VAKIA

TEFSİR
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla...[*]

[*] "Rahmân” ve “Rahîm" kelimeleri, rahmet (رحمة) kökündendir. Rahmet, iyilik ve ikramı gerektiren incelik anlamındadır. Allah’ın özelliği olarak kullanılınca sadece iyilik ve ikram anlaşılır (Müfredât). Rahmân “rahmeti her şeyi kuşatan” demektir. Bu özellik Allah’tan başkasında olmayacağı için “iyiliği sonsuz” diye çevirdik. Rahîm “çok merhametli” demektir. Bu özellik Allah’ın dışındaki varlıklarda da olabilir. Nitekim ‘rahîm’ kelimesi, Tevbe 9/128. âyette Resulullah için; Fetih 48/29. ayette ise müminler için kullanılmıştır.


(Vakıa 56/1)
اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ
Olacak olan (yeniden diriliş) olduğu zaman[*];

[*] Hâkka 69/13-15.


(Vakıa 56/2)
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ
onun oluşunu yalan sayacak kimse kalmaz[*].

[*] O gün insanlar öyle bir halde olacak ki bunu yalanlamaları mümkün olmayacaktır (Hac 22/1-2).


(Vakıa 56/3)
خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ
O olay, (kimini) alçaltacak, (kimini de) yükseltecektir[*].

[*] O gün, kâfirler alçalacak, müminler de yükselecektir (Âl-i İmran 3/106-107, Yunus 10/26-27, Hadid 57/12, Abese 80/33-42).


(Vakıa 56/4)
اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجًّاۙ
Yer çalkalanıp[*] yerinden oynadığı,

[*] Hakka 69/14, Müzzemmil 73/14, Fecr 89/21, Zilzal 99/1.

 


(Vakıa 56/5)
وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّاۙ
dağlar paramparça edilip


(Vakıa 56/6)
فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثًّاۙ
yayılmış toza toprağa dönüştüğü[*],

[*] Yeniden diriliş gününden önce dağların durumunu anlatan diğer ayetler için bkz: Kehf 18/47, Taha 20/105-107 Tur 52/10, Hakka 69/14, Mearic 70/9, Müzzemmil 73/14, Mürselat 77/10, Nebe 78/20, Tekvir 81/3, Karia 101/5.

 


(Vakıa 56/7)
وَكُنْتُمْ اَزْوَاجًا ثَلٰثَةًۜ
ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman[*],

[*] Rum 30/14-16.

 

 


(Vakıa 56/8)
فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ
iyi durumda olacak olanlar… Kimlerdir iyi durumda olacak olanlar?[*]

[*] Vakıa 56/27-40, Beled 90/12-18.

 


(Vakıa 56/9)
وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ
Zor durumda olacak olanlar… Kimlerdir zor durumda olacak olanlar?[*]

[*] Vakıa 56/41-56, Beled 90/19-20.

 


(Vakıa 56/10)
وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ
Bir de önde olanlar vardır, hep önde olanlar!


(Vakıa 56/11)
اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ
Onlar, Allah’a yakınlığı onaylanmış kimselerdir[*].

[*] “Allah’a yakınlığı onaylanmış kimseler” olarak meal verdiğimiz kelime “mukarrebûn”dur. Onlar,  dünyadaki çalışmaları sebebiyle Allah’ın yanında itibarı ve değeri yüksek olanlardır. Bu surede onlar, “önde olanlar” olarak nitelenmiştir. Diğer surelerde de onların özellikleri anlatılmaktadır (Mü'minun 23/57-61, Fatır 35/32).

Bunlar cennette, yüksek yerlerde kalacaklar, kendilerine has bir çeşmeden içecekler (Mutaffifîn 83/28); huzur, güzel kokular ve nimetlerle dolu bahçelerde ağırlanacaklardır (Vâkıa 56/88-89).

 


(Vakıa 56/12)
ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
Nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır[*].

[*] Yunus 10/9, Hac 22/56, Lokman 31/8, Saffat 37/40-43, Kalem 68/34.


(Vakıa 56/13)
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
Onlar, çoğunluğu öncekilerden[*] olan bir topluluktur;

[*]  Önde olanların büyük bir bölümü, Adem aleyhisselamdan Muhammed aleyhisselama kadar gelmiş olan nebilerin ümmetlerindendir.


(Vakıa 56/14)
وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ
birazı da sonrakilerdendir[*].

