, görme /basiret ve gönüller oluşturan odur. Görevlerinizi ne kadar az yerine getiriyorsunuz[*]!

[*] Nahl 16/78, Secde 32/9, Mülk 67/23.


(Müminun 23/79)
وَهُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltan odur. Hepiniz onun huzurunda toplanacaksınız[*].

[*] Şura 42/11, Mülk 67/24.

 

(Müminun 23/80)
وَهُوَ الَّذ۪ي يُحْي۪ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Yaşatan ve öldüren odur[1*]. Gece ile gündüzü art arda getirmek de onun işidir[2*]. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

[1*] Yunus 10/56, Duhan 44/8, Hadid 57/2.

[2*] Bakara 2/164, Al-i İmran 3/190, Casiye 45/5.


(Müminun 23/81)
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ
Aslında bunlar da tıpkı öncekilerin dediklerini diyorlar:


(Müminun 23/82)
قَالُٓوا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
“Ölüp de toprak ve kemikler haline dönüştükten sonra biz gerçekten diriltileceğiz, öyle mi?” diyorlar[*].

[*] Mü’minun 23/35; Saffat 37/16, Kaf 50/3, Vakıa 56/47.


(Müminun 23/83)
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ
“Bize yapılan bu tehdit daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu, öncekilerin yalan yanlış yazılarından[1*] başka bir şey değildir[2*].”

[1*] Ayette geçen (esâtîr = أَسَاطِيرُ) kelimesi, bir şeye hiza vermek, saf tutturmak” anlamına gelen (satr =سطر) kökünden türemiştir. Aynı kökle ilişkili olan (musaytir = مُصَيْطِر) kelimesi de “kişileri hizaya sokan” anlamında kullanılır. Bir şeyi hizalamaya yarayan cetvel, satır, mala gibi kelimelerin Arapça karşılıkları da bu kökten türetilmiştir (Gaşiye 88/22). (Satara =سَطَرَ) fiilinin “yazı yazmak” anlamına da gelmesi, harflerin hizaya sokulması, anlamlı bir şekilde sıralanması sebebiyledir. Kur’an’da bu kökten fiil ile kalemin yazdıklarına yemin edilmekte (Kalem 68/1), yine bu kökten türeyen (mestûr =مَسْطُور) kelimesi ile satırlara dökülmüş, yani kayda geçmiş bir kitabın önemine dikkat çekilmektedir (Tûr 52/2, İsrâ 17/58, Ahzab 33/6). Dokuz yerde geçen (esâtîru’l-evvelîn = أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) ifadesi, Kur’an’da anlatılanların yeni olmadığını, önceki kitaplarda zaten var olduğunu ifade etmek için kafirler tarafından kullanılmıştır.

[2*] Neml 27/67-68.


(Müminun 23/84)
قُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Onlara şöyle de: “Biliyorsanız söyleyin, yeryüzü ve orada bulunanlar kimindir?”


(Müminun 23/85)
سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
“Allah’ındır!” diyeceklerdir. De ki: “O halde aklınızı başınıza almayacak mısınız?”


(Müminun 23/86)
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ
Onlara bir de “Yedi kat göğün ve Yüce Arş’ın[*] sahibi kimdir?” diye sor.

[*] Burası, kainatın yönetim merkezidir (Saffât 37/6-10, Yunus 10/3, Ra’d 13/2).

 

(Müminun 23/87)
سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ
“Onlar da Allah’ındır!” diyeceklerdir. De ki: “Öyleyse yanlışlardan sakınmayacak mısınız?”


(Müminun 23/88)
قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُج۪يرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
De ki: “Her şeyin yönetimi elinde olan, koruyan ama ona karşı kimsenin korunamayacağı zat kimdir? Biliyorsanız söyleyin!”


(Müminun 23/89)
سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ
“Allah’tır!” diyeceklerdir. De ki: “O halde nasıl aldanıyorsunuz[*]?”

[*] Yunus 10/31, Ankebut 29/61-63, Lokman 31/25, Zümer 39/38, Zuhruf 43/9-10, 87.


(Müminun 23/90)
بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Yok; biz onlara gerçeği getirdik ama onlar kesinlikle yalan söyleyen kimselerdir[*].

[*] Nahl 16/105, Saffat 37/151-152.


(Müminun 23/91)
مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ
Allah, çocuk edinmiş değildir, onun beraberinde bir ilah da yoktur. Öyle olsa, her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder, biri diğerine üstün gelirdi. Allah, onların yakıştırmalarından uzaktır[*].

[*] İsra 17/42, Meryem 19/88-93, Enbiya 21/22.


(Müminun 23/92)
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟
Gaybı /algılanamayanı ve şehadeti /algılanabileni bilir. Onların ortak saydıklarıyla da bir ilgisi yoktur[*].

[*] Ali Imran 3/5, En’am 6/73, Ra’d 13/9, Secde 32/6, Haşr 59/22, Teğabün 64/18.


(Müminun 23/93)
قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنّ۪ي مَا يُوعَدُونَۙ
De ki: “Rabbim! Eğer onların tehdit edildiği şeyi bana gösterecek olursan,


(Müminun 23/94)
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْن۪ي فِي الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ
Ey Rabbim, o zaman beni yanlışlar içindeki o topluluğun arasında bulundurma[*]!”

[*] Yunus 10/46, Ra’d 13/40, Mü’min 40/77, Zuhruf 43/42.


(Müminun 23/95)
وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ
Biz, onları tehdit ettiğimiz cezayı sana göstermemiz hakkında bir ölçü belirlemişizdir[*].

[*] Yunus 10/103, Mü’min 40/51.