[*] Önde olanların az bir kısmı da Muhammed aleyhisselamdan kıyamete kadar devam edecek olan son ümmetten olacaktır.


(Vakıa 56/15)
عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ
Mücevherlerle işlenmiş sedirlere kurulacak[*],

[*] Hicr 15/47, Saffat 37/44, Tur 52/20, Ğaşiye 88/13.

 


(Vakıa 56/16)
مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ
karşılıklı olarak onlara yaslanacaklar[*].

[*] Duhan 44/53.

 


(Vakıa 56/17)
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ
Ölümsüzleştirilmiş erkek hizmetçiler çevrelerinde dolaşacak[*],

[*] İnsan 76/19.


(Vakıa 56/18)
بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ
testiler, ibrikler ve kaynağından doldurulmuş kadehlerle...[*]

[*] Saffat 37/45-46, Zuhruf 43/71, İnsan 76/15, Nebe 78/34.


(Vakıa 56/19)
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ
İçtikleri şeyden dolayı ne başları ağrıtılacak ne de sarhoş olacaklar[*].

[*] Saffat 37/47, Muhammed 47/15, Tur 52/23.


(Vakıa 56/20)
وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ
(O hizmetçiler) cennetliklerin tercih ettikleri meyveler[*]

[*] Yasin 36/57.


(Vakıa 56/21)
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ
ve canlarının çektiği kuş etleri ile de (dolaşacaklar)[*].

[*] Tur 52/22.


(Vakıa 56/22)
وَحُورٌ ع۪ينٌۙ
Bir de ceylan gözlü huriler[1*] (dolaşacak)[2*].

[1*] Huriler, cennete giden kadının ve erkeğin yakın çevresinde olan dişi hizmetçilerdir. Vücutları, kabuğunda saklı inciler gibi örtülü olan, gözlerini hizmet ettikleri kişilerin üzerinden ayırmayan huriler (Saffat 37/48-49, Rahman 55/56,72; Vakıa 56/22-23), ilk kez cennette yaratılmış olacak (Vakıa 56/36),  üst seviyede hizmet sunacak ve birbirleriyle aynı yaşta olacaklardır (Nebe 78/33). Hurilerle ilgili olarak Duhan 44/54 ve Tur 52/20’de geçen “(وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍعِينٍ) “Ceylan gözlü hurileri onların yanına vermiş oluruz.” ifadesindeki “zevvece” fiilinden dolayı hurilerin, cennete giden erkeklere odalık veya eş olarak verileceği iddia edilir ama ayete bu anlamı vermek hem bağlam hem gramer açısından yanlıştır. Çünkü “onlar” zamiri ile işaret edilen “önde olanlar”ın içinde hem erkekler hem de kadınlar vardır (Duhan 44/51, Tur 52/17). "Zevvece (زوج)" fiili, tek mef’ul /nesne alırsa “birbirini tamamlayan iki şeyi birleştirme” (Şûrâ 42/49-50); iki nesne alır da ikinci nesne, fiile doğrudan bağlanırsa "evlendirme" anlamına gelir (Ahzab 33/37). Ama ikinci nesne fiile, huriler kelimesinden önceki “bâ (بِ)” harfi gibi harf-i cer ile bağlanırsa “onun çok yakına alınması” anlamını ifade eder (Müfredat). Bu sebeple ayetlerde geçen “Ceylan gözlü hurileri onların yanına vermiş oluruz.” ifadesinin tek anlamı, hurilerin yakın hizmetçiler yapılacağıdır.

[2*] Bu ayetin bir önceki dipnotunda anlatıldığı gibi huriler, cennetteki erkeklere verilecek eşler değil, kadın ve erkek ayrımı olmadan cennete giden tüm insan ve cinlere (Rahman 55/72-74) hizmet edecek dişi varlıklardır. Bu nedenle, bu ayetteki “huriler” sözcüğü ancak 17. ayetteki dolaşma fiilinin fâili olan “vildan” yani “erkek hizmetçiler” sözcüğüne ma’tuf olur. Arap dili açısından da doğru olan budur.


(Vakıa 56/23)
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ
Sanki onlar kabuğunda saklı inci gibidir[*].

[*] Saffat 37/48-49.


(Vakıa 56/24)
جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
(Bütün bunlar) Yaptıklarına karşılık onları ödüllendirmek içindir[*].

[*] Secde 32/17, Ahkaf 46/13-14, İnsan 76/22.


(Vakıa 56/25)
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ
Orada boş söz ve günaha sokan bir şey işitmeyecekler[*].

[*] Nebe 78/35-36.


(Vakıa 56/26)
اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا
(İşitecekleri) sadece “selam selam” sözleri (esenlik ve güvenlik içeren sözler) olacak[*].

[*] Meryem 19/62.


(Vakıa 56/27)
وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ
Defteri sağdan verilenler… Kimlerdir defteri sağdan verilenler?[*]

[*] Defteri sağından verilenlerin hepsi cennete gider ve oranın nimetlerinden yararlanırlar (İsra 17/71, Vakıa 56/90-91, Hâkka 69/19-24, Müddessir 74/39-40, İnşikak 84/7-9). Ancak hepsi aynı konumda olmazlar (İsra 17/21).  Allah, kendi yolunda malı ve canıyla elinden geleni yapanları, özürsüz olarak oturup kalanlarla bir tutmayacak, vereceği büyük bir ödülle diğerlerinden üstün kılacaktır (Nisa 4/95-96).


(Vakıa 56/28)
ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ
Onlar; dikensiz sidre ağaçları[*],

[*] Türkçede bu ağaca, Arabistan kirazı denir.


(Vakıa 56/29)
وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ
meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları arasında,


(Vakıa 56/30)
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ
ve uzayıp giden gölgeliklerde,


(Vakıa 56/31)
وَمَٓاءٍ مَسْكُوبٍۙ
çağlayan su başlarında,


(Vakıa 56/32)
وَفَاكِهَةٍ كَث۪يرَةٍۙ
çokça meyveler,


(Vakıa 56/33)
لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍۙ
tükenmeyen ve yenmesi yasaklanmayan meyveler içinde,


(Vakıa 56/34)
وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍۜ
yüksek döşeklerde olacaklar[*].

[*] Cennette, önderlerin dışındakiler de cennet nimetlerinden yararlanacak, huri ve vildan yani dişi ve erkek hizmetçiler onlara da hizmet edecektir (Ra’d 13/35, Hicr 15/45-48, Yasin 36/55-58, Saffat 37/40-49, Sad 38/49-54, Tur 52/17-28, Hâkka 69/19-24, İnsan 76/5-22, Mürselat 77/41-44, Ğaşiye 88/8-16).


(Vakıa 56/35)
اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ
Onları[*]/ hizmet eden hurileri biz oluşturup geliştirdik.

[*] “Onları” diye anlam verdiğimiz (هن) zamirine, bazı tefsir ve meallerde “cennetliklerin eşleri” anlamı verilir. Bunun için 34. âyetteki “yüksek döşeklerde olacaklar (وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ)” ifadesine, Arap diline aykırı olarak “onlara, pek değerli eşler vereceğiz” şeklinde anlam vermişlerdir. Oysa 34. ayetteki ifade, 27. ayetle başlayan ve oradaki “fî (في)” harfi cerri nedeniyle mekan belirttiği açık olan bir dizi yer zarfının sonuncusudur. 27-34 arasındaki tüm ayetlerde defteri sağdan verilenlerin kalacakları yerler anlatılmaktadır. Ayete “onlara, pek değerli eşler vereceğiz” anlamını verebilmek için, zarf olan kelimelere mef’ul /nesne muamelesi yapılması gerekir ki bu, Arap dili açısından mümkün değildir. Zaten “eşler” diye anlam verdikleri furuş (فُرُش) kelimesi, Rahman Suresinin 54. âyetinde, “cennetliklerin yaslandıkları döşekler” anlamında kullanılmıştır ve ona “döşekler” dışında bir anlam veren de olmamıştır. Bu ayette de furuş kelimesi aynı anlamdadır. Bundan üç ayet sonra:“Onlar, defteri sağdan verilenler içindir." (Vakıa 56/38) ifadesi tekrarlanmaktadır. Bu sebeple, zamirin gidebileceği tek yer, Vakıa 56/22. âyetteki hurilerdir.


(Vakıa 56/36)
فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًاۙ
Onları ilk olarak (orada) yarattık[*].