(Müminun 23/96)
اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۜ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
Kötülüğü en güzel biçimde sav[*]! Onların ne yakıştırmalar yaptıklarını iyi biliriz.

[*] Fussilet 41/34.


(Müminun 23/97)
وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ
De ki: “Rabbim! Şeytanların dürtmelerinden sana sığınırım[*].

[*] A’raf 7/200-201, Fussilet 41/36.


(Müminun 23/98)
وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ
Rabbim! Bunların çevremde olmalarından da sana sığınırım.”


(Müminun 23/99)
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ
Onlardan (kafirlerden) birine ölüm geldiğinde: “Rabbim! Beni geri döndür[*]! deyip durur.

[*] Bu sözler, ruhun melekler tarafından alındığı sırada söylenen sözlerdir. Muhatabın tekil olmasına rağmen ifadenin, “Beni geri döndürünüz” şeklinde çoğul kullanılması, bu sözün en az üç kere tekrarlandığı şeklinde anlaşılabileceği gibi Allah ile araya koyduklarını da işe katarak onlardan da yardım istedikleri şeklinde de anlaşılabilir. (Secde 32/12, Şura 42/44).

 

(Müminun 23/100)
لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحًا ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
(Döndür ki) Terk ettiğim dünyada iyi işler yapayım.” (Ona) “Hayır, asla!” (denir.) Bu, onun mutlaka söyleyeceği sözdür ama önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.


(Müminun 23/101)
فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ
Sura üflendiği zaman, o gün, aralarında ne bir akrabalık bağı kalır ne de birbirlerini arayıp sorarlar[*].

[*] Kasas 28/66. Mearic 70/10-14, Abese 80/33-37.


(Müminun 23/102)
فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Kimin iyilikleri tartıda ağır gelirse işte onlar umduklarına kavuşacaklardır.


(Müminun 23/103)
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ
Kimin de iyilikleri tartıda hafif gelirse onlar kendilerini hüsrana uğratmış olacaklar, Cehennem’de ölümsüz olarak kalacaklardır[*].

[*] A’raf 7/8-9, Enbiya 21/47, Karia 101/6-11,


(Müminun 23/104)
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ
Yüzlerini ateş yalar, onlar orada dudakları çekilmiş, dişleri ortaya çıkmış halde olurlar[*].

[*] Nisa 4/56, A’raf 7/44-49, İbrahim 14/50, Kehf 18/29, Enbiya 21/39.


(Müminun 23/105)
اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
“Size ayetlerim bağlantılarıyla okunmadı mı; ama siz onlar karşısında yalana sarılıyordunuz[*]!”

[*] Mu'minun 23/66, Fatır 35/36-37, Zümer 39/71Casiye 45/31.


(Müminun 23/106)
قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَٓالّ۪ينَ
Derler ki: “Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve yoldan çıkmış bir topluluk olduk[*].

[*] Mülk 67/8-11, Şuara 26/91-97.


(Müminun 23/107)
رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Aynısını bir daha yaparsak gerçekten yanlış yapan kimseler oluruz.”


(Müminun 23/108)
قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
Allah der ki: “Yıkılıp kalın olduğunuz yerde! Artık benimle konuşmayın[*]!”

[*] Bakara 2/167, Maide 5/36-37, Hac 22/22, Secde 32/20, Casiye 45/34-35.


(Müminun 23/109)
اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ
Kullarımın içinde: ‘Rabbimiz! İnanıp güvendik. Bizi bağışla, bize ikram et, sen ikram edenlerin en iyisisin’ diyen bir kesim vardı[*].

[*] Al-i İmran 3/16, 146-147, 193-195.


(Müminun 23/110)
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ
Ama siz onları alaya alıyordunuz. Öyle ki onlar, size benim zikrimi /ayetlerimi unutturdu[1*]. Onlara gülüp duruyordunuz[2*].

[1*] Taha 20/124-127.

[2*] Bakara 2/212, Tevbe 9/79, Mutaffifin 83/29-30.


(Müminun 23/111)
اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ
Ben de sabırlı davranmalarına /duruşlarını bozmamalarına karşılık bugün onları ödüllendirdim. Başaranlar işte onlar oldu[*].”

[*] En'am 6/16, Haşr 59/20, Nebe 78/31.


(Müminun 23/112)
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ
Allah “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye soracak.


(Müminun 23/113)
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ
Onlar: “Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık; onu sayanlara sor” derler.


(Müminun 23/114)
قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Allah şöyle diyecektir: “Pek az kaldınız, keşke bunu bilseydiniz[*]!

[*] Yunus 10/45, İsra 17/52, Rum 30/55, Ahkaf 46/35, Naziat 79/46.


(Müminun 23/115)
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
Sizi boşuna yarattığımızı; huzurumuza çıkarılmayacağınızı mı hesap etmiştiniz[*]?”

[*] Kıyamet 75/3, 36.


(Müminun 23/116)
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ
Gerçek hükümdar olan Allah pek yücedir[*]. O’ndan başka ilah yoktur. O, değerli Arş’ın/ yönetimin sahibidir.

[*] Taha 20/114.


(Müminun 23/117)
وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ
Kim, elinde bir belge olmadan Allah ile birlikte başka birini ilah sayıp yardım isterse hesabını yalnız Rabbinin huzurunda verecektir[1*]. Şurası bir gerçek ki, kafirler[2*], umduklarına kavuşamazlar.

[1*] A'raf 7/33, Enbiya 21/24, Hac 22/71, Ahkaf 46/5-6.

[2*] Allah’tan başka ilah olduğunu iddia ederek, Allah’ı ikinci sıraya koyanlar (A’râf 7/30).

(Müminun 23/118)
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ
De ki: “Rabbim! Bağışla, ikramda bulun; en iyi ikramı yapan sensin.”