[*] “İlk olarak” diye anlam verilen kelime “(بكر) bikr”in çoğulu olan “(أبكار) ebkâr”dır. Bikr’in kök anlamı, bir şeyin ilki ve başlangıcı olmaktır (Mekâyîs’ul-luğa (بكر) md.). Bu kelime, bâkire kadınlar için de kullanılır. Tefsir ve mealler, “(فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا)” ayetine  “onları ilk defa (orada) yarattık” yerine “onları bâkireler yaptık” anlamı vermişlerdir. Halbuki hurilerle ilk defa cennette karşılaşılacağını söyleyen başka ayetler de vardır (Rahman 55/56, 72-74).


(Vakıa 56/37)
عُرُبًا اَتْرَابًاۙ
Güler yüzlü, içleri temiz[1*] ve birbirlerine yaşıtlar[2*] yaptık.

[1*] “Güler yüzlü ve içi temiz” anlamı verdiğimiz kelime (عروب) ‘arûb’un çoğulu olan (عرب) ‘urub’dur. (el-Ayn).

[2*] Nebe 78/33.


(Vakıa 56/38)
لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟
Bunlar, defteri sağdan verilenler içindir[*].

[*] Vakıa 56/27.


(Vakıa 56/39)
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
Onlar (defteri sağdan verilenler), hem öncekilerden oluşan büyük bir topluluktur;


(Vakıa 56/40)
وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ
hem de sonrakilerden oluşan büyük bir topluluktur[*].

[*] Vakıa 56/10-14. Ayetlerde, önde gelenlerin büyük bir bölümünün önceki ümmetlerden, az bir bölümünün de Muhammed aleyhisselamın ümmetinden olacağı bildirilmiş, burada ise defteri sağdan verilenlerin, her iki taraftan da büyük bir bölümü oluşturacağı ifade edilmiştir.


(Vakıa 56/41)
وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ
Defteri soldan verilenler… Kimlerdir defteri soldan verilenler[*]?

[*] Hakka 69/25-29, İnşikak 84/10-15.


(Vakıa 56/42)
ف۪ي سَمُومٍ وَحَم۪يمٍۙ
Onlar, iliklerine kadar işleyen ateş ile kaynar su arasında[*]

[*] Mü’min 40/70-72, Rahman 55/43-44.


(Vakıa 56/43)
وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍۙ
ve kapkara bir dumanın gölgesinde olacak olanlardır[*].

[*] Zümer 39/16.


(Vakıa 56/44)
لَا بَارِدٍ وَلَا كَر۪يمٍ
(O gölge) ne serinletici ne de ferahlatıcıdır[*].

[*] Mürselat 77/30-31.


(Vakıa 56/45)
اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ
Onlar bundan önce kendilerine verilen nimetlerle şımarmış kimselerdi[*].

[*] İbrahim 14/7, Mü’minun 23/33.


(Vakıa 56/46)
وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظ۪يمِۚ
O büyük günahta /şirkte[1*] ısrar ederlerdi[2*].

[1*] Lokman 31/13.

[2*] Bunun bir örneği için bkz: Nuh 71/5-7.


(Vakıa 56/47)
وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ
Şöyle derlerdi: “Ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra mı! Biz gerçekten tekrar diriltilecek miyiz[*]!

[*] Ra’d 13/5, İsra 17/49, Mü’minun 23/35, 82, Secde 32/10, Saffat 37/16, Kaf 50/3, Naziât 79/10-12.


(Vakıa 56/48)
اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ
Geçmiş atalarımız da mı[*] !”

[*] Saffat 37/17.


(Vakıa 56/49)
قُلْ اِنَّ الْاَوَّل۪ينَ وَالْاٰخِر۪ينَۙ
Onlara de ki: “Öncekiler de sonrakiler de[*],

[*] Saffat 37/18.


(Vakıa 56/50)
لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
bilinen günün belirlenen vaktinde (diriltilip), kesinlikle bir araya toplanacaklardır[*].”

[*] Nisa 4/87, Kehf 18/99, Yasin 36/32, 53, Casiye 45/26, Mürselat 77/38.


(Vakıa 56/51)
ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ
Sonra siz, ey yalan söyleyip duran sapkınlar[*]!

[*] Al-i İmran 3/90, Vakıa 56/92-94.

 


(Vakıa 56/52)
لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ
Kesinlikle zakkum ağacından yiyeceksiniz[*].

[*] Saffat 37/62-65, Duhan 44/43-46.


(Vakıa 56/53)
فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız[*].

[*] Saffat 37/66.


(Vakıa 56/54)
فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ
Üzerine kaynar sudan içeceksiniz[*].

[*] Yunus 10/4, Kehf 18/29, Saffat 37/67, Nebe 78/24-25, Ğaşiye 88/5.


(Vakıa 56/55)
فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ
Susuzluktan[*] yanıp kavrulmuş develerin içmesi gibi içeceksiniz.

[*] Meryem 19/86.


(Vakıa 56/56)
هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ
Bu, her şeyin karşılığını bulacağı[1*] günde onlara verilen ziyafettir[2*]!

[1*] Din, “âdet, durum; yapılan işe karşılık vermek ve verilen karşılık, itaat /boyun eğme” anlamlarına gelir (es-Sıhâh). Din, Kuran’da insanın kabul edip ona göre yaşamaya söz verdiği sistem anlamına da gelir (Al-i İmran 3/19, Kafirun 109/6). Eğer bu din Allah’ın dini ise boyun eğilen yalnızca Allah’tır ve karşılığı ondan beklenir. “Din günü” de dünyada yapılanların karşılığının alınacağı Ahiret günüdür (Fatiha 1/4, Nûr 24/25, Saffat 37/19-20, Sad 38/78, Zâriyât 51/6-12-13, Mearic 70/26, Müddessir 74/46, İnfitar 82/9,15-19).

[2*] Kehf 18/102, Vakıa 56/93.


(Vakıa 56/57)
نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟
Sizi biz yarattık[*], (ahirette olacakları) keşke kabul etseniz!

[*] Hucurat 49/13, İnsan 76/28.


(Vakıa 56/58)
اَفَرَاَيْتُمْ مَا تُمْنُونَۜ
Boşalttığınız meniyi hiç düşündünüz mü[*]?

[*] Türkçede meni, sadece erkeklerin spermini Arapçada ise bütün canlıların ölçülerinin belirlendiği esnadaki üreme hücrelerini ifade eder (Müfredat). Bu iş, döllenme sırasında oluşur (Necm 53/46, Kıyamet 75/37). Burada kadının hayız döneminde dışarı attığı ve erkeğin boşalttığı üreme hücreleri anlatılmaktadır.


(Vakıa 56/59)
ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ
Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz[*]?

[*] Mürselat 77/20, Tarık 86/5-7.


(Vakıa 56/60)
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ
Aranızda, ölümü biz takdir ettik; bizim önümüze geçilemez[*].

[*] Âl-i İmran 3/185, Nisa 4/78, Enbiya 21/35, Ankebut 29/57, Cuma 62/8.


(Vakıa 56/61)
عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ
Bu, (tanınmanızı engellemeden) yapınızı değiştirmek ve bilmediğiniz bir şekilde sizi yeniden oluşturmak içindir[*].

[*] Ahirette herke, Adem aleyhisselam gibi olgunluk yaşında yaratılacak A’raf 7/29 müminler ve kafirler yüzlerinden belli olacak. Müminlerin yüzü ak, kâfirlerin ki kara olacak. Mahşer yerinde müminlerin nurları önlerinden ve sağlarından yansıyacak ve ölümsüz bir yapıda yaratılacaklardır. İsra 17/99, Ankebut 29/20, Necm 53/47, Tahrim 66/8.


(Vakıa 56/62)
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
İlk oluşumunuzu[*] iyi biliyorsunuz. Keşke bilgilerinizi kullansanız!

[*] En’am 6/98, Hac 22/5, Mülk 67/23.


(Vakıa 56/63)
اَفَرَاَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَۜ
Ekmekte olduğunuz tohumu düşündünüz mü[*]?

[*] Yasin 36/33-36.


(Vakıa 56/64)
ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ
Onu siz mi bitirip yetiştiriyorsunuz, yoksa bitirip yetiştiren biz miyiz[*]?

[*] En’am 6/141, Nahl 16/10-11, Secde 32/27, Nebe 78/14-16.


(Vakıa 56/65)
لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
Gerek görürsek[1*], onları çer çöp haline getiririz de şaşar kalırsınız[2*].

[1*] Şâe (شاء) fiili, “bir şey yapmak” anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz: http://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html 

[2*] Zümer 39/21, Hadid 57/20.


(Vakıa 56/66)
اِنَّا لَمُغْرَمُونَۙ
(Şöyle dersiniz:) “Biz kesinlikle zarara sokulmuş kimseleriz.


(Vakıa 56/67)
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Aslında biz mahrum bırakılmış kimseleriz[*].”

[*] Bunun somut bir örneği için bkz: Kalem 68/17-32.

(Vakıa 56/68)
اَفَرَاَيْتُمُ الْمَٓاءَ الَّذ۪ي تَشْرَبُونَۜ
Ya içmekte olduğunuz suyu düşündünüz mü?


(Vakıa 56/69)
ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ
Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz[*]?

[*] Hicr 15/21, Mü’minun 23/18, Zümer 39/21.


(Vakıa 56/70)
لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
İsteseydik o suyu acı yapardık[*]. Keşke şükretseniz /görevlerinizi yerine getirseniz!

[*] Nitekim suları tuzlu ve acı olan deniz ve göller vardır (Furkan 25/53, Fatır 35/12). Bütün sular böyle olsaydı içilecek su bulunamazdı. 


(Vakıa 56/71)
اَفَرَاَيْتُمُ النَّارَ الَّت۪ي تُورُونَۜ
Peki ya tutuşturmakta olduğunuz ateşi düşündünüz mü?


(Vakıa 56/72)
ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ
Onun ağacını[*] siz mi oluşturup geliştirdiniz yoksa oluşturup geliştiren biz miyiz?

[*] Burada bahsedilen ağaç, başka bir maddeye ihtiyaç duymadan doğrudan parçaları birbirine sürtülerek kıvılcım çıkarılabilen ve o kıvılcımın tutuşturucu olarak kullanıldığı ağaçtır (Yasin 36/80).

 

(Vakıa 56/73)
نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ
Biz o ağacı, (birçok şeyi) hatırlatma vesilesi[*] ve ihtiyacı olanların yararlanacağı bir şey yaptık.

[*] Ağaç, birçok nimeti hatırlattığı gibi onu yakmakla oluşan ateş de cehennemi hatırlatır. 


(Vakıa 56/74)
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ۟
Öyleyse sen, Rabbinin muazzam ismi /özelliği[1*] sebebiyle ona boyun eğ![2*]

[1*] “Özellik” diye meal verdiğimiz kelime “isim”dir. Çünkü Arapçada isim, bir şeyi tanımlayan, neye yaradığını gösteren ve akılda tutmaya yarayan sözdür (Müfredat). Türkçede “isim”, bu anlamı içermediği için meale “özellik” olarak yazdık (Bakara 2/31). 

[2*] Vakıa 56/96, Hâkka 69/52.


(Vakıa 56/75)
فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ
Hayır! (Kur’an ile ilgili söyledikleriniz doğru değil) Yıldızların bulunduğu yerlere[*] yemin ederim.

[*] Yıldızların bulunduğu yer birinci kat semadır. Orası, mele-i a’lâ’nın /büyük melekler topluluğunun bulunduğu yerdir. Güneş, ay ve gezegenler birinci kat semanın süsleridir (Saffat 37/6-8).


(Vakıa 56/76)
وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ
Keşke bilseniz, bu kesinlikle büyük bir yemindir!


(Vakıa 56/77)
اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ
O, şüphesiz değerli bir Kur’an’dır[*].

[*] Yasin 36/69-70.


(Vakıa 56/78)
ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ
(Yıldızların bulunduğu yerde) saklı tutulan bir kitaptadır[*].

[*] Zuhruf 43/3-4, Büruc 85/21-22.


(Vakıa 56/79)
لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَۜ
Oradaki kitaba, tertemiz oldukları onaylanmış olanlardan[1*] (meleklerden) başkası dokunamaz[2*].

[1*]  “Tertemiz oldukları onaylanmış olanlar” anlamı verdiğimiz kelime ism-i mef’ul kalıbındaki “mutahharûn (المطهرون)”dur. Bunlar, Allah’ın melek olarak görevlendirdiği cinlerdir. Onlardan herhangi biri, daha önce melek olan İblis gibi (bkz. Bakara 2/34, Kehf 18/50 ve dipnotları), yanlış bir yola girerse görevden uzaklaştırılır (Nisa 4/172-173). 

[2*]  Gökler yedi kattır (Bakara 2/29, Fussilet 41/12, Talak 65/12, Mülk 67/3). Birinci kat sema, Mele-i A’lâ yani büyük meleklerin toplanma yeridir. Şeytanlar oraya yaklaştırılmazlar (Saffât 37/6-10). Kur’an’ın yazılı olduğu levha, orada korunmaktadır. Ona sadece melekler dokunabilir. Meleklerden başkasının dokunamayacağı bildirilen Kur’an; elimizdeki Kur’an değil, Kur’an da dahil olmak üzere tüm ilahi bilgilerin saklı tutulduğu ana kitap olan Levh-i Mahfuz’dur. Buna rağmen bu ayet, Kur’an’a abdestsiz ve cünüp olanlarla âdetli ve lohusa kadınların dokunamayacağının delili sayılır. Oysa abdest veya cünüplükten dolayı yıkanma, sadece namaz için şarttır (Maide 5/6). Kur’an okunacağı zaman yapılması emredilen, şeytandan Allah’a sığınmaktır (Nahl 16/98). Abdestsiz, cünüp, âdetli veya lohusa olanların Kur’an’a dokunmalarının veya Kur’an okumalarının haram olduğunu söyleyen sahih bir hadis de yoktur. 

(Vakıa 56/80)
تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
O, bütün varlıkların Rabbi /Sahibi tarafından indirilmiştir[*].

[*] Şuara 26/210-212. Cin suresindeki ayetler de (Cin 72/26-28) ininceye kadar Kur’an’ın, şeytanlardan nasıl korunduğunu göstermektedir. Fussilet 41/2, 41-42, Hâkka 69/40-43.

 

(Vakıa 56/81)
اَفَبِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَۙ
Şimdi siz, bu söz /Kur’an hakkında gerçek dışı beyanlarda mı bulunuyorsunuz[*]!

[*] Kafirler, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu gayet iyi bilirler ama bunu açıklamak istemezler (Âl-i İmran 3/106, Kasas 28/57).


(Vakıa 56/82)
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
Yalan söylemeyi geçim kaynağınız haline mi getiriyorsunuz[*]?

[*] Bakara 2/41, 79, 174, Al-i İmran 3/77-78, Tevbe 9/34.

 

(Vakıa 56/83)
فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَۙ
Can boğaza geldiği zaman hadi! (Onu geri çevirin de görelim![*])

[*] Nahl 16/28, Müminun 23/99-100, Kıyamet 75/26-29.


(Vakıa 56/84)
وَاَنْتُمْ ح۪ينَئِذٍ تَنْظُرُونَۙ
Siz o zaman (ölmekte olan kişiye) bakar durursunuz[*].

[*] O sırada ölüm melekleri gelmiş olur (En’am 6/61).

 

(Vakıa 56/85)
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
Biz ona, sizden daha yakınızdır ama siz göremezsiniz.


(Vakıa 56/86)
فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ
Hadi bakalım, eğer hesaba çekilmeyecek kimselerseniz[*],

[*] Saffat 37/ 52-53, Maun 107/1.

 

(Vakıa 56/87)
تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
iddianızda da haklıysanız, çıkmakta olan canı geri çevirin de görelim[*]!

[*] Bu ayetten anlaşılacağı üzere, insan ölüm karşısında çaresizdir.


(Vakıa 56/88)
فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ
Eğer ölen kişi Allah’a yakınlığı onaylanmış olanlardan[*] ise

[*] Vakıa 56/10-11.


(Vakıa 56/89)
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَع۪يمٍ
onun için iyilik ve ikram, güzel kokular ve nimetlerle dolu cennet vardır[*].


(Vakıa 56/90)
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِۙ
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise[*]

[*] Vakıa 56/27.


(Vakıa 56/91)
فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَم۪ينِ
(ona şöyle denir:) “Defteri sağdan verilenlerden olan kişi! Sana selam olsun!”


(Vakıa 56/92)
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّب۪ينَ الضَّٓالّ۪ينَۙ
Ama eğer yalan söyleyip duran sapkınlardan ise[*],

[*] Vakıa 56/51.


(Vakıa 56/93)
فَنُزُلٌ مِنْ حَم۪يمٍۙ
kaynar sudan bir ziyafet[*]

[*] Vakıa 56/52-56.


(Vakıa 56/94)
وَتَصْلِيَةُ جَح۪يمٍۙ
ve yakıcı ateşte kızarma vardır[*].


(Vakıa 56/95)
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَق۪ينِۚ
Şüphesiz bu Kur’an, doğruluğu kesin olarak bilinebilir bir gerçektir[*].

[*] Fussilet 41/53, Hakka 69/51.

 

(Vakıa 56/96)
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ
Öyleyse sen, Rabbinin muazzam ismi /özelliği sebebiyle ona boyun eğ![*]

[*] Vakıa 56/74, Hâkka 69/52